37

Sâffât

Sâffât

182 ayet

Sure profili · 23. cüz · Mekke

37

Sâffât

As-Saffat · Sâffât

Sâffât suresi (As-Saffat). Mekke döneminde inmiştir; 182 ayettir. Mushaf yolunda 37. sure olarak okunur.

Mekke182 ayetMeal

182 ayet · Türkçe okunuş + meal

Bağlı Defter serileri

Tüm Defter

Bu sureye bağlı yayınlanmış seri yok. Sen bağla

Ayetler

Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.

Sâffât · 1. ayet

Ves sâffati saffâ

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

Sâffât · 2. ayet

Fez zâcirâti zecrâ

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

Sâffât · 3. ayet

Fet tâliyâti zikrâ

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

Sâffât · 4. ayet

İnne ilâhekum le vâhıd

(1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtır.

Sâffât · 5. ayet

Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve rabbul meşârık

O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.

Sâffât · 6. ayet

İnnâ zeyyennes semâed dunyâ bi zîynetinil kevâkib

Biz en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.

Sâffât · 7. ayet

Ve hıfzan min kulli şeytânin mârid

Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.

Sâffât · 8. ayet

Lâ yessemmeûne ilel meleil a’lâ ve yukzefûne min kulli cânib

(8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

Sâffât · 9. ayet

Duhûran ve lehum azâbun vâsib

(8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

Sâffât · 10. ayet

İllâ men hatıfel hatfete fe etbeahu şihâbun sâkib

Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).

Sâffât · 11. ayet

Festeftihim e hum eşeddu halkan em men halaknâ, innâ halaknâhum min tînin lâzib

(Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: "Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

Sâffât · 12. ayet

Bel acibte ve yesharûn

Hayır, sen (onların haline) şaştın onlar ise alay ediyorlar.

Sâffât · 13. ayet

Ve izâ zukkirû lâ yezkurûn

Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.

Sâffât · 14. ayet

Ve izâ raev âyeten yesteshırûn

Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.

Sâffât · 15. ayet

Ve kâlû in hâzâ illâ sihrun mubîn

(Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir."

Sâffât · 16. ayet

E izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le meb’ûsûn

"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"

Sâffât · 17. ayet

E ve âbâunel evvelûn

"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"

Sâffât · 18. ayet

Kul neam ve entum dâhırûn

De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)."

Sâffât · 19. ayet

Fe innemâ hiye zecretun vâhıdetun fe izâ hum yenzurûn

O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.

Sâffât · 20. ayet

Ve kâlû yâ veylenâ hâzâ yevmud dîn

Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür."

Sâffât · 21. ayet

Hâzâ yevmul faslillezî kuntum bihî tukezzibûn

Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.

Sâffât · 22. ayet

Uhşurûllezîne zalemû ve ezvâcehum ve mâ kânû ya’budûn

(22-24) Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

Sâffât · 23. ayet

Min dûnillâhi fehdûhum ilâ sırâtıl cahîm

(22-24) Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

Sâffât · 24. ayet

Vakıfûhum innehum mes’ûlûn

(22-24) Allah meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.

Sâffât · 25. ayet

Mâ lekum lâ tenâsarûn

Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.

Sâffât · 26. ayet

Bel humul yevme musteslimûn

Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.

Sâffât · 27. ayet

Ve akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn

Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).

Sâffât · 28. ayet

Kâlû innekum kuntum te’tûnenâ anil yemîn

Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz."

Sâffât · 29. ayet

Kâlû bel lem tekûnû mû’minîn

Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."

Sâffât · 30. ayet

Ve mâ kâne lenâ aleykum min sultân, bel kuntum kavmen tâgîn

"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."

Sâffât · 31. ayet

Fe hakka aleynâ kavlu rabbinâ innâ le zâıkûn

"Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."

Sâffât · 32. ayet

Fe agveynâkum innâ kunnâ gâvîn

"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."

Sâffât · 33. ayet

Fe innehum yevme izin fîl azâbi muşterikûn

Artık onlar o gün azapta ortaktırlar

Sâffât · 34. ayet

İnnâ kezâlike nef’alu bil mucrimîn

İşte biz suçlulara böyle yaparız.

Sâffât · 35. ayet

İnnehum kânû izâ kîle lehum lâ ilâhe illallâhu yestekbirûn

Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur" denildiği zaman inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.

Sâffât · 36. ayet

Ve yekûlûne e innâ le târikû âlihetinâ li şâirin mecnûn

"Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.

Sâffât · 37. ayet

Bel câe bil hakkı ve saddakal murselîn

Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.

Sâffât · 38. ayet

İnnekum le zâikûl azâbil elîm

Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.

Sâffât · 39. ayet

Ve mâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn

Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

Sâffât · 40. ayet

İllâ ibâdallâhil muhlesîn

Ancak Allah'ın halis kulları başka.

Sâffât · 41. ayet

Ulâike lehum rizkun ma’lûm

(41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

Sâffât · 42. ayet

Fevâkih, ve hum mukremûn

(41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

Sâffât · 43. ayet

Fî cennâtin naîm

Onlar Naim cennetlerindedirler.

Sâffât · 44. ayet

Alâ sururin mutekâbilîn

Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

Sâffât · 45. ayet

Yutâfu aleyhim bi ke’sin min maîn

(45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

Sâffât · 46. ayet

Beydâe lezzetin liş şâribîn

(45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

Sâffât · 47. ayet

Lâ fîhâ gavlun ve lâ hum anhâ yunzefûn

Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.

Sâffât · 48. ayet

Ve indehum kâsırâtut tarfı în

Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

Sâffât · 49. ayet

Ke enne hunne beydun meknûn

Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.

Sâffât · 50. ayet

Fe akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn

Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

Sâffât · 51. ayet

Kâle kâilun minhum innî kâne lî karîn

İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

Sâffât · 52. ayet

Yekûlu e inneke le minel musaddikîn

"Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?" derdi.

Sâffât · 53. ayet

E izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le medînûn

"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?"

Sâffât · 54. ayet

Kâle hel entum muttaliûn

Konuşan o kimse yanındakilere, "Bakar mısınız, hali ne oldu?" der.

Sâffât · 55. ayet

Fettalea fe reâhu fî sevâil cahîm

Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

Sâffât · 56. ayet

Kâle tallâhi in kidte le turdîn

Ona şöyle der: "Allah'a andolsun, neredeyse beni de helak edecektin."

Sâffât · 57. ayet

Ve lev lâ ni’metu rabbî le kuntu minel muhdarîn

"Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum."

Sâffât · 58. ayet

E fe mâ nahnu bi meyyitîn

(58-59) "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

Sâffât · 59. ayet

İllâ mevtetenel ûlâ ve mâ nahnu bi muazzebîn

(58-59) "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

Sâffât · 60. ayet

İnne hâzâ le huvel fevzul azîm

Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.

Sâffât · 61. ayet

Li misli hâzâ fel ya’melil âmilûn

Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!

Sâffât · 62. ayet

E zâlike hayrun nuzulen em şeceretuz zakkûm

Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

Sâffât · 63. ayet

İnnâ cealnâhâ fitneten liz zâlimîn

Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.

Sâffât · 64. ayet

İnnehâ şeceretun tahrucu fî aslil cahîm

O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.

Sâffât · 65. ayet

Tal’uhâ ke ennehu ruûsuş şeyâtîn

Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.

Sâffât · 66. ayet

Fe innehum le âkilûne minhâ fe mâliûne min hel butûn

Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.

Sâffât · 67. ayet

Summe inne lehum aleyhâ le şevben min hamîm

Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.

Sâffât · 68. ayet

Summe inne merciahum le ilel cahîm

Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.

Sâffât · 69. ayet

İnnehum elfev âbâehum dâllîne

Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.

Sâffât · 70. ayet

Fe hum alâ âsârihim yuhreûn

Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.

Sâffât · 71. ayet

Ve lekad dalle kablehum ekserul evvelîn

Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

Sâffât · 72. ayet

Ve lekad erselnâ fî him munzirîn

Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.

Sâffât · 73. ayet

Fanzur keyfe kâne âkibetul munzerîn

Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!

Sâffât · 74. ayet

İllâ ibâdallâhil muhlasîn

Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka.

Sâffât · 75. ayet

Ve lekad nâdânâ nûhun fe le ni’mel mucîbûn

Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!

Sâffât · 76. ayet

Ve necceynâhu ve ehlehu minel kerbil azîm

Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Sâffât · 77. ayet

Ve cealnâ zurriyyetehu humul bâkîn

Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.

Sâffât · 78. ayet

Ve tereknâ aleyhi fîl âhirîn

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

Sâffât · 79. ayet

Selâmun alâ nûhın fîl âlemîn

Âlemler içinde Nûh'a selam olsun!

Sâffât · 80. ayet

İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn

İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

Sâffât · 81. ayet

İnnehu min ibâdinel mû’minîn

Çünkü o, bizim mü'min kullarımızdandı.

Sâffât · 82. ayet

Summe agraknel âharîn

Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.

Sâffât · 83. ayet

Ve inne min şîatihî le ibrâhîm

Şüphesiz İbrahim de onun taraftarlarından idi.

Sâffât · 84. ayet

İz câe rabbehu bi kalbin selîm

Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti

Sâffât · 85. ayet

İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâzâ ta’budûn

Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"

Sâffât · 86. ayet

E ifken âliheten dûnallâhi turîdûn

"Allah'ı bırakıp da bir takım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"

Sâffât · 87. ayet

Fe mâ zannukum bi rabbil âlemîn

"O halde Âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?"

Sâffât · 88. ayet

Fe nazara nazraten fîn nucûm

(88-89) İbrahim yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

Sâffât · 89. ayet

Fe kâle innî sakîm

(88-89) İbrahim yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

Sâffât · 90. ayet

Fe tevellev anhu mudbirîn

Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.

Sâffât · 91. ayet

Ferâga ilâ âlihetihim fe kâle e lâ te’kulûn

İbrahim onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: "Yemez misiniz?"

Sâffât · 92. ayet

Mâ lekum lâ tentıkûn

"Ne diye konuşmuyorsunuz?"

Sâffât · 93. ayet

Ferâga aleyhim darben bil yemîn

Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.

Sâffât · 94. ayet

Fe akbelû ileyhi yeziffûn

Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.

Sâffât · 95. ayet

Kâle e ta’budûne mâ tenhıtûn

İbrahim şöyle dedi: "Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?"

Sâffât · 96. ayet

Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn

"Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır."

Sâffât · 97. ayet

Kâlûbnû lehu bunyânen fe elkûhu fîl cahîm

Kavmi, "Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın" dedi.

Sâffât · 98. ayet

Fe erâdû bihî keyden fe cealnâ humul esfelîn

Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.

Sâffât · 99. ayet

Ve kâle innî zâhibun ilâ rabbî seyehdîn

İbrahim şöyle dedi: "Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir."

Sâffât · 100. ayet

Rabbi heb lî mines sâlihîn

"Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla."

Sâffât · 101. ayet

Fe beşşernâhu bi gulâmin halîm

Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

Sâffât · 102. ayet

Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tu’meru setecidunî in şâallâhu mines sâbirîn

Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

Sâffât · 103. ayet

Fe lemmâ eslemâ ve tellehu lil cebîn

(103-104) Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

Sâffât · 104. ayet

Ve nâdeynâhu en yâ ibrâhîm

(103-104) Nihayet her ikisi de (Allah'ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"

Sâffât · 105. ayet

Kad saddakter ru’yâ, innâ kezâlike neczîl muhsinîn

"Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."

Sâffât · 106. ayet

İnne hâzâ le huvel belâul mubîn

"Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır."

Sâffât · 107. ayet

Ve fedeynâhu bi zibhın azîm

Biz, (İbrahim'e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail'i) kurtardık.

Sâffât · 108. ayet

Ve tereknâ aleyhi fîl âhirîn

Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

Sâffât · 109. ayet

Selâmun alâ ibrâhîm

İbrahim'e selam olsun.

Sâffât · 110. ayet

Kezâlike neczîl muhsinîn

İyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.

Sâffât · 111. ayet

İnnehu min ibâdinel mû’minîn

Çünkü o mü'min kullarımızdandı.

Sâffât · 112. ayet

Ve beşşernâhu bi ishâka nebiyyen mines sâlihîn

Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.

Sâffât · 113. ayet

Ve bâreknâ aleyhi ve alâ ishâk, ve min zurriyyetihimâ muhsinun ve zâlimun li nefsihi mubîn

Onu da İshak'ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.

Sâffât · 114. ayet

Ve lekad menennâ alâ mûsâ ve hârûn

Andolsun, biz Mûsâ'ya ve Hârûn'a da lütufta bulunduk.

Sâffât · 115. ayet

Ve necceynâ humâ ve kavme humâ minel kerbil azîm

Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

Sâffât · 116. ayet

Ve nasarnâhum fe kânû humul gâlibîn

Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.

Sâffât · 117. ayet

Ve âteynâ humel kitâbel mustebîn

Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.

Sâffât · 118. ayet

Ve hedeynâ humes sırâtal mustekîm

Onları doğru yola ilettik.

Sâffât · 119. ayet

Ve tereknâ aleyhimâ fîl âhirîn

Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.

Sâffât · 120. ayet

Selâmun alâ mûsâ ve hârûn

Mûsâ'ya ve Hârûn'a selam olsun.

Sâffât · 121. ayet

İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn

Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.

Sâffât · 122. ayet

İnne humâ min ibâdinel mû’minîn

Çünkü onlar mü'min kullarımızdan idiler.

Sâffât · 123. ayet

Ve inne ilyâse le minel murselîn

Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.

Sâffât · 124. ayet

İz kâle li kavmihî e lâ tettekûn

Hani kavmine şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"

Sâffât · 125. ayet

Eted’ûne ba’len ve tezerûne ahsenel hâlikîn

(125-126) "Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"

Sâffât · 126. ayet

Allâhe rabbekum ve rabbe âbâikumul evvelîn

(125-126) "Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah'ı bırakarak "Ba'l'e mi tapıyorsunuz?"

Sâffât · 127. ayet

Fe kezzebûhu fe inne hum le muhdarûn

Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.

Sâffât · 128. ayet

İllâ ibâdallâhil muhlasîn

Ancak Allah'ın ihlâslı kulları başka.

Sâffât · 129. ayet

Ve tereknâ aleyhi fîl âhirîn

Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.

Sâffât · 130. ayet

Selâmun alâ ilyâsîn

İlyas'a selam olsun

Sâffât · 131. ayet

İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn

Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız

Sâffât · 132. ayet

İnnehu min ibâdinel mû’minîn

Çünkü o bizim mü'min kullarımızdandı.

Sâffât · 133. ayet

Ve inne lûtan le minel murselîn

Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.

Sâffât · 134. ayet

İz necceynâhu ve ehlehû ecmaîn

(134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

Sâffât · 135. ayet

İllâ acûzen fîl gâbirîn

(134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

Sâffât · 136. ayet

Summe demmernel âharîn

Sonra da diğerlerini yok ettik.

Sâffât · 137. ayet

Ve innekum le temurrûne aleyhim musbihîn

(137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

Sâffât · 138. ayet

Ve bil leyl, e fe lâ ta’kılûn

(137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

Sâffât · 139. ayet

Ve inne yûnuse le minel murselîn

Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi.

Sâffât · 140. ayet

İz ebeka ilel fulkil meşhûn

Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.

Sâffât · 141. ayet

Fe sâheme fe kâne minel mudhadîn

Gemidekilerle kur'a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.

Sâffât · 142. ayet

Feltekamehul hûtu ve huve mulîm

Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.

Sâffât · 143. ayet

Fe lev lâ ennehu kâne minel musebbihîn

(143-144) Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

Sâffât · 144. ayet

Le lebise fî batnihî ilâ yevmi yub’asûn

(143-144) Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

Sâffât · 145. ayet

Fe nebeznâhu bil arâi ve huve sakîm

Derken biz onu hasta bir halde sahile attık.

Sâffât · 146. ayet

Ve enbetnâ aleyhi şecereten min yaktîn

Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.

Sâffât · 147. ayet

Ve erselnâhu ilâ mieti elfin ev yezîdûn

Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.

Sâffât · 148. ayet

Fe âmenû fe metta’nâhum ilâ hîn

Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

Sâffât · 149. ayet

Festeftihim e li rabbikel benâtu ve lehumul benûn

Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?

Sâffât · 150. ayet

Em halaknel melâikete inâsen ve hum şâhidûn

Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?

Sâffât · 151. ayet

E lâ innehum min ifkihim le yekûlûn

(151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

Sâffât · 152. ayet

Veledallâhu ve innehum le kâzibûn

(151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, "Allah çocuk sahibi oldu" diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

Sâffât · 153. ayet

Astafel benâti alel benîn

Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?

Sâffât · 154. ayet

Mâ lekum, keyfe tahkumûn

Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!

Sâffât · 155. ayet

E fe lâ tezekkerûn

Hiç düşünmüyor musunuz?

Sâffât · 156. ayet

Em lekum sultânun mubîn

Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

Sâffât · 157. ayet

Fe’tû bi kitâbikum in kuntum sâdikîn

Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!

Sâffât · 158. ayet

Ve cealû beynehu ve beynel cinneti nesebâ, ve lekad alimetil cinnetu innehum le muhdarûn

Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler.

Sâffât · 159. ayet

Subhânallâhi ammâ yasifûn

Allah onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

Sâffât · 160. ayet

İllâ ibâdallâhil muhlasîn

Ancak Allah'ın ihlâslı kulları bunlar gibi değildir.

Sâffât · 161. ayet

Fe innekum ve mâ ta’budûn

(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

Sâffât · 162. ayet

Mâ entum aleyhi bi fâtinîn

(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

Sâffât · 163. ayet

İllâ men huve sâlil cahîm

(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

Sâffât · 164. ayet

Ve mâ minnâ illâ lehu makâmun ma’lûm

(Melekler derler ki:) "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır."

Sâffât · 165. ayet

Ve innâ le nahnus sâffûn

"Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız."

Sâffât · 166. ayet

Ve innâ le nahnul musebbihûn

"Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz."

Sâffât · 167. ayet

Ve in kânû le yekûlûn

(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk."

Sâffât · 168. ayet

Lev enne indenâ zikren minel evvelîn

(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk."

Sâffât · 169. ayet

Le kunnâ ibâdallâhil muhlasîn

(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk."

Sâffât · 170. ayet

Fe keferû bih, fe sevfe ya’lemûn

Fakat (kitap gelince) onu inkar ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.

Sâffât · 171. ayet

Ve lekad sebekat kelimetunâ li ibâdinel murselîn

Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti

Sâffât · 172. ayet

İnnehum le humul mensûrûn

"Onlara mutlaka yardım edilecektir."

Sâffât · 173. ayet

Ve inne cundenâ le humul gâlibûn

"Şüphesiz ordularımız galip gelecektir."

Sâffât · 174. ayet

Fe tevelle anhum hattâ hîn

O halde bir süreye kadar onlardan yüz çevir

Sâffât · 175. ayet

Ve ebsirhum fe sevfe yubsirûn

Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.

Sâffât · 176. ayet

E fe bi azâbinâ yesta’cilûn

Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?

Sâffât · 177. ayet

Fe izâ nezele bisâhatihim fe sâe sabâhul munzerîn

Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!

Sâffât · 178. ayet

Ve tevelle anhum hattâ hîn

Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

Sâffât · 179. ayet

Ve ebsir fe sevfe yubsirûn

(Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.

Sâffât · 180. ayet

Subhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasifûn

Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

Sâffât · 181. ayet

Ve selâmun alel murselîn

Peygamberlere selam olsun.

Sâffât · 182. ayet

Vel hamdu lillâhi rabbil âlemîn

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.