18
Kehf
Kehf
110 ayet
Sure profili · 15. cüz · Mekke
Kehf
Al-Kahf · Kehf
Kehf suresi (Al-Kahf). Mekke döneminde inmiştir; 110 ayettir. Mushaf yolunda 18. sure olarak okunur.
110 ayet · Latin okunuş + Türkçe meal
Ayetler
Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.
Kehf · 1. ayet
El hamdu lillahillezı enzele ala abdihil kitabe ve lem yec’al lehu ıveca
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
Kehf · 2. ayet
Kayyimel li yunzira be’sen sedıdem mil ledunhu ve yubessiral mu’minınellezıne ya’melunes salihati enne lehum ecran hasena
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
Kehf · 3. ayet
Makisıne fıhi ebeda
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
Kehf · 4. ayet
Ve yunzirallezıne kaluttehazellahu veleda
Hamd Allah'a mahsustur ki, kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve yararlı iş yapan müminlere, içinde temelli kalacakları güzel bir mükafatı müjdelemek ve: "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.
Kehf · 5. ayet
Ma lehum bihı min ılmiv ve la li abaihim keburat kelimeten tahrucu min efvahihim iy yekulune illa keziba
Allah'ın çocuk edindiğine dair ne kendilerinin ve ne de babalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.
Kehf · 6. ayet
Fe lealleke bahıun nefseke ala asarihim il lem yu’minu bi hazel hadısi esefa
Bu söze inanmayanların ardından üzülerek nerdeyse kendini mahvedeceksin.
Kehf · 7. ayet
Inna cealna ma alel erdı zınetel leh ali nebluvehum eyyuhum ahsenu amela
İnsanların hangisinin daha iyi iş işlediğini ortaya koyalım diye, yeryüzünde olan şeyleri, yeryüzünün süsü yaptık.
Kehf · 8. ayet
Ve inna le caılune ma aleyha saıydem curuza
Şüphesiz Biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak haline getirebiliriz.
Kehf · 9. ayet
Em hasibte enne ashabel kehfi ver rakıymi kanu min ayatina aceba
Yoksa sen Mağara ve Kitap ehlini şaşılacak ayetlerimizden mi zannettin.
Kehf · 10. ayet
Iz evel fityetu ilel kehfi fe kalu rabbena atina mil ledunke rahmetev ve heyyi’lena min emrina raseda
Birkaç genç mağaraya sığınmış: "Rabbimiz! Katından bize rahmet ver ve işimizde doğruyu göster, bizi başarılı kıl" demişlerdi.
Kehf · 11. ayet
Fe darabna ala azanihim fil kehfi sinıne adeda
Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.
Kehf · 12. ayet
Summe beasnahum li na’leme eyyul hızbeyni ahsa lima lebisu emeda
Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.
Kehf · 13. ayet
Nahnu nekussu aleyke nebeehum bil hakk innehum fityetun amenu bi rabbihim ve zidnahum huda
Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir.
Kehf · 14. ayet
Ve rabatna ala kulubihim iz kamu fe kalu rabbuna rabbus semavati vel erdı len ned’uve min dunihı ilahel le kad kulna izen setata
Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir.
Kehf · 15. ayet
Haulai kavmunettehazu min dunihı aliheh lev la ye’tune aleyhim bi sultanim beyyin fe men azlemu mimmeniftera alellahi keziba
Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir.
Kehf · 16. ayet
Ve izı’tezeltumuhum ve ma ya’budune illallahe fe’vu ilel kehfi yensur lekum rabbukum mir rahmetihı ve yuheyyi’lekum min emrikum mirfeka
Onlara: "Siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından ayrıldınız, bunun için mağaraya girin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve size işinizde kolaylık göstersin" denildi.
Kehf · 17. ayet
Ve teras semse iza taleat tezaveru an kehfihim zatel yemıni ve iza garabet takriduhum zates simali ve hum fı fecvetim minh zalike min ayatillah mey yehdillahu fe huvel muhted ve mey yudlil fe len tecide lehu veliyyem mursida
Baksaydın, güneşin mağaralarının sağ tarafından doğup meylettiğini, sol tarafından onlara dokunmadan battığını, onların da mağaranın genişçe bir yerinde bulunduğunu görürdün. Bu, Allah'ın mucizelerindendir; Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimi de saptırırsa artık ona, doğru yola götürecek bir rehber bulamazsın.
Kehf · 18. ayet
Ve tahsebuhum eykazav ve hum rukuduv ve nukallibuhum zatel yemıni ve zates simali ve kelbuhum basitun ziraayhi bil vesıyd levit tala’te aleyhim le velleyte minhum firarav ve le muli’’e minhum ru’’a
Mağara ehli uykuda iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürürdük. Köpekleri dirseklerini eşiğe uzatmıştı. Onları görsen, için korkuyla dolar, geri dönüp kaçardın.
Kehf · 19. ayet
Ve kezalike beasnahum li yetesaelu beynehum kale kailum minhum kem lebistum kalu lebisna yevmen ev ba’da yevm kalu rabbukum a’lemu bi ma lebistum feb’asu ehadekum bi verikılum hazihı ilel medıneti fel yenzur eyyuha ezka taamen fel ye’tikum bi rizkım minhu vel yetelattaf ve la yus’ıranne bikum ehada
Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün veya daha az bir müddet kaldık" dediler. "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Paranızla birinizi şehre gönderin, sakın sizi kimseye duyurmasın" dediler.
Kehf · 20. ayet
Innehum iy yazheru aleykum yercumukum ev yuıydukum fı milletihim ve len tuflihu izen ebeda
Zira onların sizden haberi olacak olursa, ya taşlayarak öldürürler veya dinlerine döndürürler ve bu takdirde asla kurtulamazsınız.
Kehf · 21. ayet
Ve kezalike a’serna aleyhim li ya’lemu enne va’dellahi hakkuv ve ennes saate la raybe fıha iz yetenazeune beynehum emrahum fe kalubnu aleyhim bunyana rabbuhum a’lemu bihim kalellezıne galebu ala emrihim le nettehızenne aleyhim mescida
Böylece, Allah'ın sözünün gerçek olduğunu ve kıyametin kopmasından şüphe edilemeyeceğini bilmeleri için, insanların onları bulmalarını sağladık. Nitekim halk, bunların hakkında çekişip duruyor: "Onların mağaralarının çevresine bir bina kurun" diyorlardı. Oysa, Rableri onları çok iyi bilir. Tartışmayı kazananlar: "Onların mağaralarının çevresinde mutlaka bir mescid kuracağız" dediler.
Kehf · 22. ayet
Se yekulune selasetur rabiuhum kelbuhum ve yekulune hamsetun sadisuhum kelbuhum racmem bil gayb ve yekulune seb’atuv ve saminuhum kelbuhum kur rabbı a’lemu bi ıddetihim ma ya’lemuhum illa kalılun fe la tumari fıhim illa miraen zahirav ve la testefti fıhim minhum ehada
Karanlığa taş atar gibi, "Mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir" derler, yahut, "Beştir, altıncıları köpekleridir" derler, yahut "Yedidir, sekizincileri köpekleridir" derler. De ki: "Onların sayısını en iyi bilen Rabbim'dir. Onları pek az kimseden başkası bilmez." Bunun için, onlar hakkında, bu kısaca anlatılanın dışında, kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma.
Kehf · 23. ayet
Ve la tekulenne li sey’in innı faılun zalike gada
Herhangi bir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "Ben yarın onu yapacağım" deme. Unuttuğun zaman Rabbini an ve şöyle de: "Umulur ki, Rabbim beni doğruya daha yakın olana eriştirir.
Kehf · 24. ayet
Illa ey yesaellahu vezkur rabbeke iza nesıte ve kul asa ey yehdiyeni rabbı li akrabe min haza raseda
Herhangi bir şey için, Allah'ın dilemesi dışında: "Ben yarın onu yapacağım" deme. Unuttuğun zaman Rabbini an ve şöyle de: "Umulur ki, Rabbim beni doğruya daha yakın olana eriştirir.
Kehf · 25. ayet
Ve lebisu fı kehfihim selase mietin sinıne vazdadu tis’a
Onlar mağaralarında üçyüz dokuz yıl kaldılar.
Kehf · 26. ayet
Kulillahu a’lemu bima lebisu lehu gaybus semavati vel ard ebsır bihı ve esmı’ma lehum min dunihı miv veliyyiv ve la yusriku fı hukmihı ehada
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O, ne mükemmel görendir! O ne mükemmel işitendir! İnsanların O'ndan başka dostu yoktur. O, hiç kimseyi hükümranlığa ortak kılmaz.
Kehf · 27. ayet
Vetlu ma uhıye ileyke min kitabi rabbik la mubeddile li kelimatihı ve len tecide min dunihı multehada
Rabbinin Kitap'ından sana vahyolunanı oku; O'nun sözlerini değiştirecek yoktur. O'ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın.
Kehf · 28. ayet
Vasbir nefseke meallezıne yed’une rabbehum bil gadati vel asiyyi yurıdune vechehu ve la ta’du aynake anhum turıdu zınetel hayatid dunya ve la tutı’men agfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahu ve kane emruhu furuta
Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma.
Kehf · 29. ayet
Ve kulil hakku mir rabbikum fe men sae fel yu’miv ve men sae fel yekfur inna a’tedna liz zalimıne naran ehata bihim suradikuha ve iy yestegıysu yugasu bi mani kel muhli yesvil vucuh bi’ses serab ve saet murtefeka
De ki: "Gerçek Rabbinizdendir." Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Şüphesiz zalimler için, duvarları çepeçevre onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır. Onlar yardım istediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. Bu ne kötü bir içecek ve cehennem ne kötü bir duraktır.
Kehf · 30. ayet
Innellezıne amenu ve amilus salihati inna la nudıy’u ecra men ahsene amela
İyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. Doğrusu, inanıp yararlı iş yapanlara, işte onlara, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükafat ve ne güzel yaslanacak yer.
Kehf · 31. ayet
Ulaike lehum cennatu adnin tecrı min tahtihimul enharu yuhallevne fıha min esavira min zehebiiv ve yelbesune siyaben hudram min sundusiv ve istebrakım muttekiıne fıha alel eraik nı’mes sevab ve hasunet murtefeka
İyi hareket edenin ecrini zayi etmeyiz. Doğrusu, inanıp yararlı iş yapanlara, işte onlara, içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takınırlar, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek tahtları üzerinde otururlar. Ne güzel bir mükafat ve ne güzel yaslanacak yer.
Kehf · 32. ayet
Vadrib lehum meseler raculeyni min a’nabiv ve hafefnahuma bi nahliv ve cealna beynehuma zer’a
Onlara iki adamı misal olarak göster: Birine iki üzüm bağı verip, etrafını hurmalıklarla çevirmiş ve aralarında ekinler bitirmiştik.
Kehf · 33. ayet
Kiltel cenneteyni atet ukuleha ve lem tazlim minhu sey’ev ve feccerna hılalehuma nehara
Her iki bahçe de ürünlerini vermişlerdi, hiçbir şeyi de eksik bırakmamışlardı. İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.
Kehf · 34. ayet
Ve kane lehu semer fe kale li sahıbihı ve huve yuhaviruhu ene ekseru minke malev ve eazzu nefera
Onun gelirleri de vardı. Bu yüzden, arkadaşiyle konuşurken: "Ben malca senden zengin, nüfusça da senden daha itibarlıyım" dedi.
Kehf · 35. ayet
Ve dehale cennetehu ve huve zalimul li nefsih kale ma ezunnu en tebıde hazihı ebeda
Kendisine böylece yazık ederek bahçesine girerken: "Bu bahçenin batacağını hiç zannetmem. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülürsem, and olsun ki orada bundan daha iyisini bulurum" dedi.
Kehf · 36. ayet
Ve ma ezunnus saate kaimetev ve leir rudidtu ila rabbı le ecidenne hayram minha munkaleba
Kendisine böylece yazık ederek bahçesine girerken: "Bu bahçenin batacağını hiç zannetmem. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülürsem, and olsun ki orada bundan daha iyisini bulurum" dedi.
Kehf · 37. ayet
Kale lehu sahıbuhu ve huve yuhavirruhu e keferte billezı halekake min turabin summe min nutfetin summe sevvake racula
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
Kehf · 38. ayet
Lakinne huvellahu rabbı ve la usriku bi rabbı ehada
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
Kehf · 39. ayet
Ve lev la iz dehalte cenneteke kulte ma saellahu la kuvvete illa billah in terani ene ekalle minke malev ve veleda
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
Kehf · 40. ayet
Fe asa rabbı ey yu’tiyeni hayram min cennetike ve yursile aleyha husbanem mines semai fe tusbiha saıyden zeleka
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
Kehf · 41. ayet
Ev yusbiha mauha gavran fe len testetıy’a lehu taleba
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: "Maşallah! Kuvvet ancak Allah'a mahsustur!" demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın" dedi.
Kehf · 42. ayet
Ve uhıyta bi semerihı fe asbeha yukallibu keffeyhi ala ma enfeka fıha ve hiye haviyetun ala urusiha ve yekulu ya leytenı lem usrik bi rabbı ehada
Nitekim, ürünleri yok edildi; bağın altüst olmuş çardakları karşısında, sarfettiği emeğe içi yanarak ellerini oğuşturup "Keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım" diyordu.
Kehf · 43. ayet
Ve lem tekul lehu fietuy yensurunehu min dunillahi ve ma kane muntesıra
Ona, Allah'tan başka yardım edebilecek adamları da yoktu, kendi kendini de kurtaramadı.
Kehf · 44. ayet
Hunalikel velayetu lillahil hakk huve hayrun sevabev ve hayrun ıkba
İşte burada kudret ve hakimiyet, varlığı gerçek olan Allah'ındır. Mükafatlandırma bakımından hayırlı olan da, sonuçlandırma yönünden hayırlı olan da O'dur.
Kehf · 45. ayet
Vadrib lehum meselel hayatid dunya ke main enzelnahu mines semai fahteleta bihı nebatul erdı fe asbeha hesımen tezruhur riyah ve kanellahu ala kulli sey’im muktedira
Onlara, dünya hayatı misalinin tıpkı şöyle olduğunu anlat: Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır, ama sonunda rüzgarın savuracağı çerçöpe döner. Allah her şeyin üstünde bir kudrete sahip olandır.
Kehf · 46. ayet
Elmalu vel benune zınetul hayatid dunya vel bakıyatus salihatu hayrun ınde rabbike sevabev ve hayrun emela
Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak yararlı işler, sevab olarak da, emel olarak da, Rabbinin katında daha hayırlıdır.
Kehf · 47. ayet
Ve yevme nuseyyirul cibale ve teral erda barizetev ve hasernahum fe lem nugadir minhum ehada
Bir gün dağları yürütürüz de yeri dümdüz görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın diriltip bir araya toplarız.
Kehf · 48. ayet
Ve uridu ala rabbike saffa le kad ci’tumuna kema halaknakum evvele merratim bel zeamtum ellen nec’ale lekum mev’ıda
Dizi dizi Rabbine sunulduklarında onlara: "And olsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi Bize geldiniz. Sizi bir yere toplamak için söz vermediğimizi iddia etmiştiniz değil mi?" denir.
Kehf · 49. ayet
Ve vudıal kitabu fe teral mucrimıne musfikıyne mimma fıhi ve yekulune ya veyletena mali hazel kitabi la yugadiru sagıyratev ve la kebıraten illa ahsaha ve vecedu ma amilu hadıra ve la yazlimu rabbuke ehada
Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün, "Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!" derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.
Kehf · 50. ayet
Ve iz kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu illa iblıs kane minel cinni fe feseka an emri rabbih e fe tettehızunehu ve zuriyyetehu evliyae min dunı ve hum lekum aduvv bi’se liz zalimıne bedela
Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik. İblis'ten başka hepsi secde etmişti. O, cinlerden idi. Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Ey insanoğulları! Siz Beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Halbuki onlar size düşmandır. Kendilerine yazık edenler için bu ne kötü değişmedir.
Kehf · 51. ayet
Ma eshedtuhum halkas semavati vel erdı ve la halka enfusihim ve ma kuntu muttehızel mudıllıne aduda
Oysa Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılmasında ve ne de kendilerinin yaratılmasında hazır bulundurdum. Saptıranları hiçbir işte asla yardımcı da edinmedim.
Kehf · 52. ayet
Ve yevme yekulu nadu surakaiyellezıne zeamtum fe deavhum fe lem yestecıbu lehum ve cealna beynehum mevbika
O gün Allah: "Bana ortak olduklarını iddia ettiklerinize seslenin" der. Onları çağırırlar, fakat hiçbirisi onların çağrılarına gelmez. Aralarına bir cehennem deresi koyarız.
Kehf · 53. ayet
Verael mucrimunen nara fe zannu ennehum muvakıuha ve lem yecidu anha masrifa
Suçlular ateşi görürler ve ona düşeceklerini anlarlar, fakat ondan kaçacak yer bulamazlar.
Kehf · 54. ayet
Ve le kad sarrafna fı hazel kur’ani lin nasi min kulli mesel ve kanel insanu eksera sey’in cedela
And olsun ki, Biz bu Kuran'da insanlara türlü türlü misali gösterip açıkladık. İnsanın en çok yaptığı iş tartışmadır.
Kehf · 55. ayet
Ve ma menean nase ey yu’minu iz caehumul huda ve yestagfiru rabbehum illa en te’tiyehum sunnetul evvelıne ev ye’tiyehumul azabu kubula
İnsanlara doğruluk rehberi gelmişken, onları inanmaktan, Rablerinden mağfiret dilemekten alıkoyan öncekilere uygulananın kendilerine de uygulanmasını veya gözleri göre göre azaba uğramayı beklemeleridir.
Kehf · 56. ayet
Ve ma nursilul murselıne illa mubessirıne ve munzirın ve yucadilullezıne keferu bil batıli li yudhıdu bihil hakka vettehazu ayatı ve ma unziru huzuva
Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Oysa inkarcılar hakkı batılla ortadan kaldırmak için çekişirler. Ayetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarmaları alaya alırlar.
Kehf · 57. ayet
Ve men azlemu mimmen zukkira bi ayati rabbihı fe a’rada anha ve nesiye ma kaddemet yedah inna cealna ala kulubihim ekinneten ey yefkahuhu ve fı azanihim vakra ve in ted’uhum ilel huda fe ley yehtedu izen ebeda
Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılmışken onlardan yüz çeviren ve önceden yaptıklarını unutan kimseden daha zalim var mıdır? Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da asla doğru yolagelmezler.
Kehf · 58. ayet
Ve rabbukel gafuru zur rahmeh lev yuahızuhum bi ma kesebu le accele lehumul azab bel lehum mev’ıdul ley yecidu min dunihı mev’ila
Bununla beraber, Rabbin mağfiret ve merhamet sahibidir. Eğer onları, yaptıklarından dolayı hemen hesaba çekmek isteseydi, azaba uğratmakta acele ederdi. Ama onların bir vadesi vardır. Ondan kaçıp sığınacak yer bulamazlar.
Kehf · 59. ayet
Ve tilkel kura ehleknahum lemma zalemu ve cealna li mehlikihim mev’ıda
Haksızlıklarından ötürü işte yok ettiğimiz şehirler! Onları yok etmek için bir süre tayin etmiştik.
Kehf · 60. ayet
Ve iz kale musa li fetahu la ebrahu hatta ebluga mecmeal bahrayni ev emdıye hukuba
Musa, genç arkadaşına: "Ben iki denizin birleştiği yere ulaşmağa, yahut yıllarca yürümeye kararlıyım" demişti.
Kehf · 61. ayet
Felemma belega mecmea beynihima nesiya hutehuma fettehaze zebılehu fil bahri seraba
İkisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, balıklarını unutmuşlardı, balık bir delikten kayıp denizi boyladı.
Kehf · 62. ayet
Felemma caveza kaleli fetahu atina gadaena le kad lekıyna min seferina haza nesaba
Oradan uzaklaştıklarında Musa, yanındaki gence: "Azığımızı çıkar, and olsun bu yolculuğumuzda yorgun düştük" dedi.
Kehf · 63. ayet
Kale eraeyte iz eveyna iles sahrati fe innı nesıtul hute ve ma ensanıhu illes seytanu en ezkurah vettehaze sebılehu fil bahri aceba
O da: "Bak sen! Kayalığa vardığımızda balığı unutmuştum. Bana onu hatırlamamı unutturan ancak şeytandır. Balık şaşılacak şekilde denizde yolunu tutup gitmiş" dedi.
Kehf · 64. ayet
Kale zalike ma kunna nebgı fertedda ala asarihima kasasa
Musa: "İstediğimiz zaten buydu" dedi. Hemen geldikleri yoldan izleri üzerinde geri döndüler.
Kehf · 65. ayet
Fe veceda abdem min ıbadina ateynahu rahmetem min ındina ve allemnahu mil ledunna ılma
Bu arada ikisi katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.
Kehf · 66. ayet
Kale lehu musa hel ettebiuke ala en tuallimeni mimma ullimte rusda
Musa ona: "Sana öğretileni bana hayra götüren bir bilgi olarak öğretmen için peşinden gelebilir miyim?" dedi.
Kehf · 67. ayet
Kale inneke len testetıy’a meıye sabra
O: "Sen doğrusu benim yaptıklarıma dayanamazsın, bilgice kavrayamadığın bir şeye nasıl dayanabilirsin?" dedi.
Kehf · 68. ayet
Ve keyfe tasbiru ala ma lem tuhıt bihı hubra
Musa: "İnşallah sabrettiğimi göreceksin, sana hiçbir işte baş kaldırmayacağım" dedi.
Kehf · 69. ayet
Kale setecidunı in saellahu sabirav ve la a’sıy leke emra
O da: "O halde, bana uyacaksan, ben sana anlatmadıkça herhangi bir şey hakkında bana soru sormayacaksın" dedi.
Kehf · 70. ayet
Kale fe initteba’tenı fe la tes’elnı an sey’in hatta uhdise leke minhu zikra
O da: "O halde, bana uyacaksan, ben sana anlatmadıkça herhangi bir şey hakkında bana soru sormayacaksın" dedi.
Kehf · 71. ayet
Fentaleka hatta iza rakiba fis sefıneti harakaha kale eharakteha li tugrika ehleha le kad ci’te sey’en imra
Bunun üzerine kalkıp gittiler; sonunda bir gemiye bindiklerinde, o gemiyi deliverdi; Musa: "Gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu şaşılacak bir şey yaptın" dedi.
Kehf · 72. ayet
Kale e lem e kul inneke len testetıy’a meıye sabra
Musa'ya: "Ben sana yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi?" dedi.
Kehf · 73. ayet
Kale la tuahıznı bima nesıtu ve la turhıknı min emrı usra
Musa: "Unuttuğum için bana çıkışma, gücümün yetmediği şeyden beni sorumlu tutma" dedi.
Kehf · 74. ayet
Fentaleka hatta iza lekıya gulamen fe katellehu kale e katelte nefsen zekiyyetem bi gayri nefs le kad ci’te sey’en nukra
Yine gittiler; sonunda bir erkek çocuğa rastladılar, o hemen onu öldürdü. Musa: "Bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana mı kıydın? Doğrusu pek kötü bir şey yaptın" dedi.
Kehf · 75. ayet
Kale elem e kul leke inneke len testetıy’a meıye sabra
O: "Ben sana, yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi?" dedi.
Kehf · 76. ayet
Kale in seeltuke an sey’im ba’deha fe la tusahıbnı kad belagte mil ledunnı uzra
Musa: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma, o zaman benim tarafımdan mazur sayılırsın" dedi.
Kehf · 77. ayet
Fentaleka hatta iza eteya ehle karyetinistet’ama ehleha fe ebev ey yudayyifuhuma fe veceda fıha cidaray yurıdu ey yenkadda fe ekameh kale lev si’te lettehazte aleyhi ecra
Yine yola koyuldular; sonunda vardıkları bir kasaba halkından yiyecek istediler. Kasaba halkı, bu ikisini misafir etmek istemedi. İkisi, şehrin içinde yıkılmağa yüz tutan bir duvar gördüler, Musa'nın arkadaşı onu doğrultuverdi; Musa: "Dileseydin buna karşı bir ücret alabilirdin" dedi.
Kehf · 78. ayet
Kale haza firaku beynı ve beynik se unebbiuke bi te’vıli ma lem testetı’aleyhi sabra
O şöyle söyledi: "İşte bu, seninle benim ayrılmamızı gerektiriyor; dayanamadığın işlerin yorumunu sana anlatacağım.
Kehf · 79. ayet
Emmes sefınetu fe kanet li mesakıne ya’melune fil bahri fe eradtu en eıybeha ve kane veraehum melikuy ye’huzu kulle sefınetin gasba
Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti; onu kusurlu kılmak istedim, çünkü peşlerinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.
Kehf · 80. ayet
Ve emmel gulamu fekane ebevahu mu’mineyni fe hasına ey yurhikahuma tugyanev ve kufra
Oğlana gelince; onun ana babası inanmış kimselerdi. Çocuğun onları azdırmasından ve inkara sürüklemesinden korkmuştuk.
Kehf · 81. ayet
Fe eradna ey yubdilehuma rabbuhuma hayram minhu zekatev ve akrabe ruhma
Rablerinin o çocuktan daha temiz ve onlara daha çok merhamet eden birini vermesini istedik.
Kehf · 82. ayet
Ve emmel cidaru fe kane li gulameyni yetımeyni fil medineti ve kane tahtehu kenzul lehuma ve kane ebuhuma saliha fe erade rabbuke ey yebluga esuddehuma ve yestahrica kenzehuma rahmetem mir rabbik ve ma fealtuhu an emrı zalike te’vılu ma lem testı’aleyhi sabra
Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur.
Kehf · 83. ayet
Ve yes’eluneke an zil karneyn kul seetlu aleykum minhu zikra
Sana Zülkarneyn'i sorarlar, "Onu size anlatacağım" de.
Kehf · 84. ayet
Inna mekkenna lehu fil erdı ve ateynahu min kulli sey’in sebeba
Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona öğretmiştik.
Kehf · 85. ayet
Fe etbea sebeba
O da bir yol tuttu.
Kehf · 86. ayet
Hatta iza belaga magribes semsi vecedeha tagrubu fı aynin hamietiv ve vecede ındeha kavma kulna yazel karneyni imma en tuazzibe ve imma en tettehıze fıhim husna
Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. "Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik.
Kehf · 87. ayet
Kale emma men zaleme fe sevfe nuazzibuhu summe yuraddu ila rabbihı fe yuazzibuhu azaben nukra
Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi.
Kehf · 88. ayet
Ve emma men amene ve amile salihan fe lehu cezaenil husna ve senekulu lehu min emrina yusra
Haksızlık yapana azap edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükafat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz" dedi.
Kehf · 89. ayet
Summe etbea sebeba
Sonra yine bir yol tuttu.
Kehf · 90. ayet
Hatta iza belaga matlias semsi vecedeha tatluu ala kavmil lem nec’al lehum min duniha sitra
Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, güneşi, kendilerini elbise, bina gibi şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu.
Kehf · 91. ayet
Kezalik ve kad ehatna bima ledeyhi hubra
İşte bunun gibi, onun yaptıklarının hepsini baştanbaşa biliyorduk.
Kehf · 92. ayet
Summe etbea sebeba
Sonra yine bir yol tuttu.
Kehf · 93. ayet
Hatta iza belaga beynes seddeyni vecede min dunihima kavmel la yekadune yefkahune kavla
Sonunda, iki dağın arasına varınca, orada nerdeyse hiç laf anlamayan bir millete rastladı.
Kehf · 94. ayet
Kalu ya zel karneyni inne ye’cuce ve me’cuce mufsidune fil erdı fe hel nec’alu leke harcen ala en tec’ale beynena ve beynehum sedda
Dediler ki: Zülkarneyn! Doğrusu Yecüc ve Mecüc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi.
Kehf · 95. ayet
Kale ma mekkennı fıhi rabbı hayrun fe eıynunı bi kuvvetin ec’al beynekum ve beynehum redma
Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.
Kehf · 96. ayet
Atuni zuberal hadıd hatta iza sava beynes sadafeyni kalenfuhu hatta iza cealehu naran kale atunı ufrig aleyhi kıdra
Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin" dedi. Bunlar iki dağın arasını doldurunca: "Körükleyin" dedi. Demirler akkor haline gelince; "Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim" dedi.
Kehf · 97. ayet
Femestau ey yazheruhu ve mestetau lehu nakba
Artık Yecüc ve Mecüc onu ne aşabildiler ve ne de delip geçebildiler.
Kehf · 98. ayet
Kale haza rahmetum mir rabbı fe iza cae va’du rabbı cealehu dekka’ve kane va’du rabbı hakka
Zülkarneyn: "İşte bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin tayin ettiği zaman gelince onu yerle bir eder; Rabbimin verdiği söz gerçektir" dedi.
Kehf · 99. ayet
Ve terakna ba’dahum yevmeiziy yemucu fı ba’dıv ve nufiha fis suri fe cema’nahum cem’a
Biz o gün onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sura üflenince hepsini bir araya toplarız.
Kehf · 100. ayet
Ve aradna cehenneme yevmeizil lil kafirıne arda
Gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı olan ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir gösteririz ki.
Kehf · 101. ayet
Ellezıne kanet a’yunuhum fı gıtain an zikrı ve kanu la yestetıy’une sem’a
Gözleri bizim öğüdümüze karşı kapalı olan ve öfkelerinden onu dinlemeye tahammül edemeyen kafirlere o gün cehennemi öyle bir gösteririz ki.
Kehf · 102. ayet
E fe hasibellezıne keferu ey yettehızu ıbadı min dunı evliya’inna a’tedna cehenneme lil kafirınenuzula
İnkar edenler, Beni bırakıp da kullarımı dost edinmelerini yeterli mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi inkarcılara konak olarak hazırladık.
Kehf · 103. ayet
Kul hel nunebbiukum bil ahserıne a’mala
Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber verelim mi?" de.
Kehf · 104. ayet
Ellezıne dalle sa’yuhum fil hayatid dunya ve hum yahsebune ennehum yuhsinune sun’a
Dünya hayatında, çalışmaları boşa gitmiştir, oysa onlar güzel iş yaptıklarını sanıyorlardı.
Kehf · 105. ayet
Ulaikellezıne keferu bi ayati rabbihim ve likaihı fe habitat a’maluhum fe la nukıymu lehum yevmel kıyameti vezna
Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü Biz onlara değer vermeyeceğiz.
Kehf · 106. ayet
Zalike cezauhum cehennemu bima keferu vettehazu ayatı ve rusulı huzuve
İşte onların cezası; inkarlarına, peygamberlerimi ve ayetlerimi alaya almalarına karşılık olarak, cehennemdir.
Kehf · 107. ayet
Innellezıne amenu ve amilus salihati kanet lehum cennatul firdevsi nuzula
Ama inanıp yararlı iş işleyenlerin konakları Firdevs cennetleridir.
Kehf · 108. ayet
Halidıne fıha la yebgune anha hıvela
Orada temelli kalırlar, başka bir yere gitmek istemezler.
Kehf · 109. ayet
Kul lev kanel bahru midadel li kelimati rabbi le nefidel bahru kable en tenfede kelimatu rabbi ve lev ci’na bi mislihı mededa
De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarını da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi.
Kehf · 110. ayet
Kul innema ene beserum mislukum yuha ileyye ennema ilahukum ilahuv vahıd fe men kane yercu likae rabbihı felya’mel amelen salihav ve la yusrik bi ıbadeti rabbihı ehada
De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım; ancak bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işleşin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın.