Kulkula

3

Âl-i İmrân

Âl-i İmrân

200 ayet

Sure profili · 3. cüz · Medine

3

Âl-i İmrân

Ali 'Imran · Âl-i İmrân

Âl-i İmrân suresi (Ali 'Imran). Medine döneminde inmiştir; 200 ayettir. Mushaf yolunda 3. sure olarak okunur.

Medine200 ayetMeal

200 ayet · Latin okunuş + Türkçe meal

Ayetler

Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.

Âl-i İmrân · 1. ayet

Elif lam mim

Elif, Lam, Mim.

Âl-i İmrân · 2. ayet

Allahu la ilahe illa huvel hayyul kayyum

Allah, Ondan başka tanrı olmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır.

Âl-i İmrân · 3. ayet

Nezzele aleykel kitabe bil hakkı musaddikal lima beyne yedeyhi ve enzelet tevrate vel incıl

Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.

Âl-i İmrân · 4. ayet

Min kablu hudel lin nasi ve enzelel furkan* innellezıne keferu bi ayatillahi lehum azabun sedıd* vallahu azızun zuntikam

Kendisinden önceki Kitapları tasdik eden Hak Kitap'ı sana indirdi. Önceden insanlara yol gösterici olarak Tevrat ve İncil'i de indirmişti. O, doğruyu yanlıştan ayıran Kitap'ı indirdi. Doğrusu Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır.

Âl-i İmrân · 5. ayet

Innellahe la yahfa aleyhi sey’um fil erdı ve la fis sema’

Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz.

Âl-i İmrân · 6. ayet

Huvellezı yusavvirukum fil erhami keyfe yesa’* la ilahe illa huvel azızul hakım

Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka tanrı yoktur, güçlüdür, Hakim'dir.

Âl-i İmrân · 7. ayet

Huvellezı enzele aleykel kitabe minhu ayatum muhkematun hunne ummul kitabi ve uharu mutesabihat* fe emmellezıne fi kulubihim zeygun fe yettebiune ma tesabehe minhubtigael fitneti vebtigae te’vılih* ve ma ya’lemu te’vılehu illellah* ver rasihune fil ılmi yekulune amenna bihı kullum min ındi rabbina* ve ma yezzekkeru illa ulul elbab

Sana Kitap'ı indiren O'dur. Onda Kitap'ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz'in katındandır" derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür.

Âl-i İmrân · 8. ayet

Rabbena la tuzıg kulubena ba’de iz hedeytena veheb lena mil ledunke rahmeh* inneke entel vehhab

Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalblerimizi eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın.

Âl-i İmrân · 9. ayet

Rabbena inneke camiun nasi li yevmil la raybe fıh* innellahe la yuhliful mıad

Rabbimiz! Doğrusu geleceği şüphe götürmeyen günde, insanları toplayacak olan Sensin. Şüphesiz ki Allah verdiği sözden caymaz.

Âl-i İmrân · 10. ayet

Innellezıne keferu len tugniye anhum emvaluhum ve la evladuhum minellahi sey’a* ve ulaike hum vekudun nar

İnkar edenlerin malları ve çocukları, Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz. İşte onlar ateşin yakıtlarıdır.

Âl-i İmrân · 11. ayet

Kede’bi ali fir’avne vellezıne min kablihim* kezzebu bi ayatina fe ehazehumullahu bi zunubihim* vallahu sedıdul ıkab

Bunların tutumu, Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin tutumu gibi ki, ayetlerimizi yalanladılar da Allah onları günahlarından dolayı yok (helak) etti. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir.

Âl-i İmrân · 12. ayet

Kul lillezıne keferu setuglebune ve tuhserune ila cehennem* ve bi’sel mihad

İnkar edenlere: "Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir" de.

Âl-i İmrân · 13. ayet

Kad kane lekum ayetun fı fieteynil tekata* fietun tukatilu fı sebılillahi ve uhra kafiratuy yeravnehum misleyhim ra’yel ayn* vallahu yueyyidu bi nasrihı mey yesa’* inne fı zalike le ıbratel li ulil ebsar

Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri inkarcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır.

Âl-i İmrân · 14. ayet

Zuyyine lin nasi hubbus sehevati minen nisai vel benıne vel kanatıyril mukantarati minez zehebi vel fiddati vel haylil musevvemeti vel en’ami vel hars* zalike metaul hayatid dunya* vallahu ındehu husnul meab

Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır.

Âl-i İmrân · 15. ayet

Kul e unebbiukum bi hayrim min zalikum* lillezınettekav ınde rabbihim cennatun tecrı min tahtihel enharu halidıne fıha ve ezvacum mutahheratuv ve rıdvanum minellah* vallahu basıyrum bil ıbad

De ki: Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab'lerinin katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını hakkiyle görücüdür.

Âl-i İmrân · 16. ayet

Ellezıne yekulune rabbena innena amenna fagfir lena zunubena vekına azaben nar

Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.

Âl-i İmrân · 17. ayet

Essabirıne ves sadikıyne vel kanitıne vel munfikıyne vel mustagfirıne bil eshar

Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.

Âl-i İmrân · 18. ayet

Sehıdellahu ennehu la ilahe illa huve vel melaiketu ve ulul ılmi kaimem bil kıst* la ilahe illa huvel azızul hakım

Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir.

Âl-i İmrân · 19. ayet

Inned dıne indellahil islam* ve mahtelefellezıne utul kitabe illa mem ba’di ma caehumul ılmu bagyem beynehum* ve mey yekfur bi ayatillahi fe innellahe serıul hısab

Allah katında din, şüphesiz İslam'dır. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.

Âl-i İmrân · 20. ayet

Fe in haccuke fe kul eslemtu vechiye lillahi ve menittebean* ve kul lillezıne utul kitabe vel ummiyyıne e eslemtum* fe in eslemu fe kadihtedev* ve in tevellev fe innema aleykel belag* vallahu besıyrum bil ıbad

Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, "Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a verdim" de. Kendilerine Kitap verilenlere ve kitapsızlara: "Siz de İslam oldunuz mu?" de, şayet İslam olurlarsa doğru yola girmişlerdir, yüz çevirirlerse, sana yalnız tebliğ etmek düşer. Allah kullarını görür.

Âl-i İmrân · 21. ayet

Innellezıne yekfurune bi ayatillahi ve yaktulunen nebiyyıne bi gayri hakkıv ve yaktulunellezıne ye’murune bil kıstı minen nasi fe bessirhum bi azabin elım

Allah'ın ayetlerini inkar edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere elem verici bir azabı müjdele.

Âl-i İmrân · 22. ayet

Ulaikellezıne habitat a’maluhum fid dunya vel ahırah* e ma lehum min nasırın

Onlar, dünya ve ahirette işleri boşa çıkacak olanlardır. Onların hiç yardımcıları da yoktur.

Âl-i İmrân · 23. ayet

E lem tera ilellezıne utu nasıybem minel kitabi yud’avne ila kitabillahi li yahkume beynehum summe yetevella ferıkum minhum ve hum mu’ridun

Kendilerine Kitapdan bir pay verilenleri, görmedin mi? Onlar aralarında hüküm vermek için Allah'ın Kitabına çağırılmışlar, sonra onlardan bir takımı dönmüşlerdir. Onlar temelli yüz çevirenlerdir.

Âl-i İmrân · 24. ayet

Zalike bi ennehum kalu len temessenen naru illa eyyamem ma’dudat* ve garrahum fı dınihim ma kanu yefterun

Bu, onların: "Bize ateş sadece sayılı birkaç gün değecektir" demelerindendir. Uydurup durdukları şeyler, onları dinlerinde yanıltmıştır.

Âl-i İmrân · 25. ayet

Fe keyfe iza cema’nahum li yevmil la raybe fıhi ve vuffiyet kullu nefsim ma kesebet ve hum la yuzlemun

Geleceğinden şüphe olmayan günde, onları topladığımız ve haksızlık yapılmayarak herkese kazandığı eksiksiz verildiği zaman, nasıl olacak.

Âl-i İmrân · 26. ayet

Kulillahumme malikel mulki tu’til mulke men tesau ve tenziul mulke mimmen tesa’* ve tuızzu men tesau ve tuzillu men tesa’* bi yedikel hayr* inneke ala kulli sey’in kadır

De ki: "Mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu Sen, her şeye Kadir'sin.

Âl-i İmrân · 27. ayet

Tulicul leyle fin nehari ve tulicun nehara fil leyl* ve tuhricul hayye minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy* ve terzuku men tesau bi gayri hısab

Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin; ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın; dilediğini hesapsız rızıklandırırsın.

Âl-i İmrân · 28. ayet

La yettehızil mu’minunel kafirıne evliyae min dunil mu’minın* ve mey yef’al zalike fe leyse minallahi fı sey’in illa en tetteku minhum tukah* ve yuhazzirukumullahu nefseh* ve ilellahil masıyr

Müminler, müminleri bırakıp kafirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur, ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi Kendisiyle korkutur, dönüş Allah'adır.

Âl-i İmrân · 29. ayet

Kul in tuhfu ma fı sudurikum ev tubduhu ya’lemhullah* ve ya’lemu ma fis semavati ve ma fil ard* vallahu ala kulli sey’in kadır

De ki: "İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da, yerde olanları da bilir. Allah her şeye Kadir'dir.

Âl-i İmrân · 30. ayet

Yevme tecidu kullu nefsim ma amilet min hayrim muhdarav ve ma amilet min su’* teveddu lev enne beyneha ve beynehu emedem beıyda* ve yuhazzirukumullahu nefseh* vallahu raufum bil ıbad

Her kişinin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü, ki kendisiyle o kötülük arasında uzun bir mesafe olmasını diler, hazır bulacağı günü bir düşünün. Kullarına karşı şefkatli olan Allah size kendinden korkmanızı emreder.

Âl-i İmrân · 31. ayet

Kul in kuntum tuhıbbunellahe fettebiunı yuhbibkumullahu ve yagfir lekum zunubekum* vallahu gafurur rahıym

De ki: "Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder.

Âl-i İmrân · 32. ayet

Kul etıy’ullahe ver rasul* fe in tevellev fe innellahe le yuhıbbul kafirın

De ki: "Allah'a ve Peygambere itaat edin". Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkar edenleri sevmez.

Âl-i İmrân · 33. ayet

Innellahestafa ademe ve nuhav ve ale ibrahıme ve ale ımrane alel alemın

Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir.

Âl-i İmrân · 34. ayet

Zurriyyetem ba’duha mim ba’d* vallahu semıun alım

Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir.

Âl-i İmrân · 35. ayet

Iz kaletimraetu ımrane rabbi innı nezertu leke ma fı batnı muharranan fe tekabbel minnı* inneke entes semıul alım

İmran'ın karısı: "Ya Rabbi! Karnımda olanı, sadece sana hizmet etmek üzere adadım, benden kabul buyur, doğrusu işiten ve bilen ancak Sensin" demişti.

Âl-i İmrân · 36. ayet

Fe lemma vedaatha kalet rabbi innı veda’tuha unsa* vallahu a’lemu bi ma vedaat* ve leysez zekeru kel unsa* ve innı semmeytuha meryeme ve innı uıyzuha bike ve zurriyyeteha mines seytanir racım

Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğurduğunu bilirken "Ya Rabbi! Kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir, ben ona Meryem adını verdim, ben onu da soyunu da, kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım" dedi.

Âl-i İmrân · 37. ayet

Fe tekabbeleha rabbuha bi kabulin haseniv ve embeteha nebaten hasenev ve keffeleha zekeriyya* kullema dehale aleyha zekeriyyel mıhrabe vecede ındeha rizka* kale ya meryemu enna leki haza* kalet huve min ındillah* innellahe yerzuku mey yesau bi gayri hısab

Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriya'nın himayesine bıraktı. Zekeriya mabedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. "Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?" demiş, o da: Bu, Allah'ın katındandır" cevabını vermişti. Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.

Âl-i İmrân · 38. ayet

Hunalike dea zekeriyya rabbeh* kale rabbi heb lı mil ledunke zurriyyeten tayyibeh* inneke semıud dua’

Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Ya Rabbi! Bana kendi katından temiz bir soy bahşet, doğrusu Sen duayı işitirsin.

Âl-i İmrân · 39. ayet

Fe nadethul melaiketu ve huve kaimuy yusallı fil mıhrabi ennellahe yubessiruke bi yahya musaddikam bi kelimetim minellahi ve seyyidev ve hasurav ve nebiyyem mines salihıyn

Mabedde namaz kılarken melekler ona seslendiler: "Allah sana Allah'ın emriyle (vücud bulan İsa'yı) tasdik eden, efendi, iffetli, iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler.

Âl-i İmrân · 40. ayet

Kale rabbi enna yekunu lı gulamuv ve kad beleganiyel kiberu vemraetı akır* kale kezalikellahu yef’alu ma yesa’

Ya Rabbi! Ben artık iyice kocamış, karım da kısırken nasıl oğlum olabilir?" dedi. Allah: "Böyledir, Allah dilediğini yapar" dedi.

Âl-i İmrân · 41. ayet

Kale rabbic’al lı ayeh* kale ayetuke ella tukellimen nase selasete eyyamin illa ramza* vezkur rabbeke kesırav ve sebbıh bil asiyyi vel ibkar

Ya Rabbi! Bana bir alamet ver" dedi, "Alametin, üç gün, işaretle anlaşma dışında insanlarla konuşmamandır; Rabbini çok an, akşam sabah hamd et" dedi.

Âl-i İmrân · 42. ayet

Ve iz kaletil melaiketu ya meryemu innellahestafaki ve tahheraki vastafaki ala nisail alemın

Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah seni seçip temizledi. Dünyaların kadınlarından seni üstün tuttu.

Âl-i İmrân · 43. ayet

Ya meryemuknutı li rabbiki vescudı verkeıy mear rakiıyn

Ey Meryem! Rabbine gönülden boyun eğ, secde et, rüku edenlerle birlikte rüku et.

Âl-i İmrân · 44. ayet

Zalike min embail gaybi nuhıyhi ileyk* ve ma kunte ledeyhim iz yulkune aklamehum eyyuhum yekfulu meryeme ve ma kunte ledeyhim iz yahtesımun

Bu Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, çekişirlerken de orada bulunmadın.

Âl-i İmrân · 45. ayet

Iz kaletil melaiketu ya meryemu innellahe yubessiruki bi kelimetim minhum ismuhul mesıhu ıysebnu meryeme vecıhen fid dunya vel ahırati ve minel mukarrabın

Melekler demişti ki: "Ey Meryem! Allah sana, Kendinden bir sözü, adı Meryem oğlu İsa olan Mesihi, dünya ve ahirette şerefli ve Allah'a yakın kılınanlardan olarak müjdeler.

Âl-i İmrân · 46. ayet

Ve yukellimun nase fil mehdi ve kehlev ve mines salihıyn

İnsanlarla, beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır ve o, iyilerdendir.

Âl-i İmrân · 47. ayet

Kalet rabbi enna yekunu lı veleduv ve lem yemsesnı beser* kale kezalikillahu yahluku ma yesa’* iza kada emran fe innema yekulu lehu kun fe yekun

Meryem: "Rabbim! Bana bir insan dokunmamışken nasıl çocuğum olabilir?" demişti. Melekler şöyle dediler: "Allah dilediğini böylece yaratır. Bir işin olmasını dilerse ona ol der ve olur.

Âl-i İmrân · 48. ayet

Ve yuallimuhul kitabe vel hıkmete vet tevrate vel incıl

Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek, İsrailoğullarına şöyle diyen bir peygamber kılacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah'ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah'ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır.

Âl-i İmrân · 49. ayet

Ve rasulen illa benı israıle ennı kad ci’tukum bi ayetim mir rabbikum ennı ahluku lekum minet tıyni ke hey’etit tayri fe enfuhu fıhi fe yekunu tayram bi iznillah* ve ubriul ekmehe vel ebrasa ve uhyil mevta bi iznillah* ve unebbiukum bi ma te’kulune ve ma teddehırune fı buyutikum* innefı zalike le ayetel lekum in kuntum mu’minın

Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek, İsrailoğullarına şöyle diyen bir peygamber kılacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah'ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah'ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır.

Âl-i İmrân · 50. ayet

Ve musaddikal lima beyne yedeyye minet tevrati ve li uhılle lekum ba’dallezı hurrime aleykum ve ci’tukum bi ayetim mir rabbikum fettekullahe ve etıy’un

Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmekle beraber size yasak edilenlerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin; çünkü Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur.

Âl-i İmrân · 51. ayet

Innellahe rabbı ve rabbukum fa’buduh* haza sıratum mustekıym

Benden önce gelen Tevrat'ı tasdik etmekle beraber size yasak edilenlerin bir kısmını helal kılmak üzere, Rabbinizden size bir ayet getirdim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin; çünkü Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin, bu doğru yoldur.

Âl-i İmrân · 52. ayet

Fe lemma ehasse ıysa minhumul kufra kale men ensarı ilellah* kalel havariyyune nahnu ensarullah* amenna billah* veshed bi enna muslimun

İsa onların inkarlarını hissedince: "Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?" dedi. Havariler şöyle dediler: "Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a inandık, O'na teslim olduğumuza şahid ol.

Âl-i İmrân · 53. ayet

Rabbena amenna bi ma enzelte vetteba’ner rasule fektubna meas sahidın

Rabbimiz! İndirdiğine inandık, Peygambere uyduk; bizi sahid olanlarla beraber yaz.

Âl-i İmrân · 54. ayet

Ve mekeru ve mekerallah* vallahu hayrul makirın

Fakat (inkarcılar) hile yaptılar. Allah da onları cezalandırdı. Allah, hile yapanların cezasını en iyi verendir.

Âl-i İmrân · 55. ayet

Iz kalellahu ya ıysa innı muteveffıke ve rafiuke ileyye ve mutahhiruke minellezıne keferu ve caılullezınettebeuke fevkallezıne keferu ila yevmil kıyameh* summe ileyye merciukum fe ahkumu beynekum fıma kuntum fıhi tahtelifun

Allah demişti ki: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır.

Âl-i İmrân · 56. ayet

Fe emmellezıne keferu fe uazzibuhum azaben sedıden fid dunya vel ahırah* ve ma lehum min nasıriyn

Allah demişti ki: "Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım; sana uyanları, kıyamet gününe kadar, inkar edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkar edenleri de dünya ve ahirette şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacaktır.

Âl-i İmrân · 57. ayet

Ve emmellezıne amenu ve amilus salihati fe yuveffıhim ucurahum* vallahu la yuhıbbuz zalimın

İnanıp yararlı iş işleyenlerin ecirleri ise tastamam verilecektir. Allah zalimleri sevmez.

Âl-i İmrân · 58. ayet

Zalike netluhu aleyke minel ayati vez zikril hakım

Sana okuduğumuz bunlar, ayetlerden ve hikmet dolu Kuran'dandır.

Âl-i İmrân · 59. ayet

Inne mesele ıysa ındellahi ke meseli adem* halekahu min turabin summe kale lehu kun fe yekun

Allah'ın katında İsa'nın durumu kendisini topraktan yaratıp sonra ol demesiyle olmuş olan Adem'in durumu gibidir.

Âl-i İmrân · 60. ayet

Elhakku mir rabbike fe la tekum minel mumterın

Gerçek Rabb'indendir, o halde şüphelenenlerden olma.

Âl-i İmrân · 61. ayet

Fe me hacceke fıhi mim ba’di ma caeke minel ılmi fe kul tealev ned’u ebnaena ve ebnaekum ve nisaena ve nisaekum ve enfusena ve enfusekum summe nebtehil fe nec’al la’netellahi alel kazibın

Sana ilim geldikten sonra, bu hususta seninle kim tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra lanetleşelim de, Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim.

Âl-i İmrân · 62. ayet

Inne haza lehuvel kasasul hakk* ve ma min ilahin illellah* ve innellahe le huvel azızul hakım

Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek olaylardır. Allah'tan başka tanrı yoktur. Doğrusu Allah güçlüdür, Hakim'dir.

Âl-i İmrân · 63. ayet

Fe in tevellev fe innellahe alımum bil mufsidın

Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah bozguncuları bilir.

Âl-i İmrân · 64. ayet

Kul ya ehlel kitabi tealev ila kelimetin sevaim beynena ve beynekum ella na’bude ilellahe ve la nusrike bihı sey’ev ve la yettehıze ba’duna ba’dan erbabem min dunillah* fe in tevellev fe kulushedu bi enna muslimun

De ki: "Ey Kitap ehli! Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin". Eğer yüz çevirirlerse: "Bizim müslüman olduğumuza şahid olun" deyin.

Âl-i İmrân · 65. ayet

Ya ehlel kitabi lime tuhaccune fı ibrahıme ve ma unziletit tevratu vel incılu illa mim ba’dih* e fela ta’kılun

Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de şüphesiz ondan sonra indirilmiştir. Akletmiyor musunuz.

Âl-i İmrân · 66. ayet

Ha entum haulai hacectum fima lekum bihı ılmun fe lime tuhaccune fıma leyse lekum bihı ılm* vallahu ya’lemu ve entum la ta’lemun

Siz, hadi bilginiz olan şey üzerinde tartışanlarsınız. Ama bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışırsınız? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz.

Âl-i İmrân · 67. ayet

Ma kane ibrahımu yehuddiyyev ve la nasraniyyev ve lakin kane hanıfem muslima* ve ma kane minel musrikın

İbrahim, yahudi de, hıristiyan da değildi, ama doğruya yönelen bir müslimdi; ortak koşanlardan değildi.

Âl-i İmrân · 68. ayet

Inne evlen nasi bi ibrahıme lellezınettebeuhu ve hazen nebiyyu vellezıne amenu* vallahu veliyyul mu’minın

Doğrusu İbrahim'e en yakın olanlar, ona uyanlar, bu Peygamber ve inananlardır. Allah inananların dostudur.

Âl-i İmrân · 69. ayet

Veddet taifetum min ehlil kitabi lev yudıllunekum* ve ma yudıllune illa enfusehum ve ma yes’urun

Kitap ehlinden bir takımı sizi sapıtmak isterler; oysa kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar.

Âl-i İmrân · 70. ayet

Ya ehlel kitabi lime tekfurune bi ayatillahi ve entum teshedun

Ey Kitap ehli! Sizler göz göre göre Allah'ın ayetlerini niçin inkar ediyorsunuz.

Âl-i İmrân · 71. ayet

Ye ehlel kitabi lime telbisunel hakka bil batıli ve tektumunel hakka ve entum ta’lemun

Ey Kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz.

Âl-i İmrân · 72. ayet

Ve kalet taifetum min ehlil kitabi aminu billezı unzile alellezıne amenu vechen nehari vekfuru ahırahu leallehum yarciun

Kitap ehlinden bir takımı şöyle dedi: "İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkar edin ki, belki dönerler ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın". De ki: "Doğru yol Allah'ın yoludur". Ve yine başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın, derler. De ki: "Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah'ın fazlı her şeyi kaplar, O her şeyi bilir.

Âl-i İmrân · 73. ayet

Ve la tu’minu illa li men tebia dınekum* kul innel huda hudellahi ey yu’ta ehadum misle ma utıtum ev yuhaccukum ınde rabbikum* kul innel fadle bi yedillah* yu’tıhi mey yesa’* vallahu vasiun alım

Kitap ehlinden bir takımı şöyle dedi: "İnananlara indirilene günün başında inanın, sonunda inkar edin ki, belki dönerler ve dininize uyanlardan başkasına inanmayın". De ki: "Doğru yol Allah'ın yoludur". Ve yine başkasına da verildiğine veya Rabbinizin katında Müslümanların karşı delil getirip sizi alt edeceğine inanmayın, derler. De ki: "Doğrusu bol nimet Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah'ın fazlı her şeyi kaplar, O her şeyi bilir.

Âl-i İmrân · 74. ayet

Yahtessu bi rahmetihı mey yesa’* vallahu zul fadlil azıym

Rahmetini dilediğine tahsis eder, Allah büyük, bol nimet sahibidir.

Âl-i İmrân · 75. ayet

Ve min ehlil kitabi men inte’menhu bi kıntariy yueddihı ileyk* ve minhum men in te’menhu bi dınaril la yueddihı ileyke illa ma dumte aleyhi kaima* zalike bi ennehum kalu leyse aleyna fil ummiyyıne sebıl* ve yekulune alellahil kezibe ve hum ya’lemun

Kitap ehli arasında kantarla emanet bıraksan onu sana ödeyen ve bir lira emanet etsen, tepesine dikilmedikçe onu sana ödemeyen vardır. Bu, onların: "Kitapsızlara karşı üzerimize bir sorumluluk yoktur" demelerindendir. Onlar bile bile Allah'a karşı yalan söylemektedirler.

Âl-i İmrân · 76. ayet

Bela men evfa bi ahdihı vetteka fe innellahe yuhıbbul muttekıyn

Hayır, öyle değil; ahdini yerine getiren ve günahtan sakınan bilsin ki, Allah sakınanları şüphesiz sever.

Âl-i İmrân · 77. ayet

Innellezıne yesterune bi ahdillahi ve eymanihim semenen kalılen ulaike la halak lehum fil ahırati ve la yukellimuhumullahu ve la yenzuru ileyhim yevmel kıyameti ve la yuzekkıhim* ve lehum azabun elım

Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değişenlerin, işte onların, ahirette bir payları yoktur. Allah onlara kıyamet günü hitab etmeyecek, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacaktır. Elem verici azab onlar içindir.

Âl-i İmrân · 78. ayet

Ve inne minhum le ferıtkay yelvune elsinetehum bil kitabi li tahsebuhu minel kitabi ve ma huve minel kitab* ve yekulune huve min ındillahi ve ma huve min ındillah* ve yekulune alellahil kezibe ve hum ya’lemun

Onlardan bir takımı, Kitapta olmadığı halde Kitaptan zannedesiniz diye dillerini eğip bükerler. O, Allah katından olmadığı halde: "Allah katındandır" derler, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.

Âl-i İmrân · 79. ayet

Ma kane li beserin ey yu’tiyehullahul kitabe vel hukme ven nubuvvete summe yekule lin nasi kun ıbadel lı min dunillahi ve lakin kunu rabbaniyyıne bi ma kuntum tuallimunel kitabe ve bima kuntum tedrusun

Allah'ın kendisine Kitap'ı, hükmü, peygamberliği verdiği insanoğluna: "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" demek yaraşmaz, fakat: "Kitabı öğrettiğinize, okuduğunuza göre Rabb'e kul olun" demek yaraşır.

Âl-i İmrân · 80. ayet

Ve la ye’murakum en tettehızul melaikete ve nebiyyıne erbaba* e ye’murukum bil kufri ba’de iz entum muslimun

Size melekleri, peygamberleri Rab olarak benimsemenizi emretmesi de yaraşmaz. Siz müslüman olduktan sonra, size inkar etmeyi mi emredecek.

Âl-i İmrân · 81. ayet

Ve iz ehazellahu mısakan nebiyyıne lema ateytukum min kitabiv ve hıkmetin summe caekum rasulum musaddikul lima meakum le tu’minunne bihı ve le tensurunneh* kale e akrartum ve ehaztum ala zalikum ısrı* kalu akrarna* kale feshedu ve ene meakum mines sahidın

Allah peygamberlerden ahid almıştı: "And olsun ki size Kitap, hikmet verdim; sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?" demişti. "İkrar ettik" demişlerdi de: "Şahid olun, Ben de sizinle beraber şahidlerdenim" demişti.

Âl-i İmrân · 82. ayet

Fe men tevella ba’de zalike fe ulaike humul fasikun

Bunun ardından yüz çeviren var ya, işte onlar fasık olanlardır.

Âl-i İmrân · 83. ayet

E fe gayra dınillahi yebgune ve lehu esleme men fis semavati vel erdı tav’av ve kerhev ve ileyhi yurceun

Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O'na teslim olmuştur, O'na döneceklerdir.

Âl-i İmrân · 84. ayet

Kul amenna bilbillahi ve ma unzile aleyna ve ma unzile ala ibrahıme ve ismaıyle ve ishaka ve ya’kube vel esbatı ve ma utiy musa ve ıysa ven nebiyyune mir rabbihim* la nuferriku beyne ehadim minhum ve nahnu lehu muslimun

Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Rableri tarafından Musa, İsa ve peygamberlere verilene inandık, onları birbirinden ayırt etmeyiz, biz O'na teslim olanlarız" de.

Âl-i İmrân · 85. ayet

Ve mey yebtegı gayral islami dınen fe ley yukbele minh* ve huve fil ahırati minel hasirın

Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O ahirette de kaybedenlerdendir.

Âl-i İmrân · 86. ayet

Keyfe yehdillahu kavmen keferu ba’de ımanihim ve sehidu enner rasule hakkuv ve caehumul beyyinat* vallahu la yehdil kavmez zalimın

İnandıktan, peygamberin hak olduğuna şehadet ettikten, kendilerine belgeler geldikten sonra inkar eden bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.

Âl-i İmrân · 87. ayet

Ulaike cezauhum enne aleyhim la’netellahi vel melaiketi ven nasi ecmeıyn

İşte bunların cezası, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin lanetine uğramalarıdır.

Âl-i İmrân · 88. ayet

Halidıne fıha* la yuhaffefu anhumul azabu ve la hum yunzarun

Orada temellidirler; onlardan azab hafifletilmez; onların azabı geciktirilmez.

Âl-i İmrân · 89. ayet

Illellezıne tabu mim ba’di zalike ve aslehu fe innellahe gafurur rahıym

Ancak bunun ardından tevbe edip düzelenler müstesnadır. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.

Âl-i İmrân · 90. ayet

Innellezıne keferu ba’de ımanihim summezdadu kufral len tukbele tevbetuhum* ve ulaike humud dallun

İnandıktan sonra inkar edip, inkarda aşırı gidenler var ya, onların tevbeleri kabul edilmeyecektir. İşte sapıklar onlardır.

Âl-i İmrân · 91. ayet

Innellezıne keferu ve matu ve hum kuffarun fe ley yukbele min ehadihim mil’ul erdı zehebev ve levfteda bih* ulaike lehum azabun elımuv ve ma lehum min nasırın

Doğrusu inkar edip, inkarcı olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzünü dolduracak kadar altını fidye vermiş olsa bile, bu kabul edilmeyecektir. İşte elem verici azab onlaradır, onların hiç yardımcıları da yoktur.

Âl-i İmrân · 92. ayet

Len tenalul birra hatta tunfiku mimma tuhıbbun* ve ma tunfiku min sey’in fe innellahe bihı alım

Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarfederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

Âl-i İmrân · 93. ayet

Kullut taami kane hıllel li benı israıle illa ma harrame israılu ala nefsihı min kabli en tunezzelet tevrah* kul fe’tu bit tevrati fetluha in kuntum sadikıyn

Tevrat'ın indirilmesinden önce İsrail'in kendisine haram ettiğinden başka bütün yiyecekler İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Doğru sözlü iseniz Tevrat'ı getirip okuyun.

Âl-i İmrân · 94. ayet

Fe meniftera alellahil kezibe mim ba’di zalike fe ulaike humuz zalimun

Bundan sonra Allah'a karşı kim yalan isnad ederse, işte onlar zalimlerdir.

Âl-i İmrân · 95. ayet

Kul sadekallahu fettebiu millete ibrahıme hanıfa* ve ma kane minel musrikın

De ki: "Allah doğru söyledi, doğruya meyleden İbrahim'in dinine uyun; O, puta tapanlardan değildi.

Âl-i İmrân · 96. ayet

Inne evvele beytiv vudıa linnasi lellezı bi bekkete mubarakev ve hudel lil alemın

Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Kabe'dir.

Âl-i İmrân · 97. ayet

Fıhi ayatum beyyinatum mekamu ibrahım* ve men dehalehu kane amina* ve lillahi alen nasi hıccul beyti menistetaa ileyhi sebıla* ve men kefera fe innellahe ganiyyun anil alemın

Orada apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kabe'yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki; doğrusu Allah alemlerden müstağnidir.

Âl-i İmrân · 98. ayet

Kul ya ehlel kitabi lime tekfurune bi ayatillahi vallahu sehıdun ala ma ta’melun

De ki: "Ey Kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken, niçin Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz.

Âl-i İmrân · 99. ayet

Kul ya ehlel kitabi lime tesuddune an sebılillahi men amene tebguneha ıvecev ve entum suheda’* vemallahu bi gafilin amma ta’melun

De ki: "Ey Kitap ehli! Siz doğru olduğuna şahidken, niçin inananları Allah'ın yolunu eğri göstermeğe yeltenerek ondan çeviriyorsunuz? Allah işlediklerinizden gafil değildir.

Âl-i İmrân · 100. ayet

Ya eyyuhellezıne amenu in tutıy’u ferıkam minellezıne utul kitabe yeruddukum ba’de ımanikum kafirın

Ey İnananlar! Kitap verilenlerin bir takımına uyarsanız, inanmanızdan sonra sizi kafir olmağa çevirirler.

Âl-i İmrân · 101. ayet

Ve keyfe tekfurune ve entum tutla aleykum ayatullahi ve fıkum rasuluh* ve mey ya’tesım billahi fe kad hudiye ila sıratım mustekıym

Allah'ın ayetleri size okunur, aranızda da Peygamberi bulunurken nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'ın Kitabına sarılırsa şüphesiz doğru yola erişir.

Âl-i İmrân · 102. ayet

Ya eyyuhellezıne amenuttekullahe hakka tukatihı ve la temutunne illa ve entum muslimun

Ey inananlar! Allah'tan, sakınılması gerektiği gibi sakının, sizler ancak müslüman olarak can verin.

Âl-i İmrân · 103. ayet

Va’tesumu bi hablillahi cemıav ve la teferraku* vezkuru nı’metellahi aleykum iz kuntum a’daen fe ellefe beyne kulubikum fe asbahtum bi nı’metihı ıhvana* ve kuntum ala sefahufratim minen nari fe enkazekum minha* kezalike yubeyyinullahu le kum ayatihı leallekum tehtedun

Toptan Allah'ın ipine sarılın, ayrılmayın. Allah'ın size olan nimetini anın: Düşmandınız, kalblerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar.

Âl-i İmrân · 104. ayet

Veltekum minkum ummetuy yed’une ilel hayri ve ye’murune bil ma’rufi ve yenhevne anil munker* ve ulaike humul muflihun

Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenler yalnız onlardır.

Âl-i İmrân · 105. ayet

Ve la tekunu kellezıne teferraku vahtelefu mim ba’di ma caehumul beyyinat* ve ulaike lehum azabun azıym

Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.

Âl-i İmrân · 106. ayet

Yevme tebyaddu vucuhuv ve tesveddu vucuh* fe emmellezınesveddet vucuhuhum e kefartum ba’de ımanikum fe zukul azabe bima kuntum tekfurun

Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.

Âl-i İmrân · 107. ayet

Ve emmellezınebyaddat vucuhuhum fe fı rahmetillah* hum fıha halidun

Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmetindedirler. Onlar orada temellidirler.

Âl-i İmrân · 108. ayet

Tilke ayatullahi netluha aleyke bil hakk* vemallahu yurıdu zulmel lil alemın

İşte bunlar, sana doğru olarak okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Allah hiç kimseye zulmetmek istemez.

Âl-i İmrân · 109. ayet

Ve lillahi ma fis semavati ve ma fil ard* ve ilellahi turceul umur

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. İşler Allah'a varacaktır.

Âl-i İmrân · 110. ayet

Kuntum hayra ummetin uhricet lin nasi te’murune bil ma’rufi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minune billah* ve lev amene ehlul kitabi le kane hayral lehum* minhumul mu’minune ve ekseruhumul fasikun

Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah'a inanan hayırlı bir ümmetsiniz. Kitap ehli inanmış olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu; içlerinde inananlar olmakla beraber, çoğu yoldan çıkmıştır.

Âl-i İmrân · 111. ayet

Ley yedurrukum illa eza* ve iy yukatilukum yuvellukumul edbara summe la yunsarun

Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.

Âl-i İmrân · 112. ayet

Duribet aleyhimuz zilletu eyne ma sukıfu illa bi hablim minellahi ve hablim minen nasi ve bau bi gadabim minellahi ve duribet aleyhimul meskeneh* zalike bi ennehum kanu yekfurune bi ayatillahi ve yaktulunel embiyae bi gayri hakk* zalike bi ma asav ve kanu ya’tedun

Nerede bulunsalar Allah'ın ve inanan insanların himayesinde olanlar müstesna onlara alçaklık damgası vurulmuştur. Allah'tan bir gazaba uğradılar, onlara aşağılık damgası vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandır.

Âl-i İmrân · 113. ayet

Leysu sevaa* min ehlil kitabi ummetun kaimetuy yetlune ayatillahi anael leyli ve hum yecudun

Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.

Âl-i İmrân · 114. ayet

Yu’minune billahi vel yevmil ahıri ve ye’murune bil ma’rufi ve yenhevne anil munkeri ve yusariune fil hayrat* ve ulaike mines salihıyn

Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.

Âl-i İmrân · 115. ayet

Ve ma yef’alu min hayrin fe ley yukferuh* vallahu alımum bil muttekıyn

Ne iyilik yaparlarsa, karşılığını bulacaklardır. Allah sakınanları bilir.

Âl-i İmrân · 116. ayet

Innellezıne keferu len tugniye anhum emvaluhum ve la evladuhum minellahi sey’a* ve ulaike ashabun nar* hum fıha halidun

İnkar eden kimselerin malları ve çocukları, Allah'tan yana, onlara bir fayda vermeyecektir. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temellidirler.

Âl-i İmrân · 117. ayet

Meselu ma yunfikune fı hazihil hayatid dunya ke meseli rıhın fıha sırrun esebet harse kavmin zalemu enfusehum fe ehleketh* ve ma zalemehumullahu ve lakin enfusehum yazlimun

Bu dünya hayatında sarfettiklerinin durumu, kendilerine zulmeden kimselerin ekinlerine isabetle kavurup mahveden soğuk bir rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine yazık ettiler.

Âl-i İmrân · 118. ayet

Ya eyyuhellezıne amenu la tettehızu bitanetem min dunikum la ye’lunekum habala* veddu ma anittum* kad bedetil bagdau min efvahihim ve ma tuhfı suduruhum ekber* kad beyyenna lekumul ayati in kuntum ta’kılun

Ey İnananlar! Sizden olmayanı sırdaş edinmeyin, onlar sizi şaşırtmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır, kalblerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer aklediyorsanız, şüphesiz size ayetleri açıkladık.

Âl-i İmrân · 119. ayet

Ha entum ulai tuhıbbunehum ve la yuhıbbunekum ve tu’minune bil kitabi kullih* ve iza lekukum kalu amenna ve iza halev addu aleykumul enamile minel gayz* kul mutu bi gayzıkum* innellahe alımum bizatis sudur

İşte siz, onlar sizi sevmezken onları seven ve Kitapların bütününe inanan kimselersiniz. Size rastladıkları zaman: "İnandık" derler, yalnız kaldıklarında da, size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden çatlayın". Allah kalblerde olanı bilir.

Âl-i İmrân · 120. ayet

In temseskum hasenetun tesu’hum* ve in tusıbkum seyyietuy yefrahu biha* ve in tasbiru ve tetteku la yedurrukum keyduhum sey’a* innellahe bi ma ya’melune muhıyt

Size bir iyilik gelse, onların fenasına gider; başınıza bir kötülük gelse buna sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Allah işlediklerinin hepsini ilmiyle kuşatmıştır.

Âl-i İmrân · 121. ayet

Ve iz gadevte min ehlike tubevviul mu’minıne mekaıde lil kıtal* vallahu semıun alım

Sen inananları savaş için duracakları yerlere yerleştirmek üzere, erkenden evinden ayrılmıştın. Allah işitir ve bilir.

Âl-i İmrân · 122. ayet

Iz hemmet taifetani minkum en tefsela vallahu veliyyuhuma* ve alellahi fel yetevekkelil mu’minun

Sizden iki takım bozulup geri çekilmek üzere idi; oysa Allah onların dostu idi, inananlar yalnız Allah'a güvensinler.

Âl-i İmrân · 123. ayet

Ve le kad nesarekumullahu bi bedriv ve entum ezilleh* fettekullahe leallekum teskurun

And olsun ki, siz düşkün bir durumda iken, Bedir'de, Allah size yardım etmişti; Allah'tan sakının ki şükredebilesiniz.

Âl-i İmrân · 124. ayet

Iz tekulu lil mu’minıne eley yekfiyekum ey yumiddekum rabbukum bi selaseti alafim minel melaiketi munzelın

İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.

Âl-i İmrân · 125. ayet

Bela in tasbiru ve tetteku ve ye’tukum min fevrihim haza yumdidkum rabbukum bi hamseti alafim minel melaiketi musevvimın

İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.

Âl-i İmrân · 126. ayet

Ve ma cealehullahu illa busra lekum ve li tatmeinne kulubukum bih* ve men nasru illa min ındillahil azızil hakım

Allah bunu, ancak size müjde olsun ve böylece kalbleriniz yatışsın diye yapmıştır. İnkar edenlerin bir kısmını kesmek veya ümidsiz olarak geri dönecek şekilde bozguna uğratmak için gereken yardım, ancak Güçlü ve Hakim olan Allah katından olur.

Âl-i İmrân · 127. ayet

Li yaktaa tarafem minellezıne keferu ev yekbitehum fe yenkalibu haibın

Allah bunu, ancak size müjde olsun ve böylece kalbleriniz yatışsın diye yapmıştır. İnkar edenlerin bir kısmını kesmek veya ümidsiz olarak geri dönecek şekilde bozguna uğratmak için gereken yardım, ancak Güçlü ve Hakim olan Allah katından olur.

Âl-i İmrân · 128. ayet

Leyse leke minel emri sey’un ev yetube aleyhim ev yuazzibehum fe innehum zalimun

Allah'ın, onların tevbelerini kabul veya onlara azab etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur; çünkü onlar zalimlerdir.

Âl-i İmrân · 129. ayet

Ve lillahi ma fis semavati ve ma fil ard* yagfiru li mey yesau ve yuazzibu mey yesa’* vallahu gafurur rahıym

Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

Âl-i İmrân · 130. ayet

Ya eyyuhellezıne amenu la te’kulur riba ad’afem mudaafetev vettekullahe leallekum tuflihun

Ey İnananlar! Faizi kat kat alarak yemeyin. Allah'tan sakının ki başarıya erişesiniz.

Âl-i İmrân · 131. ayet

Vettekun naralletı uıddet lil kafirın

İnkar edenler için hazırlanmış ateşten sakının.

Âl-i İmrân · 132. ayet

Ve etıy’ullahe ver rasule leallekum turhamun

Size merhamet edilmesi için, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin.

Âl-i İmrân · 133. ayet

Ve sariu ila magfiratim mir rabbikum ve cennetin arduhes semavatu vel erdu uıddet lil muttekıyn

Rabbinizin mağfiretine ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.

Âl-i İmrân · 134. ayet

Ellezıne yunfikune fis serrai ved darrai vel kazımınel gayza vel afıne anin nas* vallahu yuhıbbul muhsinın

Onlar bollukta ve darlıkta sarfederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.

Âl-i İmrân · 135. ayet

Vellezıne iza fealu fahıseten ev zalemu enfusehum zekerullahe festagferu li zunubihim* ve mey yagfiruz zunube illellah* ve lem yusırru ala ma fealu ve hum ya’lemun

Onlar fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır? Onlar, yaptıklarında bile bile direnmezler.

Âl-i İmrân · 136. ayet

Ulaike cezauhum magfiratum mir rabbihim ve cennatun tecrı min tahtihel enharu halidıne fıha* ve nı’me ecrul amilın

Onların hareketlerinin karşılığı Rablerinden bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlerdir. İyi davrananların ne güzel ecri vardır.

Âl-i İmrân · 137. ayet

Kad halet mim kablikum sunenun fe sıru fil erdı fenzuru keyfe kane akıbetul mukezzibın

Sizden önce neler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin de, yalancıların sonunun ne olduğuna bir bakın.

Âl-i İmrân · 138. ayet

Haza beyanul linnasi ve hudev ve mev’ızatul lil muttekıyn

Bu Kuran, insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve bir öğüttür.

Âl-i İmrân · 139. ayet

Ve la tehinu ve la tahzenu ve entumul a’levne in kuntum mu’minın

Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka siz en üstünsünüzdür.

Âl-i İmrân · 140. ayet

Iy yemseskum karhun fe kad messel kavme karhum misluh* ve tilkel eyyamu nudaviluha beynen nas* ve li ya’lemellahullezıne amenu ve yettehıze minkum suheda’* vallahu la yuhıbbuz zalimın

Eğer siz (Uhud'da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah'ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.

Âl-i İmrân · 141. ayet

Ve li yumehhısallahullezıne amenu ve yemhakal kafirın

Bir de Allah, böylece iman edenleri günahlardan arıtmak, inkarcıları ise yok etmek ister.

Âl-i İmrân · 142. ayet

Em hasibtum en tedhulul cennete ve lemma ya’lemillahullezıne cahedu minkum ve ya’lemes sabirın

Yoksa içinizden Allah cihad edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz.

Âl-i İmrân · 143. ayet

Ve le kad kuntum temennevnel mevte min kabli en telkavhu fe kad raeytumuhu ve entum tenzurun

And olsun ki, ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz; işte onu gözlerinizle bakarak gördünüz.

Âl-i İmrân · 144. ayet

Ve ma muhammedun illa rasul* kad halet min kablihir rusul* e fe im mate ev kutilenkalebtum ala a’kabikum* ve mey yenkalib ala akıbeyhi fe ley yedurrallahe sey’a* ve seyeczillahus sakirın

Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükafatını verecektir.

Âl-i İmrân · 145. ayet

Ve ma kane li nefsin en temute illa bi iznillahi kitabem mueccela* ve mey yurid sevabed dunya nu’tihı minha* ve mey yurid sevabel ahırati nu’tihı minha* ve seneczis sakirın

Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez; o, belli bir vakte bağlanmıştır. Kim dünya nimetini isterse ona ondan veririz; ve kim ahiret nimetini isterse ona ondan veririz. Şükredenlerin mükafatını vereceğiz.

Âl-i İmrân · 146. ayet

Ve keeyyim min nebiyyin katele meahu ribbiyyune kesır* fe ma vehenu li ma esabehum fı sebılillahi ve ma daufu ve mestekanu* vallahu yuhıbbus sabirın

Nice peygamberlerin yanında Rabbe kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdi. Allah, sabredenleri sever.

Âl-i İmrân · 147. ayet

Ve ma kane kavlehum illa en kalu rabbenagfir lena zunubena ve israfena fı emrina ve sevvit akdamena vensurna alel kavmil kafirın

Dedikleri ancak şu idi: "Rabbimiz! Günahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla, sebatımızı arttır, inkarcı topluluğa karşı bize yardım et.

Âl-i İmrân · 148. ayet

Fe atahumullahu sevabed dunya ve husne sevabil ahırah* vallahu yuhıbbul muhsinın

Bu yüzden Allah onlara dünya nimetini de ahiret nimetini de fazlasiyle verdi. Allah işlerini iyi yapanları sever.

Âl-i İmrân · 149. ayet

Ya eyyuhellezıne amenu in tutıy’ullezıne keferu yeruddukum ala a’kabikum fe tenkalibu hasirın

Ey İnananlar! İnkar edenlere itaat ederseniz, sizi geriye döndürürler de kayba uğrarsınız.

Âl-i İmrân · 150. ayet

Belillahu mevlakum* ve huve hayrum nasırın

Halbuki Mevlanız Allah'tır. O, yardımcıların en iyisidir.

Âl-i İmrân · 151. ayet

Senulkıy fı kulubillezıne keferur ru’be bi ma esraku billahi ma lem yunezzil bihı sultana* ve me’vahumun nar* ve bi’se mesvez zalimın

Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmalarından ötürü, inkar edenlerin kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin durağı ne kötüdür.

Âl-i İmrân · 152. ayet

Ve le kad sadekakumullahu va’dehu iz tehussunehum bi iznih* hatta iza fesiytum ve tenaza’tum fil emri ve asaytum mim ba’di ma erakum ma tuhıbbun* minkum mey yurıdud dunya ve minkum mey yurıdul ahırah* summe sarafekum anhum li yebteliyekum* ve le kad afa ankum* vallahu zu fadlin alel mu’minın

And olsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. Onun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu; derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. And olsun ki O, sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur.

Âl-i İmrân · 153. ayet

Iz tus’ıdune ve la telvune ala ehadiv ver rasulu yed’ukum fı uhrakum fe esabekum gammem bi gammil li keyla tahzenu ala ma fatekum ve la ma esabekum* vallahu habırum bima ta’melun

Peygamber arkanızdan sizi çağırırken, kimseye bakmadan kaçıyordunuz; kaybettiğinize ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye, Allah sizi kederden kedere uğrattı. Allah, işlediklerinizden haberdardır.

Âl-i İmrân · 154. ayet

Summe enzele aleykum mim ba’dil gammi emeneten nuasey yagsa taifetem minkum ve taifetun kad ehemmethum enfusuhum yezunnune billahi gayral hakkı zannel cahiliyyeh* yekulune hel lena minel emri min sey’* kul innel emra kullehu lillah* yuhfune fı enfusihim ma la yubdune lek* yekulune lev kane lena minel emri sey’um ma kutilna hahuna* kul lev kuntum fı buyutikum le berazellezıne kutibe aleyhimul katlu ila medaciıhim* ve li yebteliyellahu ma fı sudurikum ve li yumehhısa ma fı kulubikum* vallahu alımum bi zatis sudur

Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi; oysa bir takımınız da kendi derdlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar. "Bu işte bizim bir fikrimiz var mı?" diyorlardı; De ki: "Buyruğun hepsi Allah'ındır". Sana açmadıklarını içlerinde gizliyorlar. "Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazılı olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı. Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi, kalblerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.

Âl-i İmrân · 155. ayet

Innellezıne tevellev minkum yevmel tekal cem’ani innemestezellehumus seytanu bi ba’dı ma kesebu* ve le kad afallahu anhum* innellahe gafurunhalım

İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirenlerin, yaptıklarının bir kısmından ötürü şeytan ayaklarını kaydırıp yoldan çıkarmak istemişti. Allah, and olsun ki, onları affetti. Allah bağışlayandır. Halim'dir.

Âl-i İmrân · 156. ayet

Ya eyyuhellezıne amenu la tekunu kellezıne keferu ve kalu li ıhvanihim iza daru fil erdı ev kanu guzzel lev kanu ındena ma matu ve ma kutilu* li yec’alellahu zalike hasraten fı kulubihim* vallahu yuhyı ve yumıt* vallahu bi ma ta’melune basıyr

Ey İnananlar! Yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında: "Onlar yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi" diyen inkarcılar gibi olmayın ki, Allah bunu onların kalblerinde bir hasret olarak bıraksın. Dirilten de öldüren de Allah'tır. Allah işlediklerinizi görür.

Âl-i İmrân · 157. ayet

Ve lein kutiltum fı sebılillahi ev muttum le magfiratum minellahi ve rahmetun hayrum mimma yecmeun

Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, size Allah'tan onların topladıklarından hayırlı bir mağfiret ve rahmet vardır.

Âl-i İmrân · 158. ayet

Ve leim muttum ev kutiltum le ilellahi tuhserun

And olsun ki, ölseniz de, öldürülseniz de Allah katında toplanacaksınız.

Âl-i İmrân · 159. ayet

Fe bi ma rahmetim minellahi linte lehum* ve lev kunte fezzan galızal kalbi lenfeddu min havlike fa’fu anhum vestagfir lehum ve savirhum fil emr* fe iza azemte fe tevekkel alellah* innellahe yuhıbbul mutevekkilın

Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever.

Âl-i İmrân · 160. ayet

Iy yensurkumullahu fe la galibe lekum* ve iy yahzulkum fe min zellezı yensurukum mim ba’dih* ve alellahi felyetevekkelil mu’minun

Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur; eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O'ndan başka size yardım edecek kimdir? İnananlar yalnız Allah'a güvensinler.

Âl-i İmrân · 161. ayet

Ve ma kane li nebiyyin ey yegull* ve mey yaglul ye’ti bi ma galle yevmel kıyameh* summe tuveffa kullu nefsim ma kesebet ve hum la yuzlemun

Hiçbir peygambere ganimete ve millet malına hiyanet yaraşmaz; haksızlık kim yaparsa, kıyamet günü yaptığı ile gelir, sonra, haksızlık yapılmaksızın herkese kazanmış olduğu ödenir.

Âl-i İmrân · 162. ayet

E fe menittebea rıdvanellahi ke mem bae bi sehatım minellahi ve me’vahu cehennem* ve bi’sel mesıyr

Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan gibi midir? Bu kimsenin varacağı yer cehennemdir; o ne kötü varılacak yerdir.

Âl-i İmrân · 163. ayet

Hum deracatun ındellah* vallahu besıyrum bi ma ya’melun

Onlar Allah katında derece derecedir. Allah, işlediklerini görmektedir.

Âl-i İmrân · 164. ayet

Le kad mennellahu alel mu’minıne iz bease fıhim rasulem min enfusihim yetlu aleyhim ayatihı ve yuzekkıhim ve yuallimuhumul kitabe vel hıkmeh* ve in kanu min kablu le fı dalalim mubın

And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara Kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler.

Âl-i İmrân · 165. ayet

E ve lemma esabetkum musıybetun kad esabtum misleyha kultum enna haza* kul huve min ındi enfusikum* innellahe ala kulli sey’in kadır

Başkalarını iki misline uğrattığınız bir musibete kendiniz uğrayınca mı: "Bu nereden?" dersiniz? De ki: "O, kendi tarafınızdandır". Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir.

Âl-i İmrân · 166. ayet

Ve ma esabekum yevmeltekal cem’ani fe bi iznillahi ve li ya’lemel mu7minın

İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da, münafıklık edenleri de belirtmesi içindir. Münafıklık edenlere: "gelin, Allah yolunda savaşın, veya hiç olmazsa savunmada bulunun" dendiği zaman: "Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik" dediler. O gün, onlar imandan çok inkara yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.

Âl-i İmrân · 167. ayet

Ve li ya’lemellezıne nefeku* ve kıyle lehum tealev katilu fı sebılillahi evidfeu* kalu lev na’lemu kıtalel letteba’nakum* hum lil kufri yevmeizin akrabu minhum lil ıman* yekulune bi efvahihim ma leyse fı kulubihim* vallahu a’lemu bima yektumun

İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen, Allah'ın izniyledir. Bu, inananları da, münafıklık edenleri de belirtmesi içindir. Münafıklık edenlere: "gelin, Allah yolunda savaşın, veya hiç olmazsa savunmada bulunun" dendiği zaman: "Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik" dediler. O gün, onlar imandan çok inkara yakındılar. Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah gizlediklerini onlardan iyi bilir.

Âl-i İmrân · 168. ayet

Ellezıne kalu li ıhvanihim ve kaadu lev etauna ma kutilu* kul fedrau an enfusekumul mevte in kuntum sadikıyn

Onlar oturup, kardeşleri için: "Bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi" dediler. De ki: "Eğer doğru sözlü iseniz, ölümü kendinizden savın.

Âl-i İmrân · 169. ayet

Ve la tahsebennellezıne kutilu fı sebılillahi emvate bel ahyaun ınde rabbihim yurzekun

Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.

Âl-i İmrân · 170. ayet

Ferihıyne bi ma atahumullahu min fadlihı ve yestebsirune billezıne lem yelhaku bihim min halfihım ella havfun aleyhim ve la hum yahzenun

Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar, arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler.

Âl-i İmrân · 171. ayet

Yestebsirune bi nı’metim minellahi ve fadliv ve ennellahe la yudıy’u ecral mu’minın

Onlar Allah'tan olan bir nimeti, bolluğu ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.

Âl-i İmrân · 172. ayet

Ellezınestecabu lillahi ver rasuli mim ba’di ma esabehumul karhu lillezıne ahsenu minhum vettekav ecrun azıym

Kendileri savaşta yara aldıktan sonra Allah ve Peygamberin çağrısına koşanlara, hele onlardan iyilik edip sakınanlara büyük ecir vardır.

Âl-i İmrân · 173. ayet

Ellezıne kale lehumun nasu innen nase kad cemeu lekum fahsevhum fe zadehum ımana* ve kalu hasbunellahu ve nı’mel vekıl

İnsanlar onlara: "Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun" dediler. Bu, onların imanını artırdı da: "Allah bize yeter. O ne güzel Vekil'dir" dediler.

Âl-i İmrân · 174. ayet

Fenkalebu bi nı’metim minellahi ve fadlil lem yemseshum suuv vettebeu rıdvanellah* vallahu zu fadlin azıym

Bu yüzden kendilerine bir fenalık dokunmadan, Allah'tan nimet ve bollukla geri döndüler; Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük, bol nimet sahibidir.

Âl-i İmrân · 175. ayet

Innema zalikumus seytanu yuhavvifu evliyaehu fe la tehafuhum ve hafuni in kuntum mu’minın

İşte o şeytan ancak kendi dostlarını korkutur, inanmışsanız onlardan korkmayın, Benden korkun.

Âl-i İmrân · 176. ayet

Ve la yahzunkellezıne yusariune fil kufr* innehum ley yedurullahe sey’a* yurıdullahu ella yec’ale lehum hazzan fil ahırah* ve le hum azabun azıym

Küfürde yarışanlar seni üzmesin; şüphesiz onlar Allah'a bir zarar veremezler. Allah ahirette onlara bir pay vermemek istiyor; onlara büyük azab vardır.

Âl-i İmrân · 177. ayet

Innellezınesteravul kufra bil ımani ley yedururlahe sey’a* ve lehum azabun elım

İmanı inkara değişenler, şüphesiz Allah’a bir zarar veremiyeceklerdir. Elem verici azab onlaradır.

Âl-i İmrân · 178. ayet

Ve la yahsebennelezıne keferu ennema numlı lehum hayrul li enfusihimv innema numlı lehum li yezdadu isma* ve lehum azabum muhın

İnkar edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara ancak, günahları çoğalsın diye mühlet veriyoruz. Küçültücü azab onlaradır.

Âl-i İmrân · 179. ayet

Ma kanellahu li yezeral mu’minıne ala ma entum aleyhi hatta yemızel habıse minet tayyib* ve am kanellahu li yutliakum alel gaybi ve lakinnellahe yectebı mir rusulihı mey yesau fe aminu billahi ve rusulih* ve in tu’minu ve tetteku fe le kum ecrun azıym

Allah inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah'a ve peygamberlerine inanın; inanır ve sakınırsanız size büyük ecir vardır.

Âl-i İmrân · 180. ayet

Ve la yahsebennellezıne yebhalune bi ma atahumullahu min fadlihı huve hayral lehum* bel huve serrul lehum* seyutavvekune ma behılu bihı yevmel kıyameh* ve lillah mırasus semavati vel ard* vallahu bi ma ta’melune habır

Allah'ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, bilakis bu onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah işlediklerinizden haberdardır.

Âl-i İmrân · 181. ayet

Le kad semiallahu kavlellezıne kalu innellahe fekıyruv ve nahnu agniya’* senektubu ma kalu ve katlehumul embiyae bi gayri hakkıv ve nekulu zuku azabel harıyk

And olsun ki, Allah: "Allah fakir; biz zenginiz" diyenlerin sözünü işitmiştir. Dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürdüklerini elbette yazacağız, "Yakıcı azabı tadın" diyeceğiz.

Âl-i İmrân · 182. ayet

Zalike bi ma kaddemet eydıkum ve ennellahe leyse bi zallamil lil abıd

Bu, yaptığınızın karşılığıdır". Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.

Âl-i İmrân · 183. ayet

Ellezıne kalu innellahe ahide ileyna ella nu’mine li rasulin hatta ye’tiyena bi kurbanin te’kuluhun nar* kul kad caekum rusulum min kablı bil beyyinati ve billezı kultum fe lime kateltumuhum in kuntum sadikıyn

Doğrusu, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamak üzere Allah bize ahid verdi" diyenlere sen, de ki: "Benden önce peygamberler size belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlü iseniz niçin onları öldürdünüz.

Âl-i İmrân · 184. ayet

Fe in kezzebuke fe kad kuzzibe rusulum min kablike cau bil beyyinati vez zuburi vel kitabil munır

Seni yalancı saydılarsa, senden önce belgeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştı.

Âl-i İmrân · 185. ayet

Kullu nefsin zaikatul mevt* ve innema tuveffevne ucurakum yevmel kıyameh* fe men zuhziha anin nari ve udhılel cennete fe kad faz* ve mel hayatud dunya illa metaul gurur

Her insan ölümü tadacaktır. Kıyamet günü, ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur. Dünya hayatı, zaten, sadece aldatıcı bir geçinmeden ibarettir.

Âl-i İmrân · 186. ayet

Le tublevunne fı emvalikum ve enfusikum ve le tesmeunne minellezıne utul kitabe min kablikum ve minellezıne esraku ezen kesira* ve in tasbiru ve tetteku fe inne zalike min azmil umur

And olsun ki mallarınız ve canlarınızla sınanacaksınız; hiç şüphesiz, sizden önce Kitap verilenlerden ve Allah'a eş koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bu üzerinde sebat edilecek işlerdendir.

Âl-i İmrân · 187. ayet

Ve iz ehazellahu mısakallezıne utul kitabe le tubeyyinunnehu lin nasi ve la tektumuneh* fe nebezuhu verae zuhurihim vesterav bihı semenen kalıla* fe bi’se ma yesterun

Allah, Kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alış verişleri ne kötüdür.

Âl-i İmrân · 188. ayet

La tahsebennellezıne yefrahune bi ma etev ve yuhıbbune ey yuhmedu bi ma lem yef’alu fe la tahsebennehum bi mefazitem minel azab* ve lehum azabun elım

Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananların, sakın onların azabdan kurtulacaklarını sanma; elem verici azab onlaradır.

Âl-i İmrân · 189. ayet

Ve lillahi mulkus semavati vel ard* vallahu ala kulli sey’in kadır

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah her şeye Kadir'dir.

Âl-i İmrân · 190. ayet

Inne fı halkıs semavati vel erdı vahtilafil leyli ven nehari le ayatil li ulil elbab

Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiblerine şüphesiz deliller vardır.

Âl-i İmrân · 191. ayet

Ellezıne yezkurunellahe kıyamev ve kuudev ve ala cunubihim ve yetefekkerune fı halkıs semavati vel ard* rabbena ma halakte haza batıla* subhaneke fekına azaben nar

Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru.

Âl-i İmrân · 192. ayet

Rabbena inneka men tudhılin nara fe kad ahzeyteh* ve ma liz zalimıne min ensar

Rabbimiz! Sen ateşe kimi sokarsan, onu şüphesiz rezil etmiş olursun, zulmedenlerin hiç yardımcıları yoktur.

Âl-i İmrân · 193. ayet

Rabbena innena semı’na munadiyey yunadı lil ımani en aminu bi rabbikum fe amenna* rabbena fagfir lena zunubena ve keffir anna seyyiatina ve teveffena meal ebrar

Rabbimiz! Doğrusu biz Rabbinize inanın diye inanmaya çağıran bir çağırıcıyı işittik de iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bize bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızi iyilerle beraber al.

Âl-i İmrân · 194. ayet

Rabbena ve atina ma veadtena ala rusulike ve la tuhzina yevmel kıyameh* inneke la tuhliful mıad

Rabbimiz! Peygamberlerinle vadettiklerini bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen şüphesiz sözünden caymazsın.

Âl-i İmrân · 195. ayet

Festecabe lehum rabbuhum ennı la udıy’u amele amilim minkum min zekerin ev unsa* ba’dukum min ba’d* fellezıne haceru ve uhricu min diyarihim ve uzu fı sebılı ve katelu ve kutilu le ukeffiranne anhum seyyiatihim ve le udhılennehum cennatin tecrı min tahtihel enhar* sevabem min ındillah* vallahu ındehu husnus sevab

Rableri dualarını kabul etti: "Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun, iş yapanın işini boşa çıkarmam. Hicret edenlerin, memleketlerinden çıkarılanların, yolumda ezaya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. And olsun ki, Allah katından bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nimetin güzeli Allah katındadır.

Âl-i İmrân · 196. ayet

La yegurranneke tekallubullezıne keferu fil bilad

İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır.

Âl-i İmrân · 197. ayet

Metaun kalılun summe me’vahum cehennem* ve bi’sel mihad

İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır.

Âl-i İmrân · 198. ayet

Lakinillezınettekav rabbehum lehum cennatun tecrı min tahtihel enharu halidıne fıha nuzulem min ındillah* ve ma ındellahi hayrul lil ebrar

Fakat Rablerinden sakınanlara, Allah katından konukluklar bulunan, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler vardır. Allah katındaki şeyler, iyi olanlar için daha hayırlıdır.

Âl-i İmrân · 199. ayet

Ve inne min ehlil kitabi le mey yu’minu billahi ve ma unzile ileykum ve ma unzile ileyhim hasiıyne lillahi la yesterune bi ayatillahi semenen kalıla* ulaike lehum ecruhum ınde rabbihim* innellahe serıul hısab

Kitap ehlinden Allah'a huşu duyarak inanıp, Allah'ın ayetlerini az bir değere değişmeyenler vardır. İşte onların ecirleri Rablerinin katındadır. Şüphesiz Allah'ın hesabı çabuktur.

Âl-i İmrân · 200. ayet

Ya eyyuhellezıne amenusbiru ve sabiru ve rabitu vettekullahe leallekum tuflihun

Ey İnananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah'a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişebilesiniz.