38

Sâd

Sâd

88 ayet

Sure profili · 23. cüz · Mekke

38

Sâd

Sad · Sâd

Sâd suresi (Sad). Mekke döneminde inmiştir; 88 ayettir. Mushaf yolunda 38. sure olarak okunur.

Mekke88 ayetMeal

88 ayet · Türkçe okunuş + meal

Bağlı Defter serileri

Tüm Defter

Bu sureye bağlı yayınlanmış seri yok. Sen bağla

Ayetler

Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.

Sâd · 1. ayet

Sâd, vel kur’âni zîz zikr

Sâd. O şanlı, şerefli Kur'an'a andolsun (ki o, Allah sözüdür).

Sâd · 2. ayet

Belillezîne keferû fî ızzetin ve şikâk

Fakat inkar edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.

Sâd · 3. ayet

Kem ehleknâ min kablihim min karnin fe nâdev ve lâte hîne menâs

Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.

Sâd · 4. ayet

Ve acibû en câehum munzirun minhum ve kâlel kâfirûne hâzâ sâhırun kezzâb

Kafirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu yalancı bir sihirbazdır."

Sâd · 5. ayet

E cealel âlihete ilâhen vâhıdâ, inne hâzâ le şey’un ucâb

"İlahları bir tek ilah mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!"

Sâd · 6. ayet

Ventalekal meleu minhum enimşû vasbirû alâ âlihetikum inne hâzâ le şey’un yurâd

(6-8) İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dinî inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.

Sâd · 7. ayet

Mâ semi’nâ bi hâzâ fîl milletil âhıreh, in hâzâ illâhtilâk

(6-8) İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dinî inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.

Sâd · 8. ayet

E unzile aleyhiz zikru min beyninâ, bel hum fî şekkin min zikrî, bel lemmâ yezûkû azâb

(6-8) İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dinî inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.

Sâd · 9. ayet

Em indehum hazâinu rahmeti rabbikel azîzil vehhâb

Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?

Sâd · 10. ayet

Em lehum mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, felyertekû fîl esbâb

Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı onların mıdır? Öyle ise sebeplere yapışarak yükselsinler (bakalım!)

Sâd · 11. ayet

Cundun mâ hunâlike mehzûmun minel ahzâb

Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.

Sâd · 12. ayet

Kezzebet kablehum kavmu nûhın ve âdun ve fir’avnu zul evtâdi

(12-13) Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da (böyle) gruplardı.

Sâd · 13. ayet

Ve semûdu ve kavmu lûtın ve ashâbul eykeh, ulâikel ahzâb

(12-13) Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklar sahibi Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı da Peygamberleri yalanlamışlardı. İşte onlar da (böyle) gruplardı.

Sâd · 14. ayet

İn kullun illâ kezzeber rusule fe hakka ıkâb

(O grupların) her biri peygamberleri yalanladı da onları cezalandırmam hak oldu.

Sâd · 15. ayet

Ve mâ yanzuru hâulâi illâ sayhaten vâhıdeten mâ lehâ min fevâk

Bunlar da (müşrikler de) ancak (vakti gelince) asla geri kalmayacak korkunç bir ses bekliyorlar

Sâd · 16. ayet

Ve kâlû rabbenâ accil lenâ kıttanâ kable yevmil hisâb

Müşrikler (alay ederek) şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı hemen ver!"

Sâd · 17. ayet

İsbır alâ mâ yekûlûne vezkur abdenâ dâvûde zel eyd, innehû evvâb

Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Dâvûd'u hatırla. O, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.

Sâd · 18. ayet

İnnâ sahharnel cibâle meahu yusebbıhne bil aşiyyi vel işrâk

(18-19) Kendisiyle birlikte sabah akşam tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd'un emrine verdik. Onların her biri Allah'a yönelmişlerdi.

Sâd · 19. ayet

Vet tayre mahşûreh, kullun lehû evvâb

(18-19) Kendisiyle birlikte sabah akşam tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd'un emrine verdik. Onların her biri Allah'a yönelmişlerdi.

Sâd · 20. ayet

Ve şedednâ mulkehu ve âteynâhul hikmete ve faslel hıtâb

Biz Davud'un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik.

Sâd · 21. ayet

Ve hel etâke nebeul hasm, iz tesevverûl mihrâb

Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.

Sâd · 22. ayet

İz dehalû alâ dâvûde fe fezia minhum kâlû lâ tehaf, hasmâni begâ ba’dunâ alâ ba’dın fahkum beynenâ bil hakkı ve lâ tuştıt vehdinâ ilâ sevâis sırât

Hani Dâvûd'un yanına girmişlerdi de Dâvûd onlardan korkmuştu. Onlar, "Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet" dediler.

Sâd · 23. ayet

İnne hâzâ ahî lehu tis’un ve tis’ûne na’ceten ve liye na’cetun vâhidetun fe kâle ekfilnîhâ ve azzenî fîl hıtâb

İçlerinden biri şöyle dedi: "Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken "Onu da bana ver" dedi ve tartışmada beni bastırdı."

Sâd · 24. ayet

Kâle lekad zalemeke bi suâli na’cetike ilâ niâcih, ve inne kesîren minel huletâi le yebgî ba’duhum alâ ba’dın illellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve kalîlun mâ hum, ve zanne dâvûdu ennemâ fetennâhu festagfere rabbehu ve harre râkian ve enâb

Davud dedi ki: "Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır." Dâvûd bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi.

Sâd · 25. ayet

Fe gafernâ lehu zâlik, ve inne lehu indenâ le zulfâ ve husne meâb

Biz de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.

Sâd · 26. ayet

Yâ dâvûdu innâ cealnâke halîfeten fîl ardı fahkum beynen nâsi bil hakkı ve lâ tettebiil hevâ fe yudılleke an sebîlillâh, innellezîne yadıllûne an sebîlillâhi lehum azâbun şedîdun bi mâ nesû yevmel hisâb

Ona dedik ki: "Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır."

Sâd · 27. ayet

Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ bâtıla, zâlike zannullezîne keferû, fe veylun lillezîne keferû minen nâr

Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu (yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası) inkar edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkar edenlerin haline!

Sâd · 28. ayet

Em nec’alullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti kel mufsidîne fîl ardı em nec’alul muttekîne kel fuccâr

Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız?

Sâd · 29. ayet

Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârekun li yeddebberû âyâtihî ve li yetezekkere ûlul elbâb

Bu Kur'an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

Sâd · 30. ayet

Ve vehebnâ li dâvûde suleymân, ni’mel abd, innehû evvâb

Dâvûd'a Süleyman'ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.

Sâd · 31. ayet

İz urıda aleyhi bil aşiyyis sâfinâtul ciyâd

Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu.

Sâd · 32. ayet

Fe kâle innî ahbebtu hubbel hayri an zikri rabbî, hattâ tevâret bil hıcâb

(32-33) Süleyman, "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, "Onları bana geri getirin" dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Sâd · 33. ayet

Ruddûhâ aleyy, fe tafika meshan bis sûkı vel a’nâk

(32-33) Süleyman, "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, "Onları bana geri getirin" dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Sâd · 34. ayet

Ve lekad fetennâ suleymâne ve elkaynâ alâ kursiyyihî ceseden summe enâb

Andolsun, biz Süleyman'ı imtihan ettik. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra tövbe edip bize yöneldi.

Sâd · 35. ayet

Kâle rabbigfir lî veheb lî mulken lâ yenbagî li ehadin min ba’dî, inneke entel vehhâb

Süleyman, "Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!" dedi.

Sâd · 36. ayet

Fe sehharnâ lehur rîha tecrî bi emrihî ruhâen haysu esâb

Biz de rüzgarı onun buyruğuna verdik. Rüzgar onun emriyle dilediği yere hafif hafif eserdi.

Sâd · 37. ayet

Veş şeyâtîne kulle bennâin ve gavvâsın

(37-38) Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.

Sâd · 38. ayet

Ve âharîne mukarrenîne fîl asfâd

(37-38) Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.

Sâd · 39. ayet

Hâzâ atâunâ femnun ev emsik bi gayri hisâb

"İşte bu bizim ihsanımızdır. Artık sen de (istediğine) hesapsızca ver yahut verme" dedik.

Sâd · 40. ayet

Ve inne lehu ındenâ le zulfâ ve husne meâb

Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.

Sâd · 41. ayet

Vezkur abdenâ eyyûb, iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâb

(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyub'u da an. Hani o, Rabbine, "Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu" diye seslenmişti.

Sâd · 42. ayet

Urkud biriclik, hâzâ mugteselun bâridun ve şerâb

Biz de ona, "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su" dedik.

Sâd · 43. ayet

Ve vehebnâ lehû ehlehu ve mislehum meahum rahmeten minnâ ve zikrâ li ûlîl elbâb

Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik.

Sâd · 44. ayet

Ve huz bi yedike dıgsen fadrıb bihî ve lâ tahnes, innâ vecednâhu sâbira, ni’mel abd, innehû evvâb

Şöyle dedik: "Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma." Gerçekten biz Eyyûb'u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.

Sâd · 45. ayet

Vezkur ıbâdenâ ibrâhîme ve ishâka ve ya’kûbe ûlîl eydî vel ebsâr

(Ey Muhammed!) Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an.

Sâd · 46. ayet

İnnâ ahlasnâhum bi hâlisatin zikred dâr

Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlâslı kimseler kıldık.

Sâd · 47. ayet

Ve innehum ındenâ le minel mustafeynel ahyâr

Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir

Sâd · 48. ayet

Vezkur ismâîle velyesea ve zel kifl, ve kullun minel ahyâr

(Ey Muhammed!) İsmail, el-Yesa' ve Zülkifl'i de an. Onların her biri iyi kimselerdi.

Sâd · 49. ayet

Hâzâ zikr, ve inne lil muttekîne le husne meâb

(49-50) Bu bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır.

Sâd · 50. ayet

Cennâti adnin mufettehaten le humul ebvâb

(49-50) Bu bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır.

Sâd · 51. ayet

Muttekîne fîhâ yed’ûne fîhâ bi fâkihetin kesîretin ve şerâb

Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler.

Sâd · 52. ayet

Ve ındehum kâsırâtut tarfi etrâb

Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır.

Sâd · 53. ayet

Hâzâ mâ tûadûne li yevmil hisâb

İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.

Sâd · 54. ayet

İnne hâzâ le rızkunâ mâ lehu min nefâd

İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona asla tükenme yoktur.

Sâd · 55. ayet

Hâzâ, ve inne lit tâgıyne le şerre meâb

(55-56) İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!

Sâd · 56. ayet

Cehennem, yaslevnehâ, fe bi’sel mihâd

(55-56) İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!

Sâd · 57. ayet

Hâzâ fel yezûkûhu hamiymun ve gassâk

İşte (azap), onu tatsınlar: Bir kaynar su ve bir irin.

Sâd · 58. ayet

Ve âharu min şeklihî ezvâc

O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır.

Sâd · 59. ayet

Hâzâ fevcun muktehımun meakum, lâ merhaben bihim, innehum sâlûn nâr

(Kendi aralarında şöyle derler:) "İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir."

Sâd · 60. ayet

Kâlû bel entum, lâ merhaben bikum, entum kaddemtumûhu lenâ, febi’sel karâr

O grup da, "Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!" der.

Sâd · 61. ayet

Kâlû rabbenâ men kaddeme lenâ hâzâ fe zidhu azâben dı’fen fîn nâr

Şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse cehennemde onun azabını bir kat daha artır."

Sâd · 62. ayet

Ve kâlû mâ lenâ lâ nerâ ricâlen kunnâ neudduhum minel eşrâr

Yine şöyle derler: "Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?"

Sâd · 63. ayet

Ettehaznâhum sıhriyyen em zâgat anhumul ebsâr

"(Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?"

Sâd · 64. ayet

İnne zâlike le hakkun tehâsumu ehlin nâr

Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.

Sâd · 65. ayet

Kul innemâ ene munzirun ve mâ min ilâhin ilallahul vâhıdul kahhâr

(Ey Muhammed!) De ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan bir Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur."

Sâd · 66. ayet

Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumel azîzul gaffâr

"O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır."

Sâd · 67. ayet

Kul huve nebeun azîmun

De ki, "Bu Kur'an, büyük bir haberdir."

Sâd · 68. ayet

Entum anhu mu’ridûn

"Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz."

Sâd · 69. ayet

Mâ kâne liye min ilmin bil meleil a’lâ iz yahtesımûn

"Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu."

Sâd · 70. ayet

İn yûhâ ileyye illâ ennemâ ene nezîrun mubîn

"Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor."

Sâd · 71. ayet

İz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min tîn

Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: "Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım."

Sâd · 72. ayet

Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn

"Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin."

Sâd · 73. ayet

Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn

Derken bütün melekler topluca saygı ile eğildiler.

Sâd · 74. ayet

İllâ iblîs, istekbere ve kâne minel kâfirîn

Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu.

Sâd · 75. ayet

Kâle yâ iblîsu mâ meneake en tescude limâ halaktu bi yedeyy, estekberte em kunte minel âlîn

Allah, "Ey İblis! "Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?" dedi.

Sâd · 76. ayet

Kâle ene hayrun minh, halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn

İblis, "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın" dedi.

Sâd · 77. ayet

Kâle fahruc minhâ fe inneke recîm

Allah şöyle dedi: "Öyle ise çık oradan (cennetten), çünkü sen kovuldun."

Sâd · 78. ayet

Ve inne aleyke la’netî ilâ yevmid dîn

"Şüphesiz benim lanetim hesap ve ceza gününe kadar senin üzerinedir."

Sâd · 79. ayet

Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi yub’asûn

İblis, "Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi

Sâd · 80. ayet

Kâle fe inneke minel munzarîn

(80-81) Allah şöyle dedi: "Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin."

Sâd · 81. ayet

İlâ yevmil vaktil ma’lûm

(80-81) Allah şöyle dedi: "Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin."

Sâd · 82. ayet

Kâle fe bi izzetike le ugviyennehum ecmaîn

(82-83) İblis, "Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım" dedi.

Sâd · 83. ayet

İllâ ibâdeke minhumul muhlasîn

(82-83) İblis, "Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım" dedi.

Sâd · 84. ayet

Kâle fel hakku vel hakka ekûl

Allah şöyle dedi: "İşte bu gerçektir. Ben de gerçeği söylüyorum:"

Sâd · 85. ayet

Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmaîn

"Andolsun, cehennemi seninle ve onlardan sana uyanların hepsiyle dolduracağım."

Sâd · 86. ayet

Kul mâ es’elukum aleyhi min ecrin ve mâ ene minel mutekellifîn

(Ey Muhammed!) De ki: "Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim."

Sâd · 87. ayet

İn huve illâ zikrun lil âlemîn

"Bu Kur'an âlemler için ancak bir öğüttür."

Sâd · 88. ayet

Ve le talemunne nebeehu ba’de hîn

"Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz."