21

Enbiyâ

Enbiyâ

112 ayet

Sure profili · 17. cüz · Mekke

21

Enbiyâ

Al-Anbya · Enbiyâ

Enbiyâ suresi (Al-Anbya). Mekke döneminde inmiştir; 112 ayettir. Mushaf yolunda 21. sure olarak okunur.

Mekke112 ayetMeal

112 ayet · Türkçe okunuş + meal

Bağlı Defter serileri

Tüm Defter

Bu sureye bağlı yayınlanmış seri yok. Sen bağla

Ayetler

Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.

Enbiyâ · 1. ayet

İkterebe lin nâsi hisâbuhum ve hum fî gafletin mu’ridûn

İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Halbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.

Enbiyâ · 2. ayet

Mâ ye’tîhim min zikrin min rabbihim muhdesin illestemeûhu ve hum yel’abûn

(2-3) Rab'lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: "Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?"

Enbiyâ · 3. ayet

Lâhiyeten kulûbuhum ve eserrûn necvellezîne zalemû hel hâzâ illâ beşerun mislukum, e fe te’tûnes sihre ve entum tubsırûn

(2-3) Rab'lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: "Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?"

Enbiyâ · 4. ayet

Kâle rabbî ya’lemul kavle fis semâi vel ardı ve huves semîul alîm

Peygamber onlara dedi ki: "Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."

Enbiyâ · 5. ayet

Bel kâlû adgâsu ahlâmin belifterâhu bel huve şâır, fel ye’tinâ bi âyetin kemâ ursilel evvelûn

Onlar, "Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu, hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.

Enbiyâ · 6. ayet

Mâ âmenet kablehum min karyetin ehleknâhâ, e fe hum yu’minûn

Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?

Enbiyâ · 7. ayet

Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn

Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz bir takım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

Enbiyâ · 8. ayet

Ve mâ cealnâhum ceseden lâ ye’kulûnet taâme ve mâ kânû hâlidîn

Biz onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.

Enbiyâ · 9. ayet

Summe sadaknâhumul va’de fe enceynâhum ve men neşâu ve ehleknel musrifîn

Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helak ettik.

Enbiyâ · 10. ayet

Lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi zikrukum, e fe lâ ta’kılûn

Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

Enbiyâ · 11. ayet

Ve kem kasamnâ min karyetin kânet zâlimeten ve enşe’nâ ba’dehâ kavmen âharîn

Biz zulmetmekte olan nice memleket kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.

Enbiyâ · 12. ayet

Fe lemmâ ehassû be’senâ izâ hum minhâ yerkudûn

Onlar azabımızı hissedince hemen oradan süratle kaçıyorlardı.

Enbiyâ · 13. ayet

Lâ terkudû verciû ilâ mâ utriftum fîhi ve mesâkinikum leallekum tus’elûn

Onlara, "Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız" denildi.

Enbiyâ · 14. ayet

Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ zâlimîn

"Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik" dediler.

Enbiyâ · 15. ayet

Fe mâ zâlet tilke da’vâhum hattâ cealnâhum hasîden hâmidîn

Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti.

Enbiyâ · 16. ayet

Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ lâıbîn

Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.

Enbiyâ · 17. ayet

Lev erednâ en nettehıze lehven lettehaznâhu min ledunnâ in kunnâ fâ’ılîn

Eğer bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık.

Enbiyâ · 18. ayet

Bel nakzifu bil hakkı alel bâtıli fe yedmeguhu fe izâ huve zâhik, ve lekumul veylu mimmâ tasıfûn

Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah'a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size!

Enbiyâ · 19. ayet

Ve lehu men fîs semâvâti vel ard, ve men indehu lâ yestekbirûne an ıbâdetihî ve lâ yestahsirûn

Göklerde ve yerde kim varsa hep onundur. O'nun katındakiler ne ona ibadetten çekinir (ve büyüklenir) ne de yorgunluk (ve bıkkınlık) duyarlar.

Enbiyâ · 20. ayet

Yusebbihûnel leyle ven nehâre lâ yefturûn

Hiç ara vermeksizin gece gündüz tespih ederler.

Enbiyâ · 21. ayet

Emittehazu âliheten minel ardı hum yunşirûn

Yoksa yerden, ölüleri diriltebilecek bir takım ilahlar mı edindiler?

Enbiyâ · 22. ayet

Lev kâne fîhimâ âlihetun illâllâhu le fesedetâ, fe subhânallâhi rabbil arşi ammâ yasıfûn

Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş'ın Rabbi Allah onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.

Enbiyâ · 23. ayet

Lâ yus’elu ammâ yef’alu ve hum yus’elûn

O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar.

Enbiyâ · 24. ayet

Emittehazû min dûnihî âliheh, kul hâtû burhânekum, hâzâ zikru men maiye ve zikru men kablî, bel ekseruhum lâ ya’lemûnel hakka fehum mu’ridûn

Yoksa ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki: "Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilah olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler."

Enbiyâ · 25. ayet

Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin illâ nûhî ileyhi ennehu lâ ilâhe illâ ene fa’budûn

Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, "Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin" diye vahyetmişizdir.

Enbiyâ · 26. ayet

Ve kâlûttehazer rahmânu veleden subhâneh, bel ıbâdun mukremûn

(Böyle iken) "Rahmân çocuk edindi" dediler. O böyle şeylerden uzaktır, yücedir. Hayır, (evlat diye niteledikleri) o melekler ikrama erdirilmiş kullardır.

Enbiyâ · 27. ayet

Lâ yesbikûnehu bil kavli ve hum bi emrihî ya’melûn

Onlar Allah'tan önce söz söylemezler ve hep onun emriyle iş görürler.

Enbiyâ · 28. ayet

Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ yeşfeûne illâ li menirtedâ ve hum min haşyetihî muşfikûn

Allah onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar onun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi onun korkusuyla titrerler.

Enbiyâ · 29. ayet

Ve men yekul minhum innî ilâhun min dûnihî fe zâlike neczîhi cehennem, kezâlike neczîz zâlimîn

İçlerinden her kim, "Allah'tan başka ben de şüphesiz bir ilahım" derse böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.

Enbiyâ · 30. ayet

E ve lem yerellezîne keferû ennes semâvâti vel arda kânetâ retkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ minel mâi kulle şey’in hayy, e fe lâ yu’minûn

İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?

Enbiyâ · 31. ayet

Ve cealnâ fîl ardı revâsiye en temîde bihim ve cealnâ fîhâ ficâcen subulen leallehum yehtedûn

Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler yollar meydana getirdik.

Enbiyâ · 32. ayet

Ve cealnes semâe sakfen mahfûzâ, ve hum an âyâtihâ mu’ridûn

Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah'ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.

Enbiyâ · 33. ayet

Ve huvellezî halakal leyle ven nehâre veş şemse vel kamer, kullun fî felekin yesbehûn

O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.

Enbiyâ · 34. ayet

Ve mâ cealnâ li beşerin min kablikel huld, e fe in mitte fe humul hâlidûn

Biz senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar?

Enbiyâ · 35. ayet

Kullu nefsin zâikatul mevt, ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh, ve ileynâ turceûn

Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.

Enbiyâ · 36. ayet

Ve izâ reâkellezîne keferû in yettehızûneke illâ huzuvâ, e hâzellezî yezkuru âlihetekum, ve hum bi zikrir rahmâni hum kâfirûn

İnkar edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. "Bu mu ilahlarınızı diline dolayan?" derler. Halbuki kendileri Rahmân'ın kitabını inkar ediyorlar.

Enbiyâ · 37. ayet

Hulikal insânu min acel, seurîkum âyâtî fe lâ testa’cilûn

İnsan çok aceleci (tezcanlı) yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.

Enbiyâ · 38. ayet

Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdıkîn

Bir de "Eğer doğru söyleyenler iseniz bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

Enbiyâ · 39. ayet

Lev ya’lemullezîne keferû hîne lâ yekuffûne an vucûhihimun nâre ve lâ an zuhûrihim ve lâ hum yunsarûn

İnkar edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım da görmeyecekleri vakti bir bilseler!

Enbiyâ · 40. ayet

Bel te’tîhim bagteten fe tebhetuhum fe lâ yestetî’ûne reddehâ ve lâ hum yunzarûn

Şüphesiz o (tehdit edildikleri azap) onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak.

Enbiyâ · 41. ayet

Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe hâka billezîne sehırû minhum mâ kânû bihî yestehziûn

Andolsun, senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi.

Enbiyâ · 42. ayet

Kul men yekleukum bil leyli ven nehâri miner rahmân, bel hum an zikri rabbihim mu’ridûn

(Ey Muhammed!) De ki: "(Size azab edecek olsa) gece ve gündüz Rahmân'ın azabından sizi kim koruyacak?" Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler.

Enbiyâ · 43. ayet

Em lehum âlihetun temneuhum min dûninâ, lâ yestetîûne nasre enfusihim ve lâ hum minnâ yushabûn

Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilahları mı var? O ilah edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler.

Enbiyâ · 44. ayet

Bel metta’nâ hâulâi ve âbâehum hattâ tâle aleyhimul umur, e fe lâ yerevne ennâ ne’til arda nenkusuhâ min etrâfihâ, e fehumul gâlibûn

Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O halde onlar mı galip gelecekler?

Enbiyâ · 45. ayet

Kul innemâ unzirukum bil vahyi ve lâ yesmeus summud duâe izâ mâ yunzerûn

De ki: "Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum." Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.

Enbiyâ · 46. ayet

Ve le in messethum nefhatun min azâbi rabbike le yekûlunne yâ veylenâ innâ kunnâ zâlimîn

Andolsun, onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, muhakkak "Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik" diyeceklerdir.

Enbiyâ · 47. ayet

Ve nedaul mevâzînel kısta li yevmil kıyâmeti fe lâ tuzlemu nefsun şey’â ve in kâne miskâle habbetin min hardelin eteynâ bihâ, ve kefâ binâ hâsibîn

Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.

Enbiyâ · 48. ayet

Ve lekad âteynâ mûsâ ve hârûnel furkâne ve dıyâen ve zikren lil muttekîn

Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn'a, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân'ı (Tevrat'ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik.

Enbiyâ · 49. ayet

Ellezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve hum mines sâati muşfikûn

Onlar, görmedikleri halde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.

Enbiyâ · 50. ayet

Ve hâzâ zikrun mubârekun enzelnâh, e fe entum lehu munkirûn

İşte bu (Kur'an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkar ediyorsunuz?

Enbiyâ · 51. ayet

Ve lekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu ve kunnâ bihî âlimîn

Andolsun, daha önce de İbrahim'e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.

Enbiyâ · 52. ayet

İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâ hâzihit temâsîlulletî entum lehâ âkifûn

Hani o babasına ve kavmine, "Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?" demişti.

Enbiyâ · 53. ayet

Kâlû vecednâ âbâenâ lehâ âbidîn

"Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk" dediler.

Enbiyâ · 54. ayet

Kâle lekad kuntum entum ve âbâukum fî dalâlin mubîn

İbrahim, "Andolsun, Siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi.

Enbiyâ · 55. ayet

Kâlû e ci’tenâ bil hakkı em ente minel lâıbîn

"Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?" dediler.

Enbiyâ · 56. ayet

Kâle bel rabbukum rabbus semâvâti vel ardıllezî fatarahunne ve ene alâ zâlikum mineş şâhidîn

İbrahim dedi ki: "Hayır! Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir. O bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim."

Enbiyâ · 57. ayet

Ve tallâhi le ekîdenne asnâmekum ba’de en tuvellû mudbirîn

Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.

Enbiyâ · 58. ayet

Fe cealehum cuzâzen illâ kebîren lehum leallehum ileyhi yerciûn

Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.

Enbiyâ · 59. ayet

Kâlû men feale hâzâ bi âlihetinâ innehu le minez zâlimîn

Onlar, "Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir" dediler.

Enbiyâ · 60. ayet

Kâlû semi’nâ feten yezkuruhum yukâlu lehû ibrâhîm

(İçlerinden bazıları), "İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk" dediler.

Enbiyâ · 61. ayet

Kâlû fe’tû bihî alâ a’yunin nâsi leallehum yeşhedûn

(Bir kısmı da) "O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler" dediler.

Enbiyâ · 62. ayet

Kâlû e ente fealte hâzâ bi âlihetinâ yâ ibrâhîm

(İbrahim gelince) "Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim" dediler.

Enbiyâ · 63. ayet

Kâle bel fealehu kebîruhum hâzâ fes’elûhum in kânû yentıkûn

Dedi ki, "Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun, bakalım!"

Enbiyâ · 64. ayet

Fe receû ilâ enfusihim fe kâlû innekum entumuz zâlimûn

Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz" dediler.

Enbiyâ · 65. ayet

Summe nukisû alâ ruûsihim, lekad alimte mâ hâulâi yentıkûn

Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, "Andolsun bunların konuşmayacağını sen de bilirsin" dediler.

Enbiyâ · 66. ayet

Kâle e fe ta’budûne min dûnillâhi mâ lâ yenfeukum şey’en ve lâ yadurrukum

İbrahim şöyle dedi: "Öyle ise siz, (hâlâ) Allah'ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?"

Enbiyâ · 67. ayet

Uffin lekum ve li mâ ta’budûne min dûnillâh, e fe lâ ta’kılûn

"Yazıklar olsun, size de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?"

Enbiyâ · 68. ayet

Kâlû harrikûhu vansurû âlihetekum in kuntum fâılîn

(İçlerinden bazıları), "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin" dediler.

Enbiyâ · 69. ayet

Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîm

"Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol" dedik.

Enbiyâ · 70. ayet

Ve erâdû bihî keyden fe cealnâ humul ahserîn

Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük.

Enbiyâ · 71. ayet

Ve necceynâhu ve lûtan ilel ardılletî bâraknâ fîhâ lil âlemîn

Onu Lût ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.

Enbiyâ · 72. ayet

Ve vehebnâ lehu ishâk, ve ya’kûbe nâfileh, ve kullen cealnâ sâlihîn

Ona İshak'ı ve ayrıca da Yakub'u bağışladık ve her birini salih kimseler yaptık.

Enbiyâ · 73. ayet

Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâh, ve kânû lenâ âbidîn

Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekatı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi.

Enbiyâ · 74. ayet

Ve lûtan âteynâhu hukmen ve ılmen ve necceynâhu minel karyetilletî kânet ta’melul habâis, innehum kânû kavme sev’in fâsikîn

Biz Lût'a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah'ın emrinden çıkan kimseler) idiler.

Enbiyâ · 75. ayet

Ve edhalnâhu fî rahmetinâ, innehu mines sâlihîn

Onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi.

Enbiyâ · 76. ayet

Ve nûhan iz nâdâ min kablu festecebnâ lehu fe necceynâhu ve ehlehu minel kerbil azîm

(Ey Muhammed!) Nûh'u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık.

Enbiyâ · 77. ayet

Ve nasarnâhu minel kavmillezîne kezzebû bi âyâtinâ, innehum kânû kavme sev’in fe agraknâhum ecmaîn

Âyetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekün suda boğduk.

Enbiyâ · 78. ayet

Ve dâvude ve suleymâne iz yahkumâni fîl harsi iz nefeşet fîhi ganemul kavm, ve kunnâ li hukmihim şâhidîn

Dâvûd ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.

Enbiyâ · 79. ayet

Fe fehhemnâhâ suleymân, ve kullen âteynâ hukmen ve ılmen ve sehharnâ mea dâvudel cibâle yusebbihne vet tayr, ve kunnâ fâılîn

Biz hüküm vermeyi Süleyman'a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah'ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.

Enbiyâ · 80. ayet

Ve allemnâhu san’ate lebûsin lekum li tuhsınekum min be’sikum, fe hel entum şâkirûn

Bir de Davud'a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?

Enbiyâ · 81. ayet

Ve li suleymâner rîha âsıfeten tecrî bi emrihî ilel ardılletî bâreknâ fîhâ ve kunnâ bi kulli şey’in âlimîn

Süleyman'ın hizmetine de güçlü esen rüzgarı verdik. Rüzgar, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz her şeyi hakkıyla bileniz.

Enbiyâ · 82. ayet

Ve mineş şeyâtîni men yegûsûne lehu ve ya’melûne amelen dûne zâlik, ve kunnâ lehum hâfızîn

Bir de şeytanlardan, Süleyman için dalgıçlık eden ve daha bundan başka işler yapanları da onun emrine verdik. Hep onları zapteden bizdik.

Enbiyâ · 83. ayet

Ve eyyûbe iz nâdâ rabbehû ennî messeniyed durru ve ente erhamur râhimîn

Eyyûb'u da hatırla. Hani o Rabbine, "Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz etmişti.

Enbiyâ · 84. ayet

Festecebnâ lehu fe keşefnâ mâ bihî min durrin ve âteynâhu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten min ındinâ ve zikrâ lil âbidîn

Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik.

Enbiyâ · 85. ayet

Ve ismâîle ve idrîse ve zelkifl, kullun mines sâbirîn

İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de hatırla. Bunların hepsi sabredenlerdendi.

Enbiyâ · 86. ayet

Ve edhalnâhum fî rahmetinâ, innehum mines sâlihîn

Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.

Enbiyâ · 87. ayet

Ve zennûni iz zehebe mugâdıben fe zanne en len nakdire aleyhi fe nâdâ fiz zulumâti en lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn

Zünnûn'u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum" diye dua etti.

Enbiyâ · 88. ayet

Festecebnâ lehu ve necceynâhu minel gamm, ve kezâlike nuncil mu’minîn

Biz de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü'minleri böyle kurtarırız.

Enbiyâ · 89. ayet

Ve zekeriyyâ iz nâdâ rabbehu rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrul vârisîn

Zekeriya'yı da hatırla. Hani o, Rabbine, "Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın" diye dua etmişti.

Enbiyâ · 90. ayet

Festecebnâ leh, ve vehebnâ lehu yahyâ ve aslahnâ lehu zevceh, innehum kânû yusâriûne fil hayrâti ve yed’ûnenâ regaben ve rehebâ, ve kânû lenâ hâşiîn

Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya'yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.

Enbiyâ · 91. ayet

Velletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhâ min rûhinâ ve cealnâhâ vebnehâ âyeten lil âlemîn

Irzını korumuş olan kadını da (Meryem'i de) hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da âlemlere (kudretimizi gösteren) birer delil yapmıştık.

Enbiyâ · 92. ayet

İnne hâzihî ummetukum ummeten vâhıdeten ve ene rabbukum fa’budûn

Şüphesiz bu (İslâm), tek ümmet (din) olarak sizin ümmetiniz (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.

Enbiyâ · 93. ayet

Ve tekattaû emrehum beynehum, kullun ileynâ râciûn

(İnsanlar) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Hepsi de ancak bize dönecekler.

Enbiyâ · 94. ayet

Fe men ya’mel mines sâlihâti ve huve mu’minun fe lâ kufrâne li sa’yih, ve innâ lehu kâtibûn

Şu halde kim mü'min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.

Enbiyâ · 95. ayet

Ve harâmun alâ karyetin ehleknâhâ ennehum lâ yerciûn

Helak ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkansızdır.

Enbiyâ · 96. ayet

Hattâ izâ futihat ye’cûcu ve me’cûcu ve hum min kulli hadebin yensilûn

Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.

Enbiyâ · 97. ayet

Vakterabel va’dul hakku fe izâ hiye şahısatun ebsârullezîne keferû, yâ veylenâ kad kunnâ fî gafletin min hâzâ bel kunnâ zâlimîn

Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz" derler.

Enbiyâ · 98. ayet

İnnekum ve mâ ta’budûne min dûnillâhi hasabu cehennem, entum lehâ vâridûn

Hiç şüphesiz siz ve Allah'tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.

Enbiyâ · 99. ayet

Lev kâne hâulâi âliheten mâ veradûhâ, ve kullun fîhâ hâlidûn

Eğer onlar ilah olsalardı oraya varmazlardı. Halbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır.

Enbiyâ · 100. ayet

Lehum fîhâ zefîrun ve hum fîhâ lâ yesmeûn

Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler.

Enbiyâ · 101. ayet

İnnellezîne sebekat lehum minnel husnâ ulâike anhâ mub’adûn

Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükafat hazırlanmış olanlar var ya; işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.

Enbiyâ · 102. ayet

Lâ yesme’ûne hasîsehâ, ve hum fî meştehet enfusuhum hâlidûn

Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedi olarak kalırlar.

Enbiyâ · 103. ayet

Lâ yahzunuhumul fezeul ekberu ve tetelakkâhumul melâikeh, hâzâ yevmukumullezî kuntum tûadûn

En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, "İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür" diyerek karşılarlar.

Enbiyâ · 104. ayet

Yevme natvis semâe ke tayyis sicilli lil kutub, kemâ bede’nâ evvele halkın nuîduh, va’den aleynâ, innâ kunnâ fâılîn

Yazılı kağıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.

Enbiyâ · 105. ayet

Ve lekad ketebnâ fîz zebûri min ba’diz zikri ennel arda yerisuhâ ıbâdiyes sâlihûn

Andolsun, Zikir'den (Tevrat'tan) sonra Zebûr'da da, "Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır" diye yazmıştık.

Enbiyâ · 106. ayet

İnne fî hâzâ le belâgan li kavmin âbidîn

Şüphesiz bunda Allah'a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.

Enbiyâ · 107. ayet

Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn

(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

Enbiyâ · 108. ayet

Kul innemâ yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid, fe hel entum muslimûn

De ki: "Bana ancak, ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?"

Enbiyâ · 109. ayet

Fe in tevellev fe kul âzentukum alâ sevâ’, ve in edrî e karîbun em baîdun mâ tûadûn

Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum."

Enbiyâ · 110. ayet

İnnehu ya’lemul cehre minel kavli ve ya’lemu mâ tektumûn

"Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir."

Enbiyâ · 111. ayet

Ve in edrî leallehu fitnetun lekum ve metâun ilâ hîn

"Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır."

Enbiyâ · 112. ayet

Kâle rabbıhkum bil hakk, ve rabbuner rahmânul musteânu alâ mâ tasıfûn

(Peygamber), "Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahmân'dır" dedi.