7
A'râf
A'râf
206 ayet
Sure profili · 8. cüz · Mekke
A'râf
Al-A'raf · A'râf
A'râf suresi (Al-A'raf). Mekke döneminde inmiştir; 206 ayettir. Mushaf yolunda 7. sure olarak okunur.
206 ayet · Latin okunuş + Türkçe meal
Ayetler
Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.
A'râf · 1. ayet
Elif lam mim sad
Elif, Lam, Mim, Sad.
A'râf · 2. ayet
Kitabun unzile ileyke fe la yekun fı sadrike haracum minhu li tunzira bihı ve zikra lil mu’minın
Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.
A'râf · 3. ayet
Ittebiu ma unzile ileykum mir rabbikum ve la tettebiu min dunihı evliya’kalılem ma tezekkerun
Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.
A'râf · 4. ayet
Ve kem min karyetin ehleknaha fe caeha be’suna beyaten ev hum kailun
Biz nice kentleri yok etmişizdir; geceleyin veya gündüz uykularında iken baskınımıza uğramışlardır.
A'râf · 5. ayet
Fe ma kane da’vahum iz caehum be’suna illa en kalu inna kunna zalimın
Baskınımıza uğradıklarında, sözleri, "Gerçekten biz haksızdık" demekten ibaret kalmıştır.
A'râf · 6. ayet
Fe le nes’elennellezıne ursile ileyhim ve le nes’elennel murselın
And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız.
A'râf · 7. ayet
Fe le nekussanne aleyhim bi ılmiv ve ma kunna gaibın
And olsun ki, yaptıklarını kendilerine bir bir anlatacağız, zira onlardan uzak değildik.
A'râf · 8. ayet
Vel veznu yevmeizinil hakk fe men sekulet mevazınuhu fe ulaike humul muflihun
Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır.
A'râf · 9. ayet
Ve men haffet mevazınuhu fe ulaikellezıne hasiru enfusehum bima kanu bi ayatina yazlimun
Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.
A'râf · 10. ayet
Ve le kad mekkennakum fil erdı ve cealna lekum fıha meayis kalılem ma teskurın
Sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler yarattık. Öyleyken pek az şükrediyorsunuz.
A'râf · 11. ayet
Ve le kad halaknakum summe savvernakum summe kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu illa iblıs lem yekum mines sacidın
And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, "Adem'e secde edin" dedik; İblis'ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.
A'râf · 12. ayet
Kale ma meneake ella tescude iz emartuk kale ene hayrum minhhalaktenı min nariv ve halaktehu min tıyn
Allah, "Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?" dedi, "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" cevabını verdi.
A'râf · 13. ayet
Kale fehbıt minha fe ma yekunu leke en tetekebbera fıha fahruc inneke mines sagırın
Ona, "İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın birisin" dedi.
A'râf · 14. ayet
Kale enzırnı ila yevmi yub’asun
Ona, "İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar beni ertele" dedi.
A'râf · 15. ayet
Kale inneke minel munzarın
Allah; "Sen erteye bırakılanlardansın" dedi.
A'râf · 16. ayet
Kale fe bima agveytenı le ak’udenne lehum sıratakel mustekıym
Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
A'râf · 17. ayet
Summe le atiyennehum mim beyni eydıhim ve min halfihim ve an eymanihim ve an semailihim ve la tecidu ekserahum sakirın
Beni azdırdığın için, and olsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım; sonra önlerinden, ardlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.
A'râf · 18. ayet
Kalehruc minha mez’umem medhura le men tebiake minhum le emleenne cehenneme minkum ecmeıyn
Allah, "Yerilmiş ve kovulmuşsun, oradan defol; and olsun ki insanlardan sana kim uyarsa, hepinizi cehenneme dolduracağım" dedi.
A'râf · 19. ayet
Ve ya ademuskun ente ve zevcukel cennete fe kula min haysu si’tuma ve la takraba hazihis secerate fe tekuna minez zalimın
Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz.
A'râf · 20. ayet
Fe vesvese lehumes seytanu li yubdiye lehuma mavuriye anhuma min sev’atihima ve kale ma nehakuma rabbukuma an hazihis secerati illa en tekuna melekeyni ev tekuna minel halidın
Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir.
A'râf · 21. ayet
Ve kasemehuma innı lekuma le minen nasıhıyn
Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim" diye ikisine yemin etti.
A'râf · 22. ayet
Fe dellahuma bi gurur fe lemma zakas secerate bedet lehuma sev’atuhuma ve tafika yahsifani aleyhima miv verakıl cenneh ve nadahuma rabbuhuma e lem enhekuma an tilkuems secerati ve ekul lekuma innes seytane lekuma aduvvum mubın
Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?" diye seslendi.
A'râf · 23. ayet
Kala rabbena zalemna enfusena ve il lem tagfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasirın
Her ikisi, "Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz" dediler.
A'râf · 24. ayet
Kalehbitu ba’dukum li ba’dın aduvv ve lekum fil erdı mustekarruv ve metaun ila hıyn
Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz.
A'râf · 25. ayet
Kale fıha tahyevne ve fıha temutune ve menha tuhracun
Orada yaşar, orada ölür ve oradan dirilip çıkarılırsınız" dedi.
A'râf · 26. ayet
Ya benı ademe kad enzelna aleykum libasey yuvarı sev’atikum ve rısev ve libasut takva zalike hayr zalike min ayatillahi leallehum yezzekkerun
Ey İnsanoğulları! Ayıp yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süsleyecek elbiseler gönderdik. Takva örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır. Allah'ın bu ayetleri öğüt almanız içindir.
A'râf · 27. ayet
Ya benı ademe la yeftinennekumus seytanu kema ahrace ebeveykum minel cenneti yenziu anhuma libasehuma li yuriyehuma sev’atihima innehu yerakum huve ve kabıluhu min haysu la teravnehum inna cealnes seyatıyne evliyae lillezıne la yu’minun
Ey İnsanoğulları! Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ananızı babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. Sizin onları görmediğiniz yerlerden o ve taraftarları sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanlara dost kılarız.
A'râf · 28. ayet
Ve iza fealu fahıseten kalu vecedna aleyha abaena ballahu emerana biha kul innellahe la ye’muru bil fahsa’e tekulune alellahi ma la ta’lemun
Onlar bir fenalık yaptıkları zaman, "Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz.
A'râf · 29. ayet
Kul emera rabbı bil kıstı ve ekıymu vucuhekum ınde kulli mescidiv bedeekum teudun
De ki: "Rabbim adaleti emretti; her secde yerinde yüzünüzü O'na doğrultun; dinde samimi olarak O'na yalvarın. Sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz.
A'râf · 30. ayet
Ferıkan heda ve ferıkan hakka aleyhimud dalaleh innehumut tehazus seyatıyne evliyae min dunillahi ve yahsebune ennehum muhtedun
Allah insanlardan bir takımını doğru yola eriştirdi, fakat bir takımı da sapıklığı haketti, çünkü bunlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı.
A'râf · 31. ayet
Ya benı ademe huzu zınetekum ınde kulli mescidiv ve kulu vesrabu ve la tusrifu innehu la yuhıbbul musrifın
Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.
A'râf · 32. ayet
Kul men harrame zınetellahilletı ahrace li ıbadihı vet tayyibati miner rızk kul hiye lillezıne amenu fil hayatid dunya halisatey yevmel kıyameh kezalike nufassılul ayati li kavmiy ya’lemun
Allah'ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?" "Bunlar, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir" de. Bilen kimseler için ayetlerimizi böylece uzun uzun açıklıyoruz.
A'râf · 33. ayet
Kul innema harrame rabbiyel fevahıse ma zahera minha ve ma betane vel isme vel bagye bi gayril hakkı ve en tusriku billahi ma lem yunezzil bihı sultanev ve en tekulu alellahi ma la ta’lemun
De ki: "Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmanızı, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.
A'râf · 34. ayet
Ve li kulli ummetin ecel fe iza cae ecluhum la yeste’hırune saatev ve la yestakdimun
Her ümmet için belirli bir süre vardır; vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir ne de öne geçebilirler.
A'râf · 35. ayet
Ya benı ademe imma ye’tiyennekum rusulum minkum yekussune aleykum ayatı fe menitteka ve asleha fe la havfun aleyhim ve la hum yahzenun
Ey Adem oğulları! Size aranızdan ayetlerimizi okuyan peygamberler geldiğinde, onların bildirdiklerine karşı gelmekten sakınan ve gidişini düzeltenlere, işte onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
A'râf · 36. ayet
Vellezıne kezzebu bi ayatina vestekberu anha ulaike ashabun nar hum fıha halidun
Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır.
A'râf · 37. ayet
Fe men azlemu mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe bi ayatih ulaike yenaluhum nesıybuhum minel kitab hatta iza caethum rusuluna yeteveffevnehum kalu eyne ma kuntum ted’une min dunillah kalu dallu anna ve sehidu ala enfusihim ennehum kanu kafirın
Allah'a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalan sayandan daha zalim kimdir? Kitap'daki payları kendilerine erişecek olanlar onlardır. Elçilerimiz canlarını almak üzere geldiklerinde onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" deyince, "Bizi koyup kaçtılar" derler, böylece inkarcı olduklarına kendi aleyhlerine şahidlik ederler.
A'râf · 38. ayet
Kaledhulu fı umemin kad halet min kablikum minel cinni vel insi fin nar kullema dehalet ummetul leanet uhteha hatta ized daraku fıha cemıan kalet uhrahum li ulahum rabbena haulai edalluna fe atihim azaben dı’fem minen nar kale li kullin dı’fuv ve lakil la ta’lemun
Allah, " Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle beraber ateşe girin" der. Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lanet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için, "Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabını kat kat ver" derler, Allah, "Hepsinin kat kattır, ama bilmezsiniz" der.
A'râf · 39. ayet
Ve kalet ulahum li uhrahum fe ma kane lekum aleyna min fadlin fe zukul azabe bima kuntum teksibun
Öncekiler sonrakilere, "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın" derler.
A'râf · 40. ayet
Innellezıne kezzebu bi ayatina vestekberu anha la tufettehu lehum ebvabus semai ve la yedhulunel cennete hatta yelicel cemelu fı semmil hıyad ve kezalike neczil mucrimın
Doğrusu ayetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taslayanlara, göğün kapıları açılmaz; deve iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. Suçluları böyle cezalandırırız.
A'râf · 41. ayet
Lehum min cehenneme mihaduv ve min fevkıhum gavas ve kezalike necziz zalimın
Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız.
A'râf · 42. ayet
Vellezıne amenu ve amilus salihati la nukellifu nefsen illa vus’aha ulaike ashabul cenneh hum fıha halidun
İnanan ve yararlı iş işleyenler ki kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz işte cennetlikler onlardır, orada temelli kalacaklardır.
A'râf · 43. ayet
Ve neza’na ma fı sudurihim min gıllin tecrı min tahtihimul enhar ve kalul hamdu lillahillezı hedana li haza ve ma kunna li nehtediye lev la en hedanellah le kad caet rusulu rabbina bil hakk ve nudu en tilkumul cennetu uristumuha bima kuntum ta’melun
Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız. "Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. And olsun ki Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmiştir" derler. Onlara, "İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet" diye seslenilir.
A'râf · 44. ayet
Ve nada ashabul cenneti ashaben nari en kad vecedna ma veadena rabbuna hakkan fe hel vecedtum ma veade rabbukum hakka kalu neam fe ezzene muezzinum beynehum el la’netullahi alez zalimın
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
A'râf · 45. ayet
Ellezıne yesuddune an sebılillahi ve yebguneha ıveca ve hum bil ahırati kafirun
Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.
A'râf · 46. ayet
Ve beynehuma hıcab ve alel a’rafi ricaluy ya’rifune kullem bisımahum ve nadev ashabel cenneti en selamun aleykum lem yedhuluha ve hum yatmeun
İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir.
A'râf · 47. ayet
Ve iza surifet ebsaruhum tilkae ashabin nari kalu rabbena la tec’alna meal kavmiz zalimın
Gözleri cehennemlikler yönüne çevrilince: "Rabbimiz! Bizi zalimlerle beraber bulundurma" derler.
A'râf · 48. ayet
Ve nada ashabul a’rafi ricaley ya’rifunehum bisımahum kalu ma agna ankum cem’ukum ve ma kuntum testekbirun
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız.
A'râf · 49. ayet
E haulaillezıne aksemtum la yenaluhumullahu bi rahmeh udhulul cennete la havfun aleykum ve la entum tahzenun
Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız.
A'râf · 50. ayet
Ve nada ashabun nari ashabel cenneti en efıdu aleyna minel mai ev mimma razekakumullah kalu innellahe harramehuma alel kafirın
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
A'râf · 51. ayet
Ellezınettehazu dınehum lehvev ve leıbev ve garrathumul hayatud dunya fel yevme nensahum kema nesu likae yevmihim haza ve ma kanu bi ayatina yechadun
Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.
A'râf · 52. ayet
Ve le kad ci’nahum bi kitabin fassalnahu ala ılmin hudev ve rahmetel li kavmiy yu’minun
And olsun ki Biz onlara bir Kitap getirdik, inanan bir millet için yol gösterici ve rahmet olarak onu bilgiyle uzun uzun açıkladık.
A'râf · 53. ayet
Hel yenzurune illa te’vıleh yevme ye’tı te’vıluhu yekulullezıne nesuhu min kablu kad caet rusulu rabbina bil hakk fe hel lena min sufeae fe yesfeu lena ev nuraddu fe na’mele gayrallezı kunna na’mel kad hasiru enfusehum ve dalle anhum ma kanu yefterun
Kitap'ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, "Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek" derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır.
A'râf · 54. ayet
Inne rabbekumullahullezı halekas semavati vel erda fı sitteti eyyamin summesteva alel arsi yugsil leylen nehara yatlubuhu hasısev ves semse vel kamera ven nucume musehharatim bi emrih ela lehul halku vel emr tebarakellahu rabbul alemın
Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbiolan Allah Yüce'dir.
A'râf · 55. ayet
Ud’u rabbekum tedarruav ve hufyeh innehu la yuhıbbul mu’tedın
Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez.
A'râf · 56. ayet
Ve la tufsidu fil erdı ba’de ıslahıha ved’uhu havfev ve tamea inne rahmetellahi karıbum minel muhsinın
Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi davrananlara yakındır.
A'râf · 57. ayet
Ve huvellezı yursilur riyaha busram beyne yedey rahmetih hatta iza ekallet sehaben sikalen suknahu li beledim meyyitin fe enzelna bihil mae fe ahracna bihı min kullis semerat kezalike nuhricul mevta leallekum tezekkerun
Rahmetinin önünde, müjdeci olarak rüzgarları gönderen Allah'tır. Rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları taşıdığında, onu ölü bir memlekete gönderir, su indirir ve onunla her türlü ürünü yetiştiririz; ölüleri de bunun gibi diriltip, çıkarırız; belki bundan ibret alırsınız.
A'râf · 58. ayet
Vel beledut tayyibu yahrucu nebatuhu bi izni rabbih vellezı habuse la yahrucu illa nekida kezalike nusarriful ayati li kavmiy yeskurun
İyi toprak Rabbinin izniyle bitki verir, çorak toprak kavruk bitki çıkarır. Şükredecek millet için böylece ayetleri yerli yerince açıklarız.
A'râf · 59. ayet
Le kad erselna nuhan ila kavmihı fe kale ya kavmı’budullahe ma lekum min ilahin gayruh innı ehafu aleykum azabe yevmin azıym
And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
A'râf · 60. ayet
Kalel meleu min kavmihı inna li nerake fı dalalim mubın
Milletinin ileri gelenleri: "Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz" dediler.
A'râf · 61. ayet
Kale ya kavmi leyse bı dalaletuv ve lakinnı rasulum mir rabbil alamın
Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
A'râf · 62. ayet
Ubelligukum risalati rabbı ve ensahu lekum ve a’lemu minellahi ma la ta’lemun
Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
A'râf · 63. ayet
E ve acibtum en caekum zikrum mir rabbikum ve li tetteku ve leallekum turhamun
Ey milletim! Bende bir sapıklık yoktur, ancak ben Alemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasıyla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi.
A'râf · 64. ayet
Fe kezzebuhu fe enceynahu vellezıne meahu fil fulki ve agraknellezıne kezzebu bi ayatina innehum kanu kavmen amın
Onu yalanladılar; biz de onu ve gemide beraberinde olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda boğduk, çünkü onlar kör bir milletti.
A'râf · 65. ayet
Ve ila adin ehahum huda kale ya kavmı’budullahe malekum min ilahin gayruh e fe la tettekun
Ad milletine de, kardeşleri Hud'u gönderdik "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" dedi.
A'râf · 66. ayet
Kalel meleullezıne keferu min kavmihı inna le nerake fı sefahetiv ve inna le nesunnuke minel kazibın
Milletinin inkarcı ileri gelenleri, "Biz senin beyinsiz olduğunu görüyor ve seni yalancılardan sanıyoruz" dediler.
A'râf · 67. ayet
Kale ya kavmi leyse bı sefahetuv ve lakinnı rasulum mir rabbil alemın
Ey milletim! Ben beyinsiz değil, Alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
A'râf · 68. ayet
Ubelligukum risalati rabbı ve ene lekum nasıhun emın
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
A'râf · 69. ayet
E ve acibtum en caekum zikrum mir rabbikum ala raculim minkum li yunzirakum vezkuru iz cealekum hulefae mim ba’di kavmi nuhıv ve zadekum fil halkı bestah fezkuru alaellahi leallekum tuflihun
Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm; sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbinizden size bir haber gelmesine mi şaşıyorsunuz? Allah'ın sizi Nuh'un milleti yerine getirdiğini ve vücutça da onlardan üstün kıldığını hatırlayın, başarıya erişebilmeniz için Allah'ın nimetlerini anın" dedi.
A'râf · 70. ayet
Kalu eci’tena li na’budellahe vahdehu ve nezera ma kane ya’budu abauna fe’tina bima teıduna in kunte mines sadikıyn
Bize yalnız Allah'a kulluk etmemizi, babalarımızın taptıklarını bırakmamızı söylemek için mi geldin? Doğru sözlülerden isen haydi bizi tehdit ettiğin azaba uğrat" dediler.
A'râf · 71. ayet
Kale kad vekaa aleykum mir rabbikum ricsuv ve gadab e tucadilunenı fı esmain semmeytumuha entum ve abaukum ma nezzelellahu biha min sultan fentezıru innı meakum minel muntezırın
Hiç şüphesiz artık Rabbinizin azab ve öfkesini hakettiniz. Allah'ın hiçbir delil indirmediği, isimlerini de siz ve babalarınızın koyduğu putlar hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin, doğrusu ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim" dedi.
A'râf · 72. ayet
Fe enceynahu vellezıne meahu bi rametim minna ve kata’na dabirallezıne kezzebu bi ayatina ve ma kanu mu’minın
Biz, rahmetimizle, Hud'u ve beraberinde bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayarak inanmayanların kökünü kestik.
A'râf · 73. ayet
Ve ila semude ehahum saliha kale ya kavmi’budullahe malekum min ilahin gayruh kad caetkum beyyinetum mir rabbikum hazihı nakatullahi lekum ayeten fe zeruha te’kul fı erdıllahi ve la temessuha vi suin fe ye’huzekum azabun elım
Semud milletine de kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi: Allah'ın bu dişi devesi size bir delildir, onu bırakın, Allah'ın toprağında otlasın; ona kötülük etmeyin, yoksa can yakıcı azaba uğrarsınız.
A'râf · 74. ayet
Vezkuru iz cealekum hulefae mim ba’di adiv ve bevveekum fil erdı tettehızune min suhuliha kusurav ve tenhıtunel cibale buyuta fezkuru alaellahi ve la ta’sev fil erdı mufsidın
Allah'ın sizi Ad milleti yerine getirdiğini, ovalarında köşkler kurup dağlarında kayadan evler yonttuğunuz yeryüzünde yerleştirdiğini hatırlayın; Allah'ın nimetlerini anın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
A'râf · 75. ayet
Kalel meleul lezınestekberu min kavmihı lillezınes tud’ıfu li men amene minhum eta’lemune enne saliham murselum mir rabbih kalu inna bima ursile bihı mu’minun
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, aralarından iman eden ve bu sebeple hor gördükleri kimselere, "Salih'in Rabbi tarafından gönderildiğini sahiden biliyor musunuz?" dediler, onlar da, "Doğrusu biz onunla gönderilene inanıyoruz" dediler.
A'râf · 76. ayet
Kalellezınestekberu inna billezı amentum bihı kafirun
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
A'râf · 77. ayet
Fe akarun nakate ve atev an emri rabbihim ve kalu ya salihu’tina bima teıduna in kunte minel murselın
Büyüklük taslayanlar, "Sizin inandığınızı biz inkar ediyoruz" dediler ve dişi deveyi kesip devirdiler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar, "Ey Salih, eğer sen peygambersen bizi tehdit ettiğin azaba uğrat bakalım" dediler.
A'râf · 78. ayet
Fe ehazethumur racfetu fe asbehu fı darihim casimın
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
A'râf · 79. ayet
Fe tevella anhum va kale ya kavmi le kad eblagtukum risalete rabbı ve nesahtu lekum ve lakil la tuhıbbunen nasıhıyn
Salih de onlardan yüz çevirdi ve "Ey milletim! And olsun ki ben size Rabbimin sözünü bildirmiş ve öğüt vermiştim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" dedi.
A'râf · 80. ayet
Ve lutan iz kale li kavmihı ete’tunel fahısete ma sebekakum biha min ehadim minel alemın
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
A'râf · 81. ayet
Innekum le te’tuner ricale sehvetem min dunin nisa’bel entum kavmum musrifun
Lut'u da gönderdik, milletine "Dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp erkeklere yaklaşıyorsunuz, doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" dedi.
A'râf · 82. ayet
Ve ma kane cevabe kavmihı illa en kalu ahricuhum min karyetikum innehum unasuy yetetahherun
Milletinin cevabı sadece, "Onları kasabanızdan çıkarın, güya onlar temiz kalmaya uğraşan insanlarmış" demek oldu.
A'râf · 83. ayet
Fe enceynahu ve ehlehu illemraetehu kanet minel gabirın
Bunun üzerine Lut'u ve taraftarlarını kurtardık; yalnız karısı, geride kalıp helake uğrayanlardan oldu.
A'râf · 84. ayet
Ve emtarna aleyhim metara fenzur keyfe kane akıbetul mucrimın
Geriye kalanların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
A'râf · 85. ayet
Ve ila medyene ehahum suayba kale ya kavmı’budullahe malekum min ilahin gayruh kad caetkum beyyinetum mir rabbikum fe evful keyle vel mızane ve la tebhasun nase esyaehum ve la tufsidu fil erdı ba’de ıslahıha zalikum hayrul lekum in kuntum mu’minın
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik, onlara şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır.
A'râf · 86. ayet
Ve la tak’udu bi kulli sıratın tuıdune ve tesuddune an sebılillahi men amene bihı ve tebguneha ıveca vezkuru iz kuntum kalılen fe kesserakum venzuru keyfe kane akıbetul mufsidın
Allah'a inananları yolundan alıkoyup ve o yolun eğriliğini dileyerek tehdit edip her yolda pusu kurup oturmayın. Azken, Allah'ın sizi çoğalttığını hatırlayın; bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.
A'râf · 87. ayet
Ve in kane taifetum minkum amenu billezı ursiltu bihı ve taifetul lem yu’minu fasbiru hatta yahkumellahu beynena ve huve hayrul hakimın
İçinizde mademki benimle gönderilene inanan bir topluluk ve inanmayan bir topluluk var, o halde Allah'ın aramızda hükmünü bildirmesine kadar sabredin. Allah hükmedenlerin en iyisidir.
A'râf · 88. ayet
Kalel meleullezınestekberu min kavmihı le nuhricenneke ya suaybu vellezıne amenu meake min karyetina ev leteudunne fı milletina kale e ve lev kunna karihın
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
A'râf · 89. ayet
Kadifterayna alellahi keziben in udna fı milletikum ba’de iz neccanellahu minha ve ma yekunu lena en neude fıha illa ey yesaellahu rabbuna vesia rabbuna kulle sey’in ılma alellahi tevekkelna rabbeneftah beynena ve beyne kavmina bil hakkı ve ente hayrul fatihıyn
Milletinin büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Ey Şuayb! Ya dinimize dönersiniz ya da, and olsun ki seni ve inananları seninle beraber kentimizden çıkarırız" dediler. Şuayb, onlara: "İstemezsek de mi? Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın" dedi.
A'râf · 90. ayet
Ve kalel meleullezıne keferu min kavmihı le initteba’tum suayben innekum izel le hasirun
Milletinin inkar eden ileri gelenleri, "Şuayb'a uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz" dediler.
A'râf · 91. ayet
Fe ehazethumur racfetu fe asbehu fı darihim casimın
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.
A'râf · 92. ayet
Ellezıne kezzebu suayben ke el lem yagnev fıhellezıne kezzebu suayben kanu humul hasirın
Şuayb'ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamışlar gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Şuayb'ı yalanlayanlar oldu.
A'râf · 93. ayet
Fe tevella anhum ve akle ya kavmi le kad eblagtukum risalati rabbı ve nesahtu lekum fe keyfe asa ala kavmin kafirın
Şuayb onlardan döndü de, "Ey milletim! And olsun ki, Rabbimin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; inkarcı millet için niçin üzüleyim?" dedi.
A'râf · 94. ayet
Ve ma erselna fı karyetim min nebiyyin illa ehazna ehleha bil be’sai ved darrai leallehum yeddaraun
Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır.
A'râf · 95. ayet
Summe beddelna mekanes seyyietil hasenete hatta afev ve kalu kad messe abaenad darrau ves serrau fe ehaznahum bagtetev ve hum la yes’urun
Sonra kötülüğün yerine iyiliği koyduk, öyle ki, çoğalıp, "babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Bu yüzden onları haberleri olmadan, ansızın yakalayıverdik.
A'râf · 96. ayet
Ve lev enne ehlel kura amenu vettekav le fetahna aleyhim berakatim mines semai vel erdı ve lakin kezzebu fe ehaznahum bima kanu yeksibun
Eğer kentlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik.
A'râf · 97. ayet
E fe emine ehlul kura ey ye’tiyehum be’suna beyatev ve hum naimun
Kentlerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler.
A'râf · 98. ayet
E ve emine ehlul kura ey ye’tiyehum be’suna duhav ve hum yel’abun
Yahut kentlerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler.
A'râf · 99. ayet
E fe eminu mekrallah fe la ye’menu mekrallahi illel kavmul hasirun
Onlar Allah'ın düzeninden güvende miydiler? Allah'ın düzeninden ancak mahvolacak millet güvende olur. Sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olan kimselere hala şu açıkça anlaşılmadı mı ki Biz dileseydik onları da suçlarının cezasına uğratırdık.
A'râf · 100. ayet
E ve lem yehdi lillezıne yerisunel erda mim ba’di ehliha el lev nesau esabnahum bi zunubihim ve natbeu ala kulubihim fe hum la yesmeun
Kalblerini kapatıp mühürleriz de birşey duymazlar.
A'râf · 101. ayet
Tilkel kura nekussu aleyke min embaiha ve le kad caethum rusuluhum bil beyyinat fe ma kanu li yu’minu bima kezzebu min kabl kezalike yatbeullahu ala kulubil kafirın
İşte o kentlerin haberlerini sana anlatıyoruz. And olsun ki onlara peygamberler belgeler getirdi; önceleri yalanladıklarından ötürü inanamadılar. Allah kafirlerin kalblerini böylece kapatıp mühürler.
A'râf · 102. ayet
Ve ma vecedna li ekserihim min ahd ve ev vecedna ekserahum le fasikıyn
Onların çoğunda ahde bağlılık görmedik, çoğunu fasık kimseler olarak bulduk.
A'râf · 103. ayet
Summe beasna mim ba’dihim musa bi ayatina ila fir’avne ve meleihı fe zalemu biha fenzur keyfe kane akıbetul mufsidın
Sonra peygamberlerin ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun ve erkanına gönderdik. Ayetlerimize karşı haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
A'râf · 104. ayet
Ve kale musa ya fir’avnu innı rasulum mir rabbil alemın
Musa, "Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbinin peygamberiyim.
A'râf · 105. ayet
Hakıykun ala el la ekule alellahi illel hakk kad ci’tumu bi beyyinetim mir rabbikum fe ersil meıye benı israıl
Bana Allah'a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, İsrailoğullarını benimle beraber gönder" dedi.
A'râf · 106. ayet
Kale in kunte ci’te bi ayetin fe’ti biha in kunte mines sadikıyn
Firavun: "Bir mucize getirdiysen ortaya koy bakalım, doğru sözlülerden isen bunu yaparsın" dedi.
A'râf · 107. ayet
Fe elka asahu fe iza hiye su’banum mubın
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
A'râf · 108. ayet
Ve nezea yedehu fe iza hiye beydau lin nazırın
Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
A'râf · 109. ayet
Kalel meleu min kavmi fir’avne inne haza le sahırun alım
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
A'râf · 110. ayet
Yurıdu ey yuhricekum min erdıkum fe maza te’murun
Firavun milletinin ileri gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
A'râf · 111. ayet
Kalu ercih ve ehahu ve ersil fil medaini hasirın
Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
A'râf · 112. ayet
Ye’tuke bi kulli sahırin alım
Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin sihirbazları sana getirsinler" dediler.
A'râf · 113. ayet
Ve caes seharatu fir’avne kalu inne lena le ecran in kunna nahnul galibın
Sihirbazlar Firavun'a geldi, "Yenecek olursak bize şüphesiz bir mükafat var değil mi?" dediler.
A'râf · 114. ayet
Kale neam ve innekum le minel mukarrabın
Firavun, "Evet, yenerseniz gözdelerden olacaksınız" dedi.
A'râf · 115. ayet
Kalu ya musa imma en tulkıye ve imma en nekune nahnul mulkıy
Sihirbazlar: "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım" dediler.
A'râf · 116. ayet
Kale elku fe lemma elkav seharu a’yunen nasi vesterhebuhum ve cau bi sıhrin azıym
Musa: "Siz koyun" dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar.
A'râf · 117. ayet
Ve evhayna ila musa en elkı asak fe iza hiye telkafu ma ye’fikın
Biz de Musa'ya, "Asanı koyuver" dedik, o da koydu; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.
A'râf · 118. ayet
Fe vekaal hakku ve betale ma kanu ya’melun
Hak tahakkuk etti, onların yaptıkları boşa gitti.
A'râf · 119. ayet
Fe gulibu hunalike venkalebu sagırın
İşte orada yenildiler, küçük düştüler.
A'râf · 120. ayet
Ve ulkıyes seharatu sacidın
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
A'râf · 121. ayet
Kalu amenna bi rabbil alemın
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
A'râf · 122. ayet
Rabbi musa ve harun
Sihirbazlar secdeye kapanıp, "Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandık" dediler.
A'râf · 123. ayet
Kale fir’avnu amentum bihı kable en azene lekum inne haza le mekrum mekertumuhu fil medıneti li tuhricu minha ehleha fe sevfe ta’lemun
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
A'râf · 124. ayet
Le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hılafin summe le usallibennekum ecmeıyn
Firavun: "Ben size izin vermeden mi O'na inandınız? Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için düzdüğünüz bir hiledir, fakat siz göreceksiniz. And olsun ki, ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım" dedi.
A'râf · 125. ayet
Kalu inna ila rabbina munkalibun
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
A'râf · 126. ayet
Ve ma tenkımu minna illa en amenna bi ayati rabbina lemma caetna rabbena efrıg aleyna sabrav ve teveffena muslimın
Onlar da: "Doğrusu biz ancak Rabbimize döneriz. Rabbimizin ayetleri gelince, onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al" dediler.
A'râf · 127. ayet
Ve kalel meleu min kavmi fir’avne e etezru musa ve kavmehu li yufsidu fil erdı ve yezerake ve alihetek kale senukattilu ebnaehum ve nestahyı nisaehum ve inna fevkahum kahirun
Firavun milletinin ileri gelenleri: "Musa'yı ve milletini yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve tanrılarını bıraksınlar diye mi koyveriyorsun?" dediler. Firavun: "Onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz" dedi.
A'râf · 128. ayet
Kale musa li kavmihisteıynu billahi vasbiru innel erda lillah yurisuha mey yesau min ıbadih vel akıbetu lil muttekıyn
Musa milletine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin; yeryüzü şüphesiz Allah'ındır, kullarından dilediğini ona mirasçı kılar; sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır" dedi.
A'râf · 129. ayet
Kalu uzına min kabli en te’tiyena ve mim ba’di ma ci’tena kale asa rabbukum ey yuhlike aduvvekum ve yestahlifekum fil erdı fe yenzura keyfe ta’melun
Milleti: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyet çektik" dediler. Musa da: "Rabbinizin düşmanlarınızı yok etmesi ve yeryüzünde sizi onların yerine geçirmesi umulur. O zaman nasıl davranacağınıza bakar" dedi.
A'râf · 130. ayet
Ve le kad ehazna ale fir’avne bis sinıne ve naksım mines semerati leallehum yezzekkerun
And olsun ki, Biz de Firavun ailesini, ders alsınlar diye, yıllarca kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.
A'râf · 131. ayet
Fe iza caethumul hasenetu kalu lena hazih ve in tusıbhum seyyietuy yettayyeru bi musa ve mem meah e la innema tairuhum ındellahi ve lakinne ekserahum la ya’lemun
Onlara bir iyilik geldiği zaman; "Bu bizden ötürüdür" derler, bir fenalığa uğrarlarsa da, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna verirlerdi. Bilin ki, kendilerinin uğradığı uğursuzluk Allah katındandır, fakat çoğu bunu bilmezler.
A'râf · 132. ayet
Ve kalu mehma te’tina bihı min ayetil li tesharana biha fe ma nahnu leke bi mu’minın
Firavun ailesi: "Bizi sihirlemek için ne mucize gösterirsen göster, sana inanmayacağız" dediler.
A'râf · 133. ayet
Fe erselna aleyhimut tufane vel cerade vel kummele ved dafadia ved deme ayatim mufessalatin festekberu ve kanu kavmem mucrimın
Bunun üzerine su baskınını, çekirgeyi, haşeratı, kurbağaları ve kanı birbirinden ayrı mucizeler olarak onlara musallat kıldık; yine de büyüklük taslayıp suçlu bir millet oldular.
A'râf · 134. ayet
Ve lemma vekaa aleyhimur riczu kalu ya mused’u lena rabbeke bima ahide ındek le in kesefte annar ricze le nu’minenne leke ve le nursilenne meake benı israıl
Azab başlarına çökünce, "Ey Musa! Rabbine, sana verdiği ahde göre bizim için yalvar. Bizden azabı kaldırırsan sana, and olsun ki, inanacağız ve İsrailoğullarını seninle beraber göndereceğiz"dediler.
A'râf · 135. ayet
Felemma kesefna anhumur ricze ila ecelin hum baliguhu iza hum yenkusun
Azabı nasıl olsa sonuna gelecekleri bir müddet için üzerlerinden kaldırınca, hemen sözlerinden cayıyorlardı.
A'râf · 136. ayet
Fentekamna minhum fe agraknahum fil yemmi bi ennehum kezzebu bi ayatina ve kanu anha gafilın
Bu sebeple onlardan öç aldık, ayetlerimizi yalan sayıp umursamadıkları için onları denizde boğduk.
A'râf · 137. ayet
Ve evrasnel kavmellezıne kanu yustad’afune mesarikal erdı ve megaribehelletı barakna fıha ve temmet kelimetu rabbikel husna ala benı israıle bima saberu ve demmerna ma kane yesneu fir’avnu ve kavmuhu ve ma kanu ya’risun
Hor görülen yahudileri, bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabırlarına karşılık yerine geldi. Firavun ve milletinin yaptığını ve yükselttiklerini yıktık.
A'râf · 138. ayet
Ve cavezna bi benı israilel bahra fe etev ala kavmiy ya’kufune ala asnamil lehum kalu ya musec’al lena ilahen kema lehum aliheh kale innekum kavmun techelun
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
A'râf · 139. ayet
Inne haulai mutebberum ma hum fıhi ve batılum ma kanu ya’melun
İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık. Puta gönülden tapan bir millete rastladılar. "Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler, Musa: " Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz, bunlar yok olacaklar ve işledikleri boşa gidecektir" dedi.
A'râf · 140. ayet
Kale egayrallahi ebgıykum ilahev ve huve feddalekum alel alemın
Sizi alemlere üstün kılmış olan Allah'tan başka bir tanrı mı arayacağım?" dedi.
A'râf · 141. ayet
Ve iz enceynakum min ali fir’avne yesumunekum suel azab yukattilune ebnaekum ve yestahyune nisaekum ve fı zalikum belaum mir rabbikum azıym
Sizi kötü azaba sokan, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı öldüren Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
A'râf · 142. ayet
Ve vaadna musa selasıne leyletev ve etmemnaha bi asrin fe temme mıkatu rabbihı erbeıyne leyleh ve kale musa li ehıyhi harunahlufnı fı kavmı ve aslıh ve la tettebı’sebılel mufsidın
Musa'ya otuz gece vade verip sonra buna on gece daha kattık; böylece Rabbinin tayin ettiği müddet kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a, "Milletim içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna gitme" dedi.
A'râf · 143. ayet
Ve lemma cae musa li mıkatina ve kelemehu rabbuhu kale rabbi erinı enzir ileyk kale len teranı ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarra mekanehu fe sevfe teranı felemma tecella rabbuhu lil cebeli cealehu dekkev ve harra musa saıka felemma efaka kale subhaneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minın
Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca, Musa: "Rabbim! Bana Kendini göster, Sana bakayım" dedi. Allah: "Sen Beni göremezsin ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de Beni göreceksin" buyurdu. Rabbi dağa tecelli edince onu yerlebir etti ve Musa da baygın düştü; ayılınca: "Yarabbi, münezzehsin, Sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim" dedi.
A'râf · 144. ayet
Kale ya musa innistafeytuke alen nasi bi risalatı ve bi kelamı fe huz ma ateytuke ve kum mines sakirın
Ey Musa! Verdiklerimle ve seninle konuşmamla seni insanlar arasından seçtim; sana verdiğimi al ve şükret" dedi.
A'râf · 145. ayet
Ve ketebna lehufil elvahı min kulli sey’im mev’ızatev ve tefsıylel li kulli sey’fe huzha bi kuvvetiv ve’mur kavmeke ye’huzha bi ahseniha seurıkum daral fasikıyn
Ona levhalarda her şeyden bir öğüt yazdık ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık; onlara sıkıca sarıl, milletine de emret en güzel şekilde tutsunlar. Size Allah'a karşı gelenlerin yurdunu göstereceğim.
A'râf · 146. ayet
Seasrifu an ayatiyellezıne yetekebberune fil erdı bi gayril hakk ve iy yerav kulle ayetil la yu’minu biha ve iy yerav sebıler rusdi la yettehızuhu sebıla ve iy yerav sebılel gayyi yettehızuhu sebıla zalike bi ennehum kezzebu bi ayatina ve kanu anha gafilın
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalan saymaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir.
A'râf · 147. ayet
Vellezıne kezzebu bi ayatina ve likail ahırati habitat a’maluhum hel yuczevne illa ma kanu ya’melun
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiştir. Onlar işlediklerinin karşılığından başka bir şeyle mi cezalanırlar.
A'râf · 148. ayet
Vettehaze kavmu musa mim ba’dihı min huliyyihim ıclen cesedel lehu huvar e lem yerav ennehu la yukellimuhum ve la yehdıhim sebıla ittehazuhu ve kanu zalimın
Musa'nın ardından milleti, ziynet takımlarından, canlıymış gibi böğüren bir buzağı heykeli yaparak onu tanrı edindiler. O buzağının kendileriyle konuşmadığını ve yol da göstermediğini görmediler mi? Onu tanrı olarak benimseyip kendilerine yazık ettiler.
A'râf · 149. ayet
Ve lemma sukıta fı eydıhim ve raev ennehul kad dallu kalu leil lem yerhamna rabbuna ve yagfir lena lenekunenne minel hasirın
Elleri böğründe, çaresiz kalıp, kendilerinin sapıtmış olduklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, and olsun ki mahvoluruz" dediler.
A'râf · 150. ayet
Ve lemma racea musa ila kavmihı gadbane esifen kale bi’sema haleftumunı mim ba’dı e aciltum emra rabbikum ve elkal elvaha ve ehaze bi ra’si ehıyhi yecurruhu ileyh kalebne umme innel kavmestad’afunı ve kadu yaktulunenı fe la tusmit biyel a’dae ve la tec’alnı meal kavmiz zalimın
Musa, milletine, kızgın ve üzgün olarak dönünce "Benim arkamdan ne kötü olmuşsunuz! Rabbinizin emrinin çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?" dedi, levhaları attı ve kardeşinin başından tutup kendine doğru çekti. Harun: "Ey annem oğlu! Bu millet beni küçümsedi; az kalsın öldürüyorlardı. Bana, düşmanları sevindirecek şekilde davranma, beni bu zalim milletle bir sayma" dedi.
A'râf · 151. ayet
Kale rabbıgfir lı ve li ehıy ve edhılna fı rahmetike ve ente erhamur rahımın
Musa "Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bize acı, Sen merhametlilerin merhametlisisin" dedi.
A'râf · 152. ayet
Innellezınet tehazul ıcle seyenaluhum gadabum mir rabbihim ve zilletun fil hayatid dunya ve kezalike neczil mufterın
Buzağıyı tanrı olarak benimseyenler Rablerinin öfkesine ve dünya hayatında alçaklığa uğrayacaklardır; iftira edenleri böylece cezalandırırız.
A'râf · 153. ayet
Vellezıne amilus seyyiati summe tabu mim ba’diha ve amenu inne rabbeke mim ba’diha le gafurur rahıym
Kötülük işleyip ardından tevbe edenler ve inananlar bilsinler ki Rabbin, bu hareketlerinin ardından onları şüphesiz bağışlar ve merhamet eder.
A'râf · 154. ayet
Ve lemma sekete am musel gadabu ehazel elvah ve fı nushatiha hudev ve rahmetul lillezıne hum li rabbihim yerhebun
Musa, öfkesi yatışınca, bir nüshasında Rablerinden korkanlar için doğru yol ve rahmet yazılı olan levhaları aldı.
A'râf · 155. ayet
Vahtara musa kavmehu seb’ıyne raculel li mıkatina felemma ehazethumur racfetu kale rabbi lev si’te ehlektehum min kablu ve iyyay e tuhlikuna bima feales sufehau minna in hiye illa fitnetuk tudıllu biha men tesau ve tehdı men tesa’ente veliyyuna fagfir lena verhamna ve nete hayrul gafirın
Musa, tayin ettiğimiz müddette milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki: "Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin? Bu, Senin imtihanından başka birşey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin.
A'râf · 156. ayet
Vektub lena fı hazihid dunya hazenetev ve fil ahırati inna hudna ileyk kale azabı usıybu bihı men esa’ve rahmetı vesiat kulle sey’fe seektubuha lillezıne yettekune ve yu’tunez zekate vellezıne hum bi ayatina yu’minun
Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
A'râf · 157. ayet
Ellezıne yettebiuner rasulen nebiyyel ummiyyellezı yecidune mektuben ındehum fit tevrati vel incıli ye’muruhum bil ma’rufi ve yenhahum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibati ve yuharrimu aleyhimul habaise ve yedau anhum ısrahum vel aglalelletı kanet aleyhim fellezıne amenu bihı ve azzeruhu ve nesaruhu vetteveun nurallezı unzile meahu ulaike humul muflihun
Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.
A'râf · 158. ayet
Kul ya eyyuhen nasu innı rasulullahi ileykum cemıanillezı lehu mulkus semavati vel ard la ilahe illa huve yuhyı ve yumıtu fe aminu billahi ve rasulihin nebiyyil ummiyyellezı yu’minu billahi ve kelimetihı vettebiuhu leallekum tehtedun
De ki: "Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah'a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız.
A'râf · 159. ayet
Ve min kavmi musa ummetuy yehdune bil hakkı ve bihı ya’dilun
Musa'nın milletinden bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederlerdi.
A'râf · 160. ayet
Ve katta’nahumusnetey asrate esbatan umema ve evhayna ila musa izisteskahu kavmuhu enıdrib bi asakel hacer fembeceset minhusneta asrate ayna kad alime kullu unasim mesrabehum ve zallelna aleyhimul gamame ve enzelna aleyhimul menne ves selva kulu min tayyibati ma razaknakum ve ma zalemuna ve lakin kanu enfusehum yazlimun
Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Milleti Musa'dan su isteyince ona: "Asanla taşa vur" diye bildirdik; ondan on iki pınar fışkırdı. Herkes içeceği yeri öğrendi. Bulutla üzerlerine gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik, "Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin" dedik. Onlar, karşı gelmekle, Bize değil kendilerine zulmediyorlardı.
A'râf · 161. ayet
Ve iz kıyle lehumuskunu hazihil kayete ve kulu minha haysu si’tum ve kulu hıttatuv vedhulul babe succeden nagfirlekum hatıy’atikum senezıdul muhsinın
Onlara: "Şu şehirde oturun, dilediğiniz gibi yiyip için, "affet!" deyin ve secde ederek kapısından girin; Biz de yanılmalarınızı bağışlarız. İyi davrananlara daha da artıracağız" denmişti.
A'râf · 162. ayet
Fe beddelellezıne zalemu minhum kavlen gayrallezı kıyle lehum fe erselna aleyhim riczem mines semai bima kanu yazlimun
Onların zulmedenleri, kendilerine söylenen sözü başkasiyle değiştirdiler. Biz de, o zalimlere, zulümlerinden ötürü gökten azab indirdik.
A'râf · 163. ayet
Ves’elhum anil karyetilletı kanet hadıratel bahr iz ya’dune fis sebti iz te’tıhim hıytanuhum yevme sevtihim surraav ve yevme la yesbitune la te’tıhim kezalike nebluhum bima kanu yefsukun
Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Cumartesi yasaklarına tecavüz ediyorlardı. Cumartesileri balıklar sürüyle geliyor, başka günler gelmiyorlardı. Biz onları, yoldan çıkmaları sebebiyle böylece deniyorduk.
A'râf · 164. ayet
Ve iz kalet ummetum minhum lime teızune kavmenillahu muhlikuhum ev muazzibuhum azaben sedıda kalu ma’ziraten illa rabbikum ve leallehum yettekun
Aralarından bir topluluk: "Allah'ın yok edeceği veya şiddetli azaba uğratacağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?" dediler. Öğüt verenler: "Rabbinize, hiç değilse bir özür beyan edebilmemiz içindir, belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar" dediler.
A'râf · 165. ayet
Felemma nesu ma zukkiru bihı enceynellezıne yenhevne anis sui ve ehaznellezıne zalemu bi azabim beısim bima kanu yefsukun
Kendilerine yapılan öğütleri unutunca, Biz fenalıktan menedenleri kurtardık ve zalimleri, Allah'a karşı gelmelerinden ötürü şiddetli azaba uğrattık.
A'râf · 166. ayet
Felemma atev amma nuhu anhu kulna lehum kunu kıradetem hasiın
Kendilerine edilen yasakları aşınca, onlara: "Aşağılık birer maymun olun" dedik.
A'râf · 167. ayet
Ve iz teezzene rabbuke le yeb’asenne aleyhim ila yevmil kıyameti mey yesumuhum suel azab inne rabbeke le serıul ıkab ve innehu le gafurur rahıym
Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Doğrusu Rabbin, cezayı çabuk verir. Doğrusu O bağışlar ve merhamet eder.
A'râf · 168. ayet
Ve katta’nahum fil erdı umema minhumus salihune ve minhum dune zalike ve belevnahum bil hasenati ves seyyiati leallehum yarciun
Biz onları yeryüzünde iyiler ve aşağılıklar olarak bölük bölük ayırdık; iyiliğe dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle sınadık.
A'râf · 169. ayet
Fe halefe mim ba’dihim hayfuv verisul kitabe ye’huzune arada hazel edna ve yekulune se yugferulena ve iy ye’tihim aradum misluhu ye’huzuh e lem yu’haz aleyhim mısakul kitabi el la yekulu alellahi illel hakka ve derasu ma fıh ved darul ahıratu hayrul lillezıne yettekun e fela ta’kılun
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
A'râf · 170. ayet
Vellezıne yumessikune bil kitabi ve ekamus salah inna la nudıy’u ecral muslihıyn
Ardlarından yerlerine gelen bir takım kötüler, Kitap'a mirasçı oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek Kitap'ın hükümlerini değiştirme karşılığı bu değersiz dünyanın mallarını alırlar; yine ona benzer geçici bir şey kendilerine gelince onu da kabul ederlerdi. Onlardan, Allah'a karşı ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitap üzerine söz alınmamış mıydı? Kitap'da olanları okumamışlar mıydı? Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için, ahiret yurdu vardır, düşünmüyor musunuz? Biz, iyiliğe çalışanların ecrini elbette zayi etmeyiz.
A'râf · 171. ayet
Ve iz netaknel cebel fevkahum keennehu zulletuv ve zannu ennehu vakıum bihım huzu ma ateynakum bi kuvvetiv vezkuru ma fıhi leallekum tettekun
Tur dağını, gölgelik gibi onların üzerlerine yükseltmiştik, onlar tepelerine düşeceğini sanmışlardı. Onlara: "Size verdiğimiz Kitap'a sıkıca sarılın, içinde olanı düşünün ki sakınanlardan olasınız" demiştik.
A'râf · 172. ayet
Ve iz ehaze rabbuke mim benı ademe min zuhurihim zurriyyetehum ve eshedehum ala enfusihim elestu bi rabbikum kalu bela sehidna en tekulu yevmel kıyameti inna kunna an haza gafilın
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
A'râf · 173. ayet
Ev tekulu innema esrake abauna min kablu ve kunna zurriyyetem mim ba’dihim e fetuhlikuna bima fealel mubtılun
Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
A'râf · 174. ayet
Ve kezalike nufessılul ayati ve leallehum yarciun
Belki doğru yola dönerler diye ayetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz.
A'râf · 175. ayet
Vetlu aleyhim nebeellezı ateynahu ayatina feneseleha minha fe etbeahus seytanu fe kane minel gavın
Onlara, şeytanın peşine takdığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlıklardan olan kişinin olayını anlat.
A'râf · 176. ayet
Ve lev si’na le rafa’nahu biha ve lakinnehu ahlede ilel erdı vettebea hevah fe meseluhu ke meselil kelb in tahmil aleyhi yelhes ev tetrukhu yelhes zalike meselul kavmillezıne kezzebu bi ayatina faksusıl kasasa leallehum yetefekkerun
Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.
A'râf · 177. ayet
Sae meselenil kavmullezıne kezzebu bi ayatina ve enfusehum kanu yazlimun
Ayetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden millet ne kötü bir misaldir.
A'râf · 178. ayet
Mey yehdillahu fe huvel muhtedı ve mey yudlil fe ulaike humul hasirun
Allah'ın doğru yola sevkettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır.
A'râf · 179. ayet
Ve le kad zera’na li cehenneme kesıram minel cinni vel insi lehum kulubul la yefkahune biha ve lehum a’yunul la yubsırune biha ve lehum azanul la yesmeune biha ulaike kel en’ami bel hum edall ulaike humul gafilun
And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların kalbleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir.
A'râf · 180. ayet
Ve lillahil esmaul husna fed’uhu biha ve zerullezıne yulhıdune fı esmail seyuczevne ma kanu ya’melun
En güzel isimler Allah'ındır, O'na o isimlerle dua edin, O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.
A'râf · 181. ayet
Ve mimmen halakna ummetuy yehdune bil hakku ve bihı ya’dilun
Yarattıklarımızdan bir topluluk hakkı gösterirler ve onunla hükmederler.
A'râf · 182. ayet
Vellezine kezzebu bi ayatina senestedricuhum min haysu la ya’lemun
Ayetlerimizi yalan sayanları, bilmedikleri yönden, ağır ağır sonuçlarına yaklaştıracağız.
A'râf · 183. ayet
Ve umlı lehum inne keydı metın
Onlara mahsustan mühlet veririm, çünkü Benim düzenim çetindir.
A'râf · 184. ayet
E ve lem yetefekkeru ma bi sahıbihim min cinneh in huve illa nezırum mubın
Düşünmüyorlar mı ki, arkadaşları olan peygamberde deliliğin eseri yoktur. O ancak açıkça uyaran bir kimsedir.
A'râf · 185. ayet
E ve lem yenzuru fı melekutis semavati vel erdı ve ma halekallahu min sey’iv ve en asa ey yekune kadıkterabe eceluhum fe bi eyyi hadısim ba’dehu yu’minun
Göklerin ve yerin hükümranlığını, Allah'ın yarattığı her şeyi ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimalini düşünmüyorlar mı? Bundan sonra hangi söze inanacaklar.
A'râf · 186. ayet
Mey yudlilillahu fe la hadiye leh ve yezeruhum fı tugyanihim ya’mehun
Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur. O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır.
A'râf · 187. ayet
Yes’eluneke anis saati eyyane mursaha kul innema ılmuha ınde rabbı la yucellıha lil vaktiha illa hu sekulet fis semavati vel ard la te’tıkum illa bagteh yes’eluneke keenneke hafiyyun anha kul innema ılmuha ındellahi ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun
Sana, kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar, de ki: "Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, O'ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." Sen sanki öğrenmişsin gibi sana soruyorlar, de ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.
A'râf · 188. ayet
Kul la emliku li nefsı nef’av ve la darran illa ma saellah ve lev kuntu a’lemul gaybe lesteksertu minel hayr ve ma messeniyes suu in ene illa nezıruv ve besırul li kavmiy yu’minun
De ki: "Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bileydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece, inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim.
A'râf · 189. ayet
Huvellezı halekakum min nefsiv vahıdetiv ve ceale minha zevceha li yeskune ileyha felemma tegassaha hamelet hamlen hafıfen fe merrat bih felemma eskalet deavellahe rabbehuma lein ateytina salihal lenekunenne mines sakirın
Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı-koca, Rableri olan Allah'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye yalvardılar.
A'râf · 190. ayet
Felemma atahuma salihan ceala lehu surakae fıma atahuma fe tealellahu amma yusrikun
Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği şey hakkında Allah'a ortaklar koştular. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
A'râf · 191. ayet
E yusrikune ma la yahluku sey’ev ve hum yuhlekun
Kendileri yaratılmışken, bir şey yaratamayan putları mı ortak koşuyorlar.
A'râf · 192. ayet
Ve la yestetuy’une lehum nasra v ve la enfusehum yensurun
Oysa putlar ne onlara yardım edebilir ve ne de kendilerine bir yardımları olur.
A'râf · 193. ayet
Ve in ted’uhum ilel huda la yettebiukum sevaun aleykum e deavtumuhum em entum samitun
Onları doğru yola çağırırsanız, size uymazlar; çağırmanız da, susmanız da onlar için birdir.
A'râf · 194. ayet
Innellezıne ted’une min dunillahi ıbadun emsalukum fed’uhum felyestecıbu lekum in kuntum sadikıyn
Allah'tan başka taptıklarınız putlar da, sizin gibi yaratıklardır. Eğer doğru sözlü iseniz, onları çağırın da size cevap versinler bakalım.
A'râf · 195. ayet
E lehum erculuy yemsune biha em lehum eydiy yebtısune biha em lehum a’yunuy yubsırune biha em lehum azanuy yesmeune biha kulid’u surakaekum summe kıduni fela tunzırun
Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortaklarınızı çağırın elinizden gelirse bana tuzak kurun, göz açtırmayın.
A'râf · 196. ayet
Inne veliyyiyallahullezı nezzelel kitabe ve huve yetevelles salihıyn
Çünkü benim dostum, Kitap'ı indiren Allah'tır. O, iyileri dost edinir.
A'râf · 197. ayet
Vellezıne ted’une min dunihı la yestetıy’une nasrakum ve la enfusehum yensurun
O'nu bırakıp da taptıklarınız, kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler.
A'râf · 198. ayet
Ve in ted’uhum ilel huda la yesmeu ve terahum yenzurune ileyke ve hum la yubsırun
Onları doğru yola çağırırsanız duymazlar. Sana baktıklarını görürsün, oysa görmezler.
A'râf · 199. ayet
Huzil afve ve’mur bil urfi ve a’rıd anil cahilın
Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.
A'râf · 200. ayet
Ve imma yenzeganneke mines seytani nezgun festeız billah innehu semiun alım
Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın, doğrusu O işitir ve bilir.
A'râf · 201. ayet
Innellezınettekav iza messehum taifum mines seytani tezekkeru fe izahum mubsırun
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah'ı anarlar ve hemen gerçeği görürler.
A'râf · 202. ayet
Ve ıhvanuhum yemuddunehum fil gayyi summe la yuksırun
Şeytanın kardeşleri onları azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar.
A'râf · 203. ayet
Ve iza lem te’tihim bi ayatin kalu lev lectebeyteha kul innema ettebiu ma yuha ileyye mir rabbı haza besairu mir rabbikum ve hudev ve rahmetul li kavmiy yu’minun
Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Sen bir tane yapsaydın ya" derler. De ki: "Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir.
A'râf · 204. ayet
Ve iza kuriel kur’anu festemiu lehu ve ensıtu leallekum turhamun
Kuran okunduğu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasınız.
A'râf · 205. ayet
Vezkur rabbeke fı nefsike tedardruav ve hıyfetev ve dunel cehri minel gafilın
Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.
A'râf · 206. ayet
Innellezıne ınde rabbike la yestekbirune an ıbadetihı ve yusebbihune hu ve lehu yescudun
Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yalnız O'na secde ederler.