43
Zuhruf
Zuhruf
89 ayet
Sure profili · 25. cüz · Mekke
Zuhruf
Az-Zukhruf · Zuhruf
Zuhruf suresi (Az-Zukhruf). Mekke döneminde inmiştir; 89 ayettir. Mushaf yolunda 43. sure olarak okunur.
89 ayet · Latin okunuş + Türkçe meal
Ayetler
Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.
Zuhruf · 1. ayet
Ha mım
Ha, Mim.
Zuhruf · 2. ayet
Vel kitabil mubın
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
Zuhruf · 3. ayet
Inna cealnahu kur’anen rabiyyel leallekum ta’kılun
Apaçık Kitap'a and olsun ki, akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır.
Zuhruf · 4. ayet
Ve innehu fı ummil kitabi ledeyna le aliyyun hakım
Şüphesiz o, Bizim katımızda Ana Kitap'ta mevcut, yüce ve hikmet dolu bir Kitap'dır.
Zuhruf · 5. ayet
E fe nadribu ankumuz zikra safhan en kuntum kavmem musrifın
Ey inkarcılar! Aşırı giden kimselersiniz diye sizi Kuran'la uyarmaktan vaz mı geçelim.
Zuhruf · 6. ayet
Ve kem erselna min nebiyyin fil evvelın
Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir.
Zuhruf · 7. ayet
Ve ma yet’tıhim min nebiyyin illa kanu bihı yestehziun
Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı.
Zuhruf · 8. ayet
Fe ehlekna esedde minhum batsev ve meda meselul evvelın
Bunun için Biz de, bunlardan daha kuvvetli olanları yok etmişizdir. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir.
Zuhruf · 9. ayet
Ve lein seeltehum men halekas semavati vel erda le yekulunne halekahunnel azızul alım
And olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Onları güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır" derler.
Zuhruf · 10. ayet
Ellezı ceale lekumul erda mehdev ve veale lekum fıha subulel leallekum tehtedun
O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar var etmiştir.
Zuhruf · 11. ayet
Vellezı nezzele mines semai maem bi kader fe ensarna bihı beldetem meyta kezalike tuhracun
O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz.
Zuhruf · 12. ayet
Vellezı halekal ezvace kulleha ve ceale lekum minel fulki vel en’ami ma terkebun
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Zuhruf · 13. ayet
Li testevu ala zuhurihı summe tezkuru nı’mete rabbikum izesteveytum aleyhi ve tekulu subhanellezı sehhara lena haza ve ma kunna lehu mukrinın
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Zuhruf · 14. ayet
Ve inna ila rabbina le munkalibun
Her sınıf varlığı yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan binesiniz diye size binekler var etmiştir. Bütün bunlar; üzerlerine oturunca Rabbinizin nimetini anarak: "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi; şüphesiz Rabbimize döneceğiz" demeniz içindir.
Zuhruf · 15. ayet
Ve cealu lehu min ıbadihı cuz’a innel insane le kefurum mubın
Ama inkarcılar O'na çocuk isnat ettiler. İnsan gerçekten apaçık nankördür.
Zuhruf · 16. ayet
Emittehaze memma yahluku benativ ve asfakum bil benın
Demek O yarattıkları arasından kızları kendisine alıp da oğulları size verdi öyle mi.
Zuhruf · 17. ayet
Ve iza bussira ehaduhum bima darabe lir rahmani meselen zalle vechuhu musveddev ve huze kezıym
Ama Rahman olan Allah'a isnat ettiği kız evlat kendilerinden birine müjdelenince, o kimsenin içi gayzla dolarak yüzü simsiyah kesilir.
Zuhruf · 18. ayet
E ve mey yunesseu fil hılyeti ve huve fil hısami gayrumubın
Demek, süs içinde yetiştirilecek de çekişmeyi beceremeyecek olanı Allah'a değil mi.
Zuhruf · 19. ayet
Ve cealul melaiketellezıne hum ıbadur rahmani inasa e sehidu halkahum setuktebu sehadetuhum ve yus’elun
Onlar, Rahman olan Allah'ın kulları melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahidlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
Zuhruf · 20. ayet
Ve kalu lev saer rahmanu ma abednahum ma lehum bi zalike min ılmin in hum illa yahrusun
Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz bunlara kulluk etmezdik" derler. Buna dair bir bilgileri yoktur; onlar sadece vehimde bulunuyorlar.
Zuhruf · 21. ayet
Em ateynahum kitabem min kablihı fe hum bihı mustemsikun
Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı bağlanıyorlar.
Zuhruf · 22. ayet
Bel kalu inna vecedna abaena ala ummetiv ve inna ala asarihim muhtedun
Hayır; "Doğrusu Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz" derler.
Zuhruf · 23. ayet
Ve kezalike ma erselna min kablike fı karyetim min nezırin illa kale mutrafuha inna vecedna abaena ala ummetiv ve inna ala asarihim muktedun
Senden önce, herhangi bir şehre gönderdiğimiz uyarıcıya, şımarık varlıklıları sadece: "Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz" dediler.
Zuhruf · 24. ayet
Kale e ve lev ci’tukum bi ehda mimma vecedtum aleyhi abaekum kalu inna bima ursiltum bihı kafirun
Gönderilen uyarıcı: "Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş isem de mi bana uymazsınız?" dedi. Onlar: "Doğrusu sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.
Zuhruf · 25. ayet
Fentekamna mihum fenzur keyfe kane akıbetul mukezzibın
Bunun üzerine Biz de onlardan öç aldık. Yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
Zuhruf · 26. ayet
Ve iz kale ibrahımu li ebıhi ve kavmihı innenı beraum mimma ta’budun
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur.
Zuhruf · 27. ayet
Illellezı fetaranı fe innehu seyehdın
İbrahim, babasına ve milletine demişti ki: "Beni yaratan hariç, sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O'dur.
Zuhruf · 28. ayet
Ve cealeha kelimetem bakıyeten fı akıbihı leallehum yarciun
İbrahim ardından geleceklere bu sözü, devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.
Zuhruf · 29. ayet
Vel metta’tu haulai ve abaehum hatta caehumul hakku ve rasulum mubın
Hayır; Ben bunları ve babalarını gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.
Zuhruf · 30. ayet
Ve lemma caehumul hakku kalu haza sıhruv ve inna bihı kafirun
Gerçek kendilerine geldiği zaman: "Bu bir büyüdür. Doğrusu biz onu inkar ediyoruz" dediler.
Zuhruf · 31. ayet
Ve kalu lev la nuzzile hazel kur’anu ala raculim minel karyeteyni azıym
Bu Kuran, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
Zuhruf · 32. ayet
E hum yaksimune rahmete rabbik nahnu kasemna beynahum meıysetehum fil hayatid dunya ve rafa’na ba’dahum fevka ba’dın deracatil li yettehıze ba’duhum ba’dan suhriyya ve rahmetu rabbike hayrum mimma yecmeun
Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edip paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında Biz taksim ettik; birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık; Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha iyidir.
Zuhruf · 33. ayet
Ve lev la ey yekunen nasu ummetev vahıdetel le cealna li mey yekfuru bir rahmani li buyutihim sukufem min fiddativ ve mearice aleyha yazherun
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
Zuhruf · 34. ayet
Ve li buyutihim ebvabev ve sururan aleyha yettekiun
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
Zuhruf · 35. ayet
Ve zuhrufa ve in kullu zalike lemma metaul haytiod dunya vel ahıratu ınde rabbike lil muttekıyn
Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.
Zuhruf · 36. ayet
Ve mey ya’su an zikrir rahmani nukayyıd lehu seytanen fe huve lehu karın
Rahman olan Allah'ı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.
Zuhruf · 37. ayet
Ve innehum le yesuddunehum anis sebıli ve yahsebune ennehum anis sebıli ve yahsebune ennehum muhtedun
Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkorlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanırlar.
Zuhruf · 38. ayet
Hatta iza caena kale ya leyte beynı ve beyneke bu’del mesrikayni fe bi’sel karın
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
Zuhruf · 39. ayet
Ve ley yenfeakumul yevme iz zalemtum ennekum fil azabe musterikun
Sonunda Bize gelince arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı, sen ne kötü arkadaş imişsin!" der. Nedametin bugün size hiç faydası dokunmaz; zira haksızlık etmiştiniz, şimdi azabda ortaksınız.
Zuhruf · 40. ayet
E fe ente tusmius summe ev tehdil umye ve men kane fı dalalim mubın
Sağırlara sen mi duyuracaksın? Yoksa körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi eriştireceksin.
Zuhruf · 41. ayet
Fe imma nezhebenne bike fe inna minhum muntekımun
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
Zuhruf · 42. ayet
Ev nuriyenne kellezı veadnahum fe inna aleyhim muktedoirun
Seni onlardan uzaklaştırsak bile doğrusu Biz kendilerinden öç alırız; yahut onlara vadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü onlara karşı gücü yetenleriz.
Zuhruf · 43. ayet
Festemsik billezı uhıye ileyk inneke ala sıratım mustekıym
Sana vahyolunana sarıl, sen, şüphesiz doğru yol üzerindesin.
Zuhruf · 44. ayet
Ve innehu lezikrul leke ve li kavmik ve sevfe tus’elun
Doğrusu bu Kuran sana ve ümmetine bir öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız.
Zuhruf · 45. ayet
Ves’el men erselna min kablike mir rusulina e cealna min dunir rahmani alihetey yu’bedun
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor; Biz, Rahman olan Allah'tan başka, kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış mıyız.
Zuhruf · 46. ayet
Ve le kad erselna musa bi ayatina ila fir’avne ve meleihı fe kale inni rasulu rabbil alemın
And olsun ki Biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve erkanına göndermiştik, "Şüphesiz ben, Alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.
Zuhruf · 47. ayet
Felemma caehum bi ayatina iza hum minha yadhakun
Onlara mucizelerimizi getirdiği zaman, bunlara gülüvermişlerdi.
Zuhruf · 48. ayet
Ve ma nurıhim min ayetin illa hiye ekberu min uhtiha ve ehaznahum bil azabi leallehum yarciun
Onlara gösterdiğimiz her mucize diğerinden daha büyüktü; doğru yola dönmeleri için onları azaba uğrattık.
Zuhruf · 49. ayet
Ve kalu ya eyyuhes sahırud’u lena rabbeke bima ahide ındeke innena le muhtedun
Ey Sihirbaz! Sana verdiği ahde göre Rabbine bizim için yalvar da doğru yola erişelim" dediler.
Zuhruf · 50. ayet
Felemma kesefna anhumul azabe izahum yenkusun
Ama, azabı üzerlerinden kaldırdığımızda hemen sözlerinden döndüler.
Zuhruf · 51. ayet
Ve nada fir’avnu fı kamihı kale ya kavmi e leyse lı mulku mısra ve hazihil enharu tecrı min tahtı e fe la tubsırun
Firavun, milletine şöyle seslendi: "Ey milletim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde akan bu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz.
Zuhruf · 52. ayet
Em ene hayrum min hazellezı huve mehınuv ve la yekadu yubın
Yahut, ben zavallı ve nerdeyse konuşamayan bu kimseden daha üstün değil miyim.
Zuhruf · 53. ayet
Fe lev la ulkıye aleyhi esviratum min zehebin ev cae meahul melaiketu mukterinın
Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi.
Zuhruf · 54. ayet
Festehaffe kavmehu fe etauh innehum kanu kavmen fasikıyn
Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti.
Zuhruf · 55. ayet
Felemma asefununtekamna minhum fe agraknahum ecmeıyn
Böylece Bizi öfkelendirince onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.
Zuhruf · 56. ayet
Fe cealnahum selefev ve meselel lil ahırın
Onları, sonradan gelecek inkarcılara ibret alınacak bir geçmiş kıldık.
Zuhruf · 57. ayet
Ve lemma duribebnu meryeme meselen iza kavmuke minhu yesıddun
Meryem oğlu misal verilince, senin milletin buna gülüp geçiverdi.
Zuhruf · 58. ayet
Ve kalu e alihetuna hayrun em hu ma darabuhu leke illa cedela bel hum kavmun hasımun
Bizim tanrımız mı yoksa o mu daha iyidir?" dediler. Sana böyle söylemeleri, sadece, tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir.
Zuhruf · 59. ayet
In huve illa abdun en’amna aleyhi ve cealnahu meselel li benı israıl
Meryemoğlu, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
Zuhruf · 60. ayet
Ve lev nesau le cealna minkum melaiketen fil erdı yahlufun
Eğer dileseydik, size bedel yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik.
Zuhruf · 61. ayet
Ve innehu le ılmul lissaati fe la temterunne biha vettebiun haza sıratum mustekıym
O kıyametin kopacağını bildirir; o saatin geleceğinden şüphe etmeyin, Bana uyun, bu doğru yoldur.
Zuhruf · 62. ayet
Ve la yesudodennekumus seytan innehu lekum aduvvun mubın
Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın; şüphesiz o size apaçık bir düşmandır.
Zuhruf · 63. ayet
Ve lemma cae ıysa bil beyyinati kale kad ci’tukum bil hıkmeti ve li ubeyyine lekum ba’dallezı tahtelifune fıh fettekullahe ve etıy’un
İsa, belgeleri getirdiği zaman demişti ki: "Size hikmetle ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah'a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin.
Zuhruf · 64. ayet
Innellahe huve rabbı ve rabbukum fa’buduh haza sıratum mustekıym
Doğrusu Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir, artık O'na kulluk edin, bu, doğru yoldur.
Zuhruf · 65. ayet
Fahtelefel ahzabu mim beynihim fe veylul lillezıne zalemu min azabi yevmin elım
Ama, aralarında guruplaştılar, ayrılığa düştüler. Kıyamet gününün can yakıcı azabına uğrayacak zalimlerin vay haline.
Zuhruf · 66. ayet
Hel yenzurune illes saate en te’tiyehum bagtetev ve hum la yes’urun
Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar.
Zuhruf · 67. ayet
El ehıllau yevmeizim ba’duhum li ba’dın aduvvun illel muttekıyn
O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirine düşman olurlar.
Zuhruf · 68. ayet
Ya ıbadi la havfun aleykumul yevme ve la entum tanzenun
Allah: "Ey kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz" der.
Zuhruf · 69. ayet
Ellezıne amenu bi ayatina ve kanu muslimın
Bunlar, ayetlerimize inanmış ve kendilerini Bize vermişlerdir.
Zuhruf · 70. ayet
Udhulul cennete entum ve ezvacukum tuhberun
Şöyle denir: "Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz.
Zuhruf · 71. ayet
Yutafu aleyhim bi sıhafim min zehebiv ve ekvab ve fıha ma testehıhil enfusu ve telezzul a’yun ve entum fıha halidun
Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır, canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi kalacaksınız.
Zuhruf · 72. ayet
Ve tilkel cennetulletı uristumuha bima kuntum ta’melun
İşlediklerinize karşılık, size miras verilen işte bu cennettir.
Zuhruf · 73. ayet
Lekum fiha fakihetun kesıratum miha te’kulun
Orada sizin için bol yemiş vardır, onlardan yersiniz.
Zuhruf · 74. ayet
Innel mucrimıne fı azabi cehenneme halidun
Doğrusu suçlular, temelli kalacakları cehennemin azabı içindedirler.
Zuhruf · 75. ayet
La yufetteru anhum ve hum fıhi mublisun
Azaba hiç ara verilmez, onlar orada tamamen umutsuzdurlar.
Zuhruf · 76. ayet
Ve ma zalemnahum ve lakin kanu humuz zalimın
Biz onlara zulmetmedik, ama onlar zalim kimselerdi.
Zuhruf · 77. ayet
Ve nadev ya maliku li yakdı aleyna rabbuk kale innekum makisun
Cehennemde şöyle seslenilir: "Ey Nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın." Nöbetçi: "Siz böyle kalacaksınız" der.
Zuhruf · 78. ayet
Lekad ci’nakum bil hakkı ve lakinne ekserakum lil hakkı karihun
And olsun ki, size gerçeği getirdik; fakat çoğunuz gerçeği sevmiyorsunuz.
Zuhruf · 79. ayet
Em ebramu emran fe inna mubrimun
Yoksa bir işe mi karar verdiler? Doğrusu Biz de kararlıyız.
Zuhruf · 80. ayet
Em yahsebune enna la nesmeu sirrahum ve necvahum bela ve rusuluna ledeyhum yektubun
Yoksa, kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymayız mı sanırlar? Hayır; öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadır.
Zuhruf · 81. ayet
Kul in kane lirrahmani veledun fe ene evvelul abidın
De ki: "Eğer Rahman olan Allah'ın çocuğu olsa, kulluk edenlerin ilki ben olurdum.
Zuhruf · 82. ayet
Subhune rabbis semavati vel erdı rabbil arsi amma yesıfun
Göklerin ve yerin Rabbi, Arşın Rabbi onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
Zuhruf · 83. ayet
Fezerhum yahudu ve yel’abu hatta yulaku yevmehumullezı yuadun
Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşana kadar, dalsınlar, oynasınlar.
Zuhruf · 84. ayet
Ve huvellezı fis semai ilahuv ve fil erdı ilah ve huvel hakımul alım
Gökte de Tanrı, yerde de Tanrı O'dur. Hakim olan, her şeyi bilen O'dur.
Zuhruf · 85. ayet
Ve tebarakellezı lehu mulkus semavati vel erdı ve ma beynehuma ve ındehu ılmus saah ve ileyhi turceun
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek O'na aittir. O'na döneceksiniz.
Zuhruf · 86. ayet
Ve la yemlikullezıne yed’une min dunihis sefaate illa men sehide bil hakkı ve hum ya’lemun
Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır.
Zuhruf · 87. ayet
Ve lein seeltehum men halekahum le yekulunnellahu fe enna yu’fekun
And olsun ki, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan: "Allah" derler. Öyleyken nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar.
Zuhruf · 88. ayet
Ve kıylihı ya rabbi inne haulai kavmul la yu’minun
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.
Zuhruf · 89. ayet
Fasfah anhum ve kul selam fe sevfe ya’lemun
Onlar hakkında: "Ey Rabbim! Bunlar inanmayan bir millettir" demesi üzerine Allah: "Onlardan geç, esenlik dile; yakında bileceklerdir" buyurdu.