19
Meryem
Meryem
98 ayet
Sure profili · 16. cüz · Mekke
Meryem
Maryam · Meryem
Meryem suresi (Maryam). Mekke döneminde inmiştir; 98 ayettir. Mushaf yolunda 19. sure olarak okunur.
98 ayet · Türkçe okunuş + meal
Bağlı Defter serileri
Tüm DefterBu sureye bağlı yayınlanmış seri yok. Sen bağla
Ayetler
Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.
Meryem · 1. ayet
Kâf, hâ, yâ, ayn, sâd
Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd.
Meryem · 2. ayet
Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyyâ
Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır.
Meryem · 3. ayet
İz nâdâ rabbehu nidâen hafiyyâ
Hani o Rabbine gizli bir sesle yalvarmıştı.
Meryem · 4. ayet
Kâle rabbî innî ve henel azmu minnî veştealer re’su şeyben ve lem ekun bi duâike rabbî şakıyyâ
O şöyle demişti: "Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım."
Meryem · 5. ayet
Ve innî hıftul mevâliye min verâî ve kânetimreetî âkıran feheb lî min ledunke veliyyâ
(5-6) "Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!"
Meryem · 6. ayet
Yerisunî ve yerisu min âli ya’kûbe vec’alhu rabbî radıyyâ
(5-6) "Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankâr olmaların)dan korkuyorum. karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!"
Meryem · 7. ayet
Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke bi gulâminismuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semiyyâ
(Allah şöyle dedi:) "Ey Zekeriyya! Haberin olsun ki biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce onun adını kimseye vermedik."
Meryem · 8. ayet
Kâle rabbî ennâ yekûnu lî gulâmun ve kânetimreetî âkıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyyâ
Zekeriyya, "Rabbim!" "Hanımım kısır ve ben de ihtiyarlığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur?"
Meryem · 9. ayet
Kâle kezâlik, kâle rabbuke huve aleyye heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku şey’â
(Vahiy meleği) dedi ki: "Evet, öyle. (Ancak) Rabbin diyor ki: "Bu bana göre kolaydır. Nitekim daha önce, hiçbir şey değil iken seni de yarattım."
Meryem · 10. ayet
Kâle rabbic’al lî âyeh, kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ
Zekeriyya, "Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına)bir işaret ver", dedi. Allah da, "Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır" dedi.
Meryem · 11. ayet
Fe harece alâ kavmihî minel mihrâbi fe evhâ ileyhim en sebbihû bukreten ve aşiyyâ
Derken Zekeriya ibadet yerinden halkının karşısına çıktı. (Konuşmak istedi, konuşamadı) ve onlara "Sabah akşam Allah'ı tespih edin" diye işaret etti.
Meryem · 12. ayet
Yâ yahyâ huzil kitâbe bi kuvveh, ve âteynâhul hukme sabiyyâ
(12-14) (Yahya dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) "Ey Yahya kitaba sımsıkı sarıl" dedik. Biz ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah'tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.
Meryem · 13. ayet
Ve hanânen min ledunnâ ve zekâh, ve kâne tekıyyâ
(12-14) (Yahya dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) "Ey Yahya kitaba sımsıkı sarıl" dedik. Biz ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah'tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.
Meryem · 14. ayet
Ve berren bi vâlideyhi ve lem yekun cebbâren asıyyâ
(12-14) (Yahya dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) "Ey Yahya kitaba sımsıkı sarıl" dedik. Biz ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah'tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.
Meryem · 15. ayet
Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve yevme yub’asu hayyâ
Doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün ona selam olsun!
Meryem · 16. ayet
Vezkur fil kitâbı meryem, izintebezet min ehlihâ mekânen şarkıyyâ
(16-17) (Ey Muhammed!) Kitapta (Kur'an'da) Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
Meryem · 17. ayet
Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ
(16-17) (Ey Muhammed!) Kitapta (Kur'an'da) Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
Meryem · 18. ayet
Kâlet innî eûzu bir rahmâni minke in kunte tekıyyâ
Meryem, "Senden, Rahmân'a sığınırım. Eğer Allah'tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)" dedi.
Meryem · 19. ayet
Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen zekiyyâ
Cebrail, "Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim" dedi.
Meryem · 20. ayet
Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyâ
Meryem, "Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde, benim nasıl çocuğum olabilir?" dedi.
Meryem · 21. ayet
Kâle kezâlik, kâle rabbuki huve aleyye heyyin, ve li nec’alehû âyeten lin nâsi ve rahmeten minnâ, ve kâne emren makdıyyâ
Cebrail, "Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir" dedi.
Meryem · 22. ayet
Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen kasıyyâ
Böylece Meryem çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
Meryem · 23. ayet
Fe ecâe hel mehâdû ilâ ciz’ın nahleh, kâlet yâ leytenî mittu kable hâzâ ve kuntu nesyen mensiyyâ
Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!" dedi.
Meryem · 24. ayet
Fe nâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ceale rabbuki tahteki seriyyâ
Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı."
Meryem · 25. ayet
Ve huzzî ileyki bi ciz’ın nahleti tusâkıt aleyki rutaben ceniyyâ
. "Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün."
Meryem · 26. ayet
Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ, fe immâ terayinne minel beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu lir rahmâni savmen fe len ukellimel yevme insiyyâ
"Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, "Şüphesiz ben Rahmân'a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım" de.
Meryem · 27. ayet
Fe etet bihî kavmehâ tahmiluh, kâlû yâ meryemu lekad ci’ti şey’en feriyyâ
Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: "Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!"
Meryem · 28. ayet
Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki begıyyâ
"Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi."
Meryem · 29. ayet
Fe eşâret ileyh, kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabiyyâ
Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. "Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler.
Meryem · 30. ayet
Kâle innî abdullâh, âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ
Bebek şöyle konuştu: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı (İncil'i) verdi ve beni bir peygamber yaptı."
Meryem · 31. ayet
Ve cealenî mubâreken eyne mâ kuntu ve evsânî bis salâti vez zekâti mâ dumtu hayyâ
"Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti."
Meryem · 32. ayet
Ve berren bi vâlidetî ve lem yec’alnî cebbâren şakıyyâ
"Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı."
Meryem · 33. ayet
Ves selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub’asu hayyâ
"Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir)."
Meryem · 34. ayet
Zâlike îsebnu meryem, kavlel hakkıllezî fîhi yemterûn
Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.
Meryem · 35. ayet
Mâ kâne lillâhi en yettehıze min veledin subhâneh, izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn
Allah'ın çocuk edinmesi düşünülemez. O bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece "ol!" der ve o da oluverir.
Meryem · 36. ayet
Ve innallâhe rabbî ve rabbukum fa’budûh, hâzâ sırâtun mustekîm
Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O'na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur.
Meryem · 37. ayet
Fahtelefel ahzâbu min beynihim, fe veylun lillezîne keferû min meşhedi yevmin azîm
(Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kafirlerin haline!
Meryem · 38. ayet
Esmi’ bihim ve ebsır yevme ye’tûnenâ lâkiniz zâlimûnel yevme fî dalâlin mubîn
Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
Meryem · 39. ayet
Ve enzirhum yevmel hasreti iz kudıyel emr, ve hum fî gafletin ve hum lâ yu’minûn
Onları, gaflet içinde bulunup iman etmezlerken işin bitirileceği o pişmanlık günüyle uyar.
Meryem · 40. ayet
İnnâ nahnu nerisul arda ve men aleyhâ ve ileynâ yurceûn
Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler.
Meryem · 41. ayet
Vezkur fîl kitâbi ibrâhîm, innehu kâne sıddîkan nebiyyâ
Kitapta İbrahim'i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.
Meryem · 42. ayet
İz kâle li ebîhi, yâ ebeti lime ta’budu mâ lâ yesmau ve lâ yubsıru ve lâ yugnî anke şey’â
Hani babasına şöyle demişti: "Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?"
Meryem · 43. ayet
Yâ ebeti innî kad câenî minel ilmi mâ lem ye’tike fettebi’nî ehdike sırâtan seviyyâ
"Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim."
Meryem · 44. ayet
Yâ ebeti lâ ta’budiş şeytân, inneş şeytâne kâne lir rahmâni asıyyâ
"Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahmân'a isyankâr olmuştur."
Meryem · 45. ayet
Yâ ebeti innî ehâfu en yemesseke azâbun miner rahmâni fe tekûne liş şeytâni veliyyâ
"Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahmân tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum."
Meryem · 46. ayet
Kâle e râgıbun ente an âlihetî yâ ibrâhîm, lein lem tentehi le ercumenneke vehcurnî meliyyâ
Babası, "Ey İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş!" dedi.
Meryem · 47. ayet
Kâle selâmun aleyk, se estagfiru leke rabbî, innehu kâne bî hafiyyâ
İbrahim şöyle dedi: "Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır."
Meryem · 48. ayet
Ve a’tezilukum ve mâ ted’ûne min dûnillâhi ve ed’û rabbî, asâ ellâ ekûne bi duâi rabbî şakıyyâ
"Sizi ve Allah'tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb'ime ibadet ediyorum. Rabbime ibadet etmekle de mutsuz olmayacağımı umuyorum."
Meryem · 49. ayet
Fe lemmâ’tezelehum ve mâ ya’budûne min dûnillâhi vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûb ve kullen cealnâ nebiyyâ
İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince ona İshak ile Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Meryem · 50. ayet
Ve vehebnâ lehum min rahmetinâ ve cealnâ lehum lisâne sıdkın aliyyâ
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
Meryem · 51. ayet
Vezkur fîl kitâbi mûsâ, innehu kâne muhlesan ve kâne resûlen nebiyyâ
Kitapta, Mûsâ'yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resul, bir nebi idi.
Meryem · 52. ayet
Ve nâdeynâhu min cânibit tûril eymeni ve karrebnâhu neciyyâ
Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.
Meryem · 53. ayet
Ve vehebnâ lehu min rahmetinâ ehâhu hârûne nebiyyâ
Rahmetimiz sonucu kardeşi Hârûn'u bir nebi olarak kendisine bahşettik.
Meryem · 54. ayet
Vezkur fîl kitâbi ismâîle innehu kâne sâdıkal va’di ve kâne resûlen nebiyyâ
Kitap'ta İsmail'i de an. Şüphesiz o sözünde duran bir kimse idi. Bir resul, bir nebi idi.
Meryem · 55. ayet
Ve kâne ye’muru ehlehu bis salâti vez zekâti ve kâne inde rabbihî mardıyyâ
Ailesine namaz ve zekatı emrederdi. Rabb'inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.
Meryem · 56. ayet
Vezkur fîl kitâbi idrîse innehu kâne sıddîkan nebiyyâ
Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi.
Meryem · 57. ayet
Ve refa’nâhu mekânen aliyyâ
Onu yüce bir makama yükselttik.
Meryem · 58. ayet
Ulâikellezîne en’amallâhu aleyhim minen nebiyyîne min zurriyyeti âdeme ve mimmen hamelnâ mea nûhin ve min zurriyyeti ibrâhîme ve isrâîle ve mimmen hedeynâ vectebeynâ, izâ tutlâ aleyhim âyâtur rahmâni harrû succeden ve bukiyyâ
İşte bunlar, Adem'in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim'in, Yakub'un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Meryem · 59. ayet
Fe halefe min ba’dihim halfun edâus salâte vettebeûş şehevâti fe sevfe yelkavne gayyâ
Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.
Meryem · 60. ayet
İllâ men tâbe ve âmene ve amile sâlihan fe ulâike yedhulûnel cennete ve lâ yuzlemûne şey’â
(60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz onun va'di kesinlikle gerçekleşir.
Meryem · 61. ayet
Cennâti adninilletî vaader rahmânu ibâdehu bil gayb, innehu kâne va’duhu me’tiyyâ
(60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahmân'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz onun va'di kesinlikle gerçekleşir.
Meryem · 62. ayet
Lâ yesmeûne fîhâ lagven illâ selâmâ, ve lehum rızkuhum fîhâ bukreten ve aşiyyâ
Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) "selam!" (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.
Meryem · 63. ayet
Tilkel cennetulletî nûrisu min ibâdinâ men kâne takıyyâ
İşte bu, kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.
Meryem · 64. ayet
Ve mâ netenezzelu illâ bi emri rabbik, lehu mâ beyne eydînâ ve mâ halfenâ ve mâ beyne zâlik, ve mâ kâne rabbuke nesiyyâ
(Cebrail şöyle dedi:) "Biz ancak Rabbinin" emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O'nundur. Rabbin unutkan değildir."
Meryem · 65. ayet
Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ fa’budhu vastabir li ibâdetih, hel ta’lemu lehu semiyyâ
(Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O'nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?
Meryem · 66. ayet
Ve yekûlul insânu e izâ mâ mittu le sevfe uhracu hayyâ
İnsan, "Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?" der.
Meryem · 67. ayet
E ve lâ yezkurul insânu ennâ halaknâhu min kablu ve lem yeku şey’â
İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?
Meryem · 68. ayet
Fe ve rabbike le nahşurennehum veş şeyâtîne summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisiyyâ
Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.
Meryem · 69. ayet
Summe le nenzianne min kulli şîatin eyyuhum eşeddu aler rahmâni ıtiyyâ
Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız.
Meryem · 70. ayet
Summe le nahnu a’lemu billezîne hum evlâ bihâ sıliyyâ
Sonra, oraya girmeye en layık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.
Meryem · 71. ayet
Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ
. (Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.
Meryem · 72. ayet
Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ
Sonra Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş halde bırakırız.
Meryem · 73. ayet
Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlellezîne keferû lillezîne âmenû eyyul ferîkayni hayrun makâmen ve ahsenu nediyyâ
Âyetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkar edenler, inananlara, "İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?" dediler.
Meryem · 74. ayet
Ve kem ehleknâ kablehum min karnin hum ahsenu esâsen ve ri’yâ
Biz onlardan önce, mal-mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helak ettik.
Meryem · 75. ayet
Kul men kâne fîd dalâleti fel yemdud lehur rahmânu meddâ, hattâ izâ raev mâ yûadûne immel azâbe ve immes sâah, fe se ya’lemûne men huve şerrun mekânen ve ad’afu cundâ
(Ey Muhammed!) De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.
Meryem · 76. ayet
Ve yezîdullâhullezînehtedev hudâ, vel bâkıyâtus sâlihâtu hayrun inde rabbike sevâben ve hayrun mereddâ
Allah doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de.
Meryem · 77. ayet
E fe raeytellezî kefere bi âyâtinâ ve kâle le ûteyenne mâlen ve veledâ
Âyetlerimizi inkar edip "Bana elbette mal ve evlat verilecek!" diyen kimseyi gördün mü?
Meryem · 78. ayet
Ettalaal gaybe emittehaze inder rahmâni ahdâ
Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân'dan bir söz mü almış?
Meryem · 79. ayet
Kellâ, se nektubu mâ yekûlu ve nemuddu lehu minel azâbi meddâ
Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!
Meryem · 80. ayet
Ve nerisuhu mâ yekûlu ve ye’tînâ ferdâ
Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.
Meryem · 81. ayet
Vettehazû min dûnillâhi âliheten li yekûnû lehum ızzâ
Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.
Meryem · 82. ayet
Kellâ, se yekfurûne bi ibâdetihim ve yekûnûne aleyhim dıddâ
Hayır! İlahları, onların ibadetlerini inkar edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.
Meryem · 83. ayet
E lem tere ennâ erselneş şeyâtîne alel kâfirîne teuzzuhum ezzâ
Kafirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?
Meryem · 84. ayet
Fe lâ ta’cel aleyhim, innemâ neuddu lehum addâ
Ey Muhammed! Şu halde onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.
Meryem · 85. ayet
Yevme nahşurul muttekîne iler rahmâni vefdâ
(85-86) Allah'a karşı gelmekten sakınanları Rahmân'ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevkedeceğimiz günü düşün!
Meryem · 86. ayet
Ve nesûkul mucrimîne ilâ cehenneme virdâ
(85-86) Allah'a karşı gelmekten sakınanları Rahmân'ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevkedeceğimiz günü düşün!
Meryem · 87. ayet
Lâ yemlikûneş şefâate illâ menittehaze inder rahmâni ahdâ
Rahmân'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.
Meryem · 88. ayet
Ve kâluttehazer rahmânu veledâ
Onlar, "Rahmân bir çocuk edindi" dediler.
Meryem · 89. ayet
Lekad ci’tum şey’en iddâ
Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız.
Meryem · 90. ayet
Tekâdus semâvâtu yetefattarne minhu ve tenşakkul ardu ve tehırrul cibâlu heddâ
(90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!
Meryem · 91. ayet
En deav lir rahmâni veledâ
(90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!
Meryem · 92. ayet
Ve mâ yenbagî lir rahmâni en yettehıze veledâ
Halbuki Rahmân'a bir çocuk edinmek yakışmaz.
Meryem · 93. ayet
İn kullu men fîs semâvâti vel ardı illâ âtir rahmâni abdâ
Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman'a kul olarak gelecektir.
Meryem · 94. ayet
Lekad ahsâhum ve addehum addâ
Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.
Meryem · 95. ayet
Ve kulluhum âtîhi yevmel kıyâmeti ferdâ
Onlar(ın her biri) kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.
Meryem · 96. ayet
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti se yec’alu lehumur rahmânu vuddâ
İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.
Meryem · 97. ayet
Fe innemâ yessernâhu bi lisânike li tubeşşire bihil muttekîne ve tunzire bihî kavmen luddâ
(Ey Muhammed!) Biz, Allah'a karşı gelmekten sakınanları Kur'an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.
Meryem · 98. ayet
Ve kem ehleknâ kablehum min karn, hel tuhıssu minhum min ehadin ev tesmeu lehum rikzâ
Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?
