23

Mü'minûn

Mü'minûn

118 ayet

Sure profili · 18. cüz · Mekke

23

Mü'minûn

Al-Mu'minun · Mü'minûn

Mü'minûn suresi (Al-Mu'minun). Mekke döneminde inmiştir; 118 ayettir. Mushaf yolunda 23. sure olarak okunur.

Mekke118 ayetMeal

118 ayet · Türkçe okunuş + meal

Bağlı Defter serileri

Tüm Defter

Bu sureye bağlı yayınlanmış seri yok. Sen bağla

Ayetler

Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.

Mü'minûn · 1. ayet

Kad eflehal mu’minûn

Mü'minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.

Mü'minûn · 2. ayet

Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûn

Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.

Mü'minûn · 3. ayet

Vellezîne hum anil lagvi mu’ridûn

Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.

Mü'minûn · 4. ayet

Vellezîne hum liz zekâti fâilûn

Onlar ki, zekatı öderler.

Mü'minûn · 5. ayet

Vellezîne hum li furûcihim hâfizûn

Onlar ki, ırzlarını korurlar.

Mü'minûn · 6. ayet

İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmîn

Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.

Mü'minûn · 7. ayet

Fe menibtegâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûn

Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır.

Mü'minûn · 8. ayet

Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûn

Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler.

Mü'minûn · 9. ayet

Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn

Onlar ki, namazlarını kılmağa devam ederler.

Mü'minûn · 10. ayet

Ulâike humul vârisûn

İşte bunlar varis olanların ta kendileridir.

Mü'minûn · 11. ayet

Ellezîne yerisûnel firdevs, hum fîhâ hâlidûn

Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

Mü'minûn · 12. ayet

Ve lekad halaknal insâne min sulâletin min tîn

Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık.

Mü'minûn · 13. ayet

Summe cealnâhu nutfeten fî karârin mekîn

Sonra onu az bir su (meni) halinde sağlam bir karargaha (ana rahmine) yerleştirdik.

Mü'minûn · 14. ayet

Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızâmen fe kesevnel izâme lahmen summe enşe’nâhu halkan âhar, fe tebârekallâhu ahsenul hâlikîn

Sonra bu az suyu "alaka" haline getirdik. Alakayı da "mudga" yaptık. Bu "mudga"yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir!

Mü'minûn · 15. ayet

Summe innekum ba’de zâlike le meyyitûn

Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz.

Mü'minûn · 16. ayet

Summe innekum yevmel kıyâmeti tub’asûn

Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz.

Mü'minûn · 17. ayet

Ve lekad halaknâ fevkakum seb’a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn

Andolsun, biz sizin üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz.

Mü'minûn · 18. ayet

Ve enzelnâ mines semâi mâen bi kaderin fe eskennâhu fîl ardı ve innâ alâ zehâbin bihî le kâdirûn

Biz gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.

Mü'minûn · 19. ayet

Fe enşe’nâ lekum bihî cennâtin min nahîlin ve a’nâb, lekum fîhâ fevâkihu kesîretun ve minhâ te’kulûn

Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz.

Mü'minûn · 20. ayet

Ve şecereten tahrucu min tûri seynâe tenbutu bid duhni ve sıbgın lil âkilîn

Yine o su ile Sîna dağında biten bir ağaç (zeytin ağacı) yarattık ki hem yağ, hem de yiyenlere katık verir.

Mü'minûn · 21. ayet

Ve inne lekum fil en’âmi le ibreh, nuskîkum mimmâ fî butûnihâ ve lekum fîhâ menâfiu kesîretun ve minhâ te’kulûn

Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de.

Mü'minûn · 22. ayet

Ve aleyhâ ve alel fulki tuhmelûn

Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.

Mü'minûn · 23. ayet

Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’ budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh, e fe lâ tettekûn

Andolsun biz, Nûh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Allah'a karşı gelmekten hâlâ sakınmaz mısınız?" dedi.

Mü'minûn · 24. ayet

Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikeh, mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn

Bunun üzerine kendi kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dediler: "Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."

Mü'minûn · 25. ayet

İn huve illâ raculun bihî cinnetun fe terabbasû bihî hattâ hîn

"Bu, ancak cinnet getirmiş bir adamdır. Öyle ise bir müddet onu gözetleyiniz."

Mü'minûn · 26. ayet

Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn

(Nûh), "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.

Mü'minûn · 27. ayet

Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûn

Bunun üzerine Nûh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh'a) dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır."

Mü'minûn · 28. ayet

Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimîn

Sen ve beraberindeki kimseler gemiye bindiğiniz zaman: "Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah'a hamd olsun" de.

Mü'minûn · 29. ayet

Ve kul rabbi enzilnî munzelen mubâreken ve ente hayrul munzilîn

Yine de ki: "Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın."

Mü'minûn · 30. ayet

İnne fî zâlike le âyâtin ve in kunnâ le mubtelîn

Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz.

Mü'minûn · 31. ayet

Summe enşe’nâ min ba’dihim karnen âharîn

Sonra onların (Nûh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık.

Mü'minûn · 32. ayet

Fe erselnâ fîhim resûlen minhum eni’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruh, e fe lâ tettekûn

Onlara, kendilerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hâlâ O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.

Mü'minûn · 33. ayet

Ve kâlel meleu min kavmihillezîne keferû ve kezzebû bi likâil âhıreti ve etrafnâhum fîl hayâtid dunyâ mâ hâzâ illâ beşerun mislukum ye’kulu mimmâ te’kulûne minhu yeşrebu mimmâ teşrabûn

O peygamberin kavminden, Allah'ı inkar eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: "O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor."

Mü'minûn · 34. ayet

Ve lein eta’tum beşeren mislekum innekum izen le hâsirûn

"Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız."

Mü'minûn · 35. ayet

E yaıdukum ennekum izâ mittum ve kuntum turâben ve izâmen ennekum muhracûn

"O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka (diriltilip) çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"

Mü'minûn · 36. ayet

Heyhâte heyhâte limâ tûadûn

"Halbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!"

Mü'minûn · 37. ayet

İn hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsîn

"Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz."

Mü'minûn · 38. ayet

İn huve illâ raculunifterâ alâllâhi keziben ve mâ nahnu lehu bi mu’minîn

"Bu, Allah'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız."

Mü'minûn · 39. ayet

Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn

O peygamber, "Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.

Mü'minûn · 40. ayet

Kâle ammâ kalîlin le yusbihunne nâdimîn

Allah, "Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!" dedi.

Mü'minûn · 41. ayet

Fe ehazethumus sayhatu bil hakkı fe cealnâhum gusâen, fe bu’den lil kavmiz zâlimîn

Derken onları o korkunç ses kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör-çöp yığını haline getirdik. Zalimler topluluğu Allah'ın rahmetinden uzak olsun!

Mü'minûn · 42. ayet

Summe enşe’nâ min ba’dihim kurûnen âharîn

Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık.

Mü'minûn · 43. ayet

Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûn

Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de.

Mü'minûn · 44. ayet

Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs, fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn

Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helak ettik ve onları birer ibretli hikaye yaptık. Artık inanmayan bir kavim Allah'ın rahmetinden uzak olsun!

Mü'minûn · 45. ayet

Summe erselnâ mûsâ ve ehâhu hârûne bi âyâtinâ ve sultânin mubîn

(45-46) Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.

Mü'minûn · 46. ayet

İlâ fir’avne ve meleihî festekberû ve kânû kavmen âlîn

(45-46) Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.

Mü'minûn · 47. ayet

Fe kâlû e nu’minu li beşereyni mislinâ ve kavmuhumâ lenâ âbidûn

Bu yüzden, "Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız" dediler.

Mü'minûn · 48. ayet

Fe kezzebûhumâ fe kânû minel muhlekîn

Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helak edilenlerden oldular.

Mü'minûn · 49. ayet

Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe leallehum yehtedûn

Andolsun, hidayete ersinler diye Mûsâ'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik.

Mü'minûn · 50. ayet

Ve cealnebne meryeme ve ummehû âyeten ve âveynâhumâ ilâ rabvetin zâti karârin ve maîn

Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.

Mü'minûn · 51. ayet

Yâ eyyuher rusulu kulû minet tayyibâti va’melû sâlihâ, innî bimâ ta’melûne alîm

Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim.

Mü'minûn · 52. ayet

Ve inne hâzihî ummetukum ummeten vâhıdeten ve ene rabbukum fettekûn

Şüphesiz bu (İslâm) tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.

Mü'minûn · 53. ayet

Fe tekattaû emrehum beynehum zuburâ, kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn

(İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.

Mü'minûn · 54. ayet

Fe zerhum fî gamratihim hattâ hîn

Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!

Mü'minûn · 55. ayet

E yahsebûne ennemâ numidduhum bihî min mâlin ve benîn

(55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır onlar farkına varmıyorlar!

Mü'minûn · 56. ayet

Nusâriu lehum fîl hayrât bel lâ yeş’urûn

(55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır onlar farkına varmıyorlar!

Mü'minûn · 57. ayet

İnnellezîne hum min haşyeti rabbihim muşfikûn

Rablerinin azametinden korkup titreyenler

Mü'minûn · 58. ayet

Vellezîne hum bi âyâti rabbihim yu’minûn

Rablerinin âyetlerine inananlar

Mü'minûn · 59. ayet

Vellezîne hum bi rabbihim lâ yuşrikûn

Rablerine ortak koşmayanlar

Mü'minûn · 60. ayet

Vellezîne yu’tûne mâ âtev ve kulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râciûn

Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler

Mü'minûn · 61. ayet

Ulâike yusâriûne fîl hayrâti ve hum lehâ sâbikûn

İşte bunlar hayır işlerine koşuşurlar ve o uğurda öne geçerler.

Mü'minûn · 62. ayet

Ve lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve ledeynâ kitâbun yantıku bil hakkı ve hum lâ yuzlemûn

Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa uğratılmazlar.

Mü'minûn · 63. ayet

Bel kulûbuhum fî gamratin min hâzâ ve lehum a’mâlun min dûni zâlike hum lehâ âmilûn

Ancak kafirlerin kalbleri bu Kur'an'a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır.

Mü'minûn · 64. ayet

Hattâ izâ ehaznâ mutrafîhim bil azâbi izâ hum yec’erûn

Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar

Mü'minûn · 65. ayet

Lâ tec’erûl yevme innekum minnâ lâ tunsarûn

Boşuna feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım görmeyeceksiniz.

Mü'minûn · 66. ayet

Kad kânet âyâtî tutlâ aleykum fe kuntum alâ a’kâbikum tenkisûn

(66-67) Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz.

Mü'minûn · 67. ayet

Mustekbirîne bihî sâmiran tehcurûn

(66-67) Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz.

Mü'minûn · 68. ayet

E fe lem yeddebberûl kavle em câehum mâ lem ye’ti âbâehumul evvelîn

Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

Mü'minûn · 69. ayet

Em lem ya’rifû resûlehum fe hum lehu munkirûn

Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkar ediyorlar?

Mü'minûn · 70. ayet

Em yekûlûne bihî cinneh, bel câehum bil hakkı ve ekseruhum lil hakkı kârihûn

Yoksa "O cinnet getirmiş" mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Halbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar.

Mü'minûn · 71. ayet

Ve levittebeal hakku ehvâehum le fesedetis semâvâtu vel ardu ve men fî hinn, bel eteynâhum bi zikrihim fe hum an zikrihim mu’ridûn

Eğer hak onların arzularına uysaydı gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur'an'ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.

Mü'minûn · 72. ayet

Em tes’eluhum harcen fe haracu rabbike hayrun ve huve hayrur râzikîn

Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

Mü'minûn · 73. ayet

Ve inneke le ted’ûhum ilâ sırâtın mustakîm

Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.

Mü'minûn · 74. ayet

Ve innellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti anis sırâtı le nâkibûn

Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan çıkmaktadırlar.

Mü'minûn · 75. ayet

Ve lev rahımnâhum ve keşefnâ mâ bihim min durrin le leccû fî tugyânihim ya’mehûn

Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı.

Mü'minûn · 76. ayet

Ve lekad ehaznâhum bil azâbi fe mestekânû li rabbihim ve mâ yetedarreûn

Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve ona yalvarıp yakarmadılar.

Mü'minûn · 77. ayet

Hattâ izâ fetahnâ aleyhim bâben zâ azâbin şedîdin izâ hum fîhi mublisûn

Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir.

Mü'minûn · 78. ayet

Ve huvellezî enşee lekumus sem’a vel ebsâra vel ef’ideh, kalîlen mâ teşkurûn

Halbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!

Mü'minûn · 79. ayet

Ve huvellezî zereekum fîl ardı ve ileyhi tuhşerûn

O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sadece O'nun huzurunda toplanacaksınız.

Mü'minûn · 80. ayet

Ve huvellezî yuhyî ve yumîtu ve lehuhtilâful leyli ven nehâr, e fe lâ ta’kılûn

O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O'na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?

Mü'minûn · 81. ayet

Bel kâlû misle mâ kâlel evvelûn

Hayır onlar, öncekilerin söyledikleri sözler gibi sözler ettiler.

Mü'minûn · 82. ayet

Kâlû e izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le meb’ûsûn

Dediler ki: "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz?"

Mü'minûn · 83. ayet

Lekad vuıdnâ nahnu ve âbâunâ hâzâ min kablu in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn

Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.

Mü'minûn · 84. ayet

Kul li menil ardu ve men fîhâ in kuntum ta’lemûn

De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?"

Mü'minûn · 85. ayet

Seyekûlûne lillâh, kul e fe lâ tezekkerûn

Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?" de.

Mü'minûn · 86. ayet

Kul men rabbus semâvâtis seb’ı ve rabbul arşil azîm

De ki: "Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"

Mü'minûn · 87. ayet

Seyekûlûne lillâh, kul e fe lâ tettekûn

."Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise ona karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.

Mü'minûn · 88. ayet

Kul men bi yedihî melekûtu kulli şey’in ve huve yucîru ve lâ yucâru aleyhi in kuntum ta’lemûn

De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?"

Mü'minûn · 89. ayet

Seyekûlûne lillâh, kul fe ennâ tusharûn

"Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?" de.

Mü'minûn · 90. ayet

Bel eteynâhum bil hakkı ve innehum le kâzibûn

Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar.

Mü'minûn · 91. ayet

Mettehazallâhu min veledin ve mâ kâne meahu min ilâhin izen le zehebe kullu ilâhin bimâ halaka ve le alâ ba’duhum alâ ba’d, subhânallâhi ammâ yasıfûn

(91-92) Allah hiçbir çocuk edinmemiştir. Onunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.

Mü'minûn · 92. ayet

Âlimil gaybi veş şehâdeti fe teâlâ ammâ yuşrikûn

(91-92) Allah hiçbir çocuk edinmemiştir. Onunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.

Mü'minûn · 93. ayet

Kul rabbi immâ turiyennî mâ yûadûn

(93-94) De ki: "Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma."

Mü'minûn · 94. ayet

Rabbi fe lâ tec’alnî fil kavmiz zâlimîn

(93-94) De ki: "Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma."

Mü'minûn · 95. ayet

Ve innâ alâ en nuriyeke mâ neıduhum le kâdirûn

Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter.

Mü'minûn · 96. ayet

İdfa’ billetî hiye ahsenus seyyieh, nahnu a’lemu bi mâ yasıfûn

Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz.

Mü'minûn · 97. ayet

Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn

De ki: "Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım."

Mü'minûn · 98. ayet

Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn

"Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım."

Mü'minûn · 99. ayet

Hattâ izâ câe ehadehumul mevtu kâle rabbirciûn

(99-100) Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.

Mü'minûn · 100. ayet

Leallî a’melu sâlihan fîmâ terektu kellâ, innehâ kelimetun huve kâiluhâ, ve min verâihim berzahun ilâ yevmi yub’asûn

(99-100) Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.

Mü'minûn · 101. ayet

Fe izâ nufiha fis sûri fe lâ ensâbe beynehum yevme izin ve lâ yetesâelûn

Sûr'a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy-sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.

Mü'minûn · 102. ayet

Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn

Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Mü'minûn · 103. ayet

Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn

Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır.

Mü'minûn · 104. ayet

Telfehu vucûhehumun nâru ve hum fîhâ kâlihûn

Ateş yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır kalırlar.

Mü'minûn · 105. ayet

E lem tekun âyâtî tutlâ aleykum fe kuntum bihâ tukezzibûn

Allah, "Âyetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?" der.

Mü'minûn · 106. ayet

Kâlû rabbenâ galebet aleynâ şıkvetunâ ve kunnâ kavmen dâllîn

Onlar da şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk."

Mü'minûn · 107. ayet

Rabbenâ ahricnâ minhâ fe in udnâ fe innâ zâlimûn

"Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz."

Mü'minûn · 108. ayet

Kâlahseû fîhâ ve lâ tukellimûn

Allah, "Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!" der.

Mü'minûn · 109. ayet

İnnehu kâne ferîkun min ibâdî yekûlûne rabbenâ âmennâ fagfir lenâ verhamnâ ve ente hayrur râhımîn

Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi.

Mü'minûn · 110. ayet

Fettehaztumûhum sıhriyyen hattâ ensevkum zikrî ve kuntum minhum tadhakûn

Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.

Mü'minûn · 111. ayet

İnnî cezeytuhumul yevme bimâ saberû ennehum humul fâizûn

Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükafatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir.

Mü'minûn · 112. ayet

Kâle kem lebistum fil ardı adede sinîn

Allah (inkarcılara) "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye sorar.

Mü'minûn · 113. ayet

Kâlû lebisnâ yevmen ev ba’da yevmin fes’elil âddîn

Onlar, "Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor" derler.

Mü'minûn · 114. ayet

Kâle in lebistum illâ kalîlen lev ennekum kuntum ta’lemûn

Allah şöyle der: "Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız."

Mü'minûn · 115. ayet

E fe hasibtum ennemâ halaknâkum abesen ve ennekum ileynâ lâ turceûn

"Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"

Mü'minûn · 116. ayet

Fe teâlallâhul melikul hakk, lâ ilâhe illâ hû, rabbul arşil kerîm

Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Ondan başka hiç ilah yoktur. O şerefli ve yüce arşın Rabbidir.

Mü'minûn · 117. ayet

Ve men yed’u maallâhi ilâhen âhare lâ burhâne lehu bihî fe innemâ hısâbuhu inde rabbih, innehu lâ yuflihul kâfirûn

Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı halde Allah ile birlikte başka bir ilaha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler.

Mü'minûn · 118. ayet

Ve kul rabbigfir verham ve ente hayrur râhımîn

De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!"