20

Tâhâ

Tâhâ

135 ayet

Sure profili · 16. cüz · Mekke

20

Tâhâ

Taha · Tâhâ

Tâhâ suresi (Taha). Mekke döneminde inmiştir; 135 ayettir. Mushaf yolunda 20. sure olarak okunur.

Mekke135 ayetMeal

135 ayet · Türkçe okunuş + meal

Bağlı Defter serileri

Tüm Defter

Bu sureye bağlı yayınlanmış seri yok. Sen bağla

Ayetler

Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.

Tâhâ · 1. ayet

Tâ, hâ

Tâ Hâ.

Tâhâ · 2. ayet

Mâ enzelnâ aleykel kur’âne li teşkâ

(2-3) (Ey Muhammed!) Biz Kur'an'ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah'ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.

Tâhâ · 3. ayet

İllâ tezkireten li men yahşâ

(2-3) (Ey Muhammed!) Biz Kur'an'ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah'ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.

Tâhâ · 4. ayet

Tenzîlen mimmen halakal arda ves semâvâtil ulâ

(O) yeri ve yüksek gökleri yaratanın katından peyderpey indirilmiştir.

Tâhâ · 5. ayet

Er rahmânu alel arşistevâ

Rahmân, Arş'a kurulmuştur.

Tâhâ · 6. ayet

Lehu mâ fis semâvâti ve mâ fîl ardı ve mâ beynehumâ ve mâ tahtes serâ

Göklerdeki, yerdeki bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O'nundur.

Tâhâ · 7. ayet

Ve in techer bil kavli fe innehu ya’lemus sirre ve ahfâ

Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da.

Tâhâ · 8. ayet

Allâhu lâ ilâhe illâ huve, lehul esmâul husnâ

Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. En güzel isimler O'nundur.

Tâhâ · 9. ayet

Ve hel etâke hadîsu mûsâ

Mûsâ'nın haberi sana ulaştı mı?

Tâhâ · 10. ayet

İz reâ nâren fe kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi kabesin ev ecidu alen nâri hudâ

Hani bir ateş görmüştü de ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum" demişti.

Tâhâ · 11. ayet

Fe lemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ

Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ!"

Tâhâ · 12. ayet

İnnî ene rabbuke fehla’ na’leyk, inneke bil vâdil mukaddesi tuvâ

"Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâ'dasın."

Tâhâ · 13. ayet

Ve enahtertuke festemi’ li mâ yûhâ

"Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle."

Tâhâ · 14. ayet

İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî

"Şüphe yok ki ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl."

Tâhâ · 15. ayet

İnnes sâate âtiyetun ekâdu uhfîhâ li tuczâ kullu nefsin bimâ tes’â

"Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizleyecek (geleceğinden hiç söz etmeyecek)tim."

Tâhâ · 16. ayet

Fe lâ yesuddenneke anhâ men lâ yu’minu bihâ vettebea hevâhu fe terdâ

"Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helak olursun!"

Tâhâ · 17. ayet

Ve mâ tilke bi yemînike yâ mûsâ

"Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?"

Tâhâ · 18. ayet

Kâle hiye asây, etevekkeu aleyhâ ve ehuşşu bihâ alâ ganemî ve liye fîhâ meâribu uhrâ

Mûsâ dedi ki: "O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm."

Tâhâ · 19. ayet

Kâle elkıhâ yâ mûsâ

Allah, "Onu yere at ey Mûsâ!" dedi.

Tâhâ · 20. ayet

Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â

Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!

Tâhâ · 21. ayet

Kâle huzhâ ve lâ tehaf se nuîduhâ sîretehel ûlâ

Allah şöyle dedi: "Tut onu. Korkma! Biz onu yine eski durumuna döndüreceğiz."

Tâhâ · 22. ayet

Vadmum yedeke ilâ cenâhıke tahruc beydâe min gayri sûin âyeten uhrâ

(22-23) "Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın."

Tâhâ · 23. ayet

Li nuriyeke min âyâtinel kubrâ

(22-23) "Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın."

Tâhâ · 24. ayet

İzheb ilâ fir’avne innehu tagâ

"Firavun'a git, çünkü o azmıştır."

Tâhâ · 25. ayet

Kâle rabbişrah lî sadrî

Mûsâ dedi ki: "Rabbim! Gönlüme ferahlık ver."

Tâhâ · 26. ayet

Ve yessir lî emrî

"İşimi bana kolaylaştır."

Tâhâ · 27. ayet

Vahlul ukdeten min lisânî

(27-28) "Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar."

Tâhâ · 28. ayet

Yefkahû kavlî

(27-28) "Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar."

Tâhâ · 29. ayet

Vec’al lî vezîren min ehlî

"Bana ailemden birini yardımcı yap

Tâhâ · 30. ayet

Hârûne ahî

"Kardeşim Hârûn'u."

Tâhâ · 31. ayet

Uşdud bihî ezrî

"Onunla gücümü artır."

Tâhâ · 32. ayet

Ve eşrikhu fî emrî

"Onu işime ortak et."

Tâhâ · 33. ayet

Key nusebbihake kesîrâ

"Seni çok tespih edelim diye"

Tâhâ · 34. ayet

Ve nezkureke kesîrâ

"Seni çok zikredelim diye."

Tâhâ · 35. ayet

İnneke kunte binâ basîrâ

"Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin."

Tâhâ · 36. ayet

Kâle kad ûtîte su’leke yâ mûsâ

Allah şöyle dedi: "İstediğin sana verildi ey Mûsâ!"

Tâhâ · 37. ayet

Ve lekad menennâ aleyke merreten uhrâ

"Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk."

Tâhâ · 38. ayet

İz evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ

"Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik:"

Tâhâ · 39. ayet

Enıkzifîhi fît tâbûti fakzifîhi fîl yemmi felyulkıhil yemmu bis sâhıli ye’huzhu aduvvun lî ve aduvvun leh, ve elkaytu aleyke mehabbeten minnî ve li tusnea alâ aynî

"Onu (bebek Mûsâ'yı) sandığın içine koy ve denize (Nil'e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım."

Tâhâ · 40. ayet

İz temşî uhtuke fe tekûlu hel edullukum alâ men yekfuluh, fe reca’nâke ilâ ummike key takarre aynuhâ ve lâ tahzen, ve katelte nefsen fe necceynâke minel gammi ve fetennâke futûnâ, fe lebiste sinîne fî ehli medyene summe ci’te alâ kaderin yâ mûsâ

"Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve "size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?" diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük. (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen'e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr'a) geldin ey Mûsâ!"

Tâhâ · 41. ayet

Vastana’tuke li nefsî

"Ben seni kendim için seçtim."

Tâhâ · 42. ayet

İzheb ente ve ehûke bi âyâtî ve lâ teniyâ fî zikrî

"Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin."

Tâhâ · 43. ayet

İzhebâ ilâ fir’avne innehu tagâ

"Firavun'a gidin. Çünkü o azmıştır."

Tâhâ · 44. ayet

Fe kûlâ lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşâ

"Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar."

Tâhâ · 45. ayet

Kâlâ rabbenâ innenâ nehâfu en yefruta aleynâ ev en yatgâ

Mûsâ ve Hârûn şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz."

Tâhâ · 46. ayet

Kâle lâ tehâfâ innenî meakumâ esmau ve erâ

Allah şöyle dedi: "Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm."

Tâhâ · 47. ayet

Fe’tiyâhu fe kûlâ innâ resûlâ rabbike fe ersil meanâ benî isrâîle ve lâ tuazzibhum, kad ci’nâke bi âyetin min rabbik, ves selâmu alâ menittebeal hudâ

"Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selam, doğru yola uyanlara olsun.' "

Tâhâ · 48. ayet

İnnâ kad ûhıye ileynâ ennel azâbe alâ men kezzebe ve tevellâ

"Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu."

Tâhâ · 49. ayet

Kâle fe men rabbikumâ yâ mûsâ

Firavun, "Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsâ?" dedi.

Tâhâ · 50. ayet

Kâle rabbunellezî a’tâ kulle şey’in halkahu summe hedâ

Mûsâ, "Rabbimiz her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir" dedi.

Tâhâ · 51. ayet

Kâle fe mâ bâlul kurûnil ûlâ

Firavun, "Ya geçmiş nesillerin hali ne olacak?" dedi.

Tâhâ · 52. ayet

Kâle ilmuhâ inde rabbî fî kitâb, lâ yadıllu rabbî ve lâ yensâ

Mûsâ şöyle dedi: "Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitapta (levh-i mahfuzda yazılı)dır. Rabbim yanılmaz ve unutmaz."

Tâhâ · 53. ayet

Ellezî ceale lekumul arda mehden ve seleke lekum fîhâ subulen ve enzele mines semâi mââ, fe ahrecnâ bihî ezvâcen min nebâtin şettâ

"Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir." Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık.

Tâhâ · 54. ayet

Kulû ver’av en’âmekum, inne fî zâlike le âyâtin li ulîn nuhâ

Yiyin, hayvanlarınızı yayın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için (Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren) deliller vardır.

Tâhâ · 55. ayet

Minhâ halaknâkum ve fîhâ nuîdukum ve minhâ nuhricukum târeten uhrâ

(Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.

Tâhâ · 56. ayet

Ve lekad ereynâhu âyâtinâ kullehâ fe kezzebe ve ebâ

Andolsun, biz ona (Firavun'a) bütün mucizelerimizi gösterdik de o bunları yalanladı ve reddetti.

Tâhâ · 57. ayet

Kâle e ci’tenâ li tuhricenâ min ardınâ bi sihrike yâ mûsâ

Şöyle dedi: "Ey Mûsâ! Sihrin ile bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?"

Tâhâ · 58. ayet

Fe le ne’tiyenneke bi sıhrin mislihî fec’al beynenâ ve beyneke mev’ıden lâ nuhlifuhu nahnu ve lâ ente mekânen suvâ

"Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle."

Tâhâ · 59. ayet

Kâle mev’ıdukum yevmuz zîneti ve en yuhşeren nâsu duhâ

Mûsâ, "Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir" dedi.

Tâhâ · 60. ayet

Fe tevellâ fir’avnu fe cemea keydehu summe etâ

Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi.

Tâhâ · 61. ayet

Kâle lehum mûsâ veylekum lâ tefterû alâllâhi keziben fe yushıtekum bi azâb, ve kad hâbe menifterâ

Mûsâ onlara şöyle dedi: "Yazıklar olsun size! Allaha karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah'a karşı yalan uyduran mutlaka hüsrana uğramıştır."

Tâhâ · 62. ayet

Fe tenâzeû emrehum beynehum ve eserrûn necvâ

Sihirbazlar, işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli gizli konuştular.

Tâhâ · 63. ayet

Kâlû in hâzâni le sâhirâni yurîdâni en yuhricâkum min ardıkum bi sihrihimâ ve yezhebâ bi tarîkatikumul muslâ

Şöyle dediler: "Şüphesiz bu ikisi, sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi ortadan kaldırmak isteyen birer sihirbazdırlar."

Tâhâ · 64. ayet

Fe ecmiû keydekum summe’tû saffâ, ve kad eflehal yevme menista’lâ

"Öyleyse, hilelerinizi toplayın (birbirinize destek olun) sonra sıra halinde gelin. Bu gün üstün gelen muhakkak başarıya ulaşmıştır."

Tâhâ · 65. ayet

Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkıye ve immâ en nekûne evvele men elkâ

Sihirbazlar: "Ey Mûsâ! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz" dediler.

Tâhâ · 66. ayet

Kâle bel elkû, fe izâ hıbâluhum ve ısıyyuhum yuhayyelu ileyhi min sıhrihim ennehâ tes’â

Mûsâ: "Yok, (önce) siz atın" dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor.

Tâhâ · 67. ayet

Fe evcese fî nefsihî hîfeten mûsâ

Bunun üzerine Mûsâ içinde bir korku hissetti.

Tâhâ · 68. ayet

Kulnâ lâ tehaf inneke entel a’lâ

Şöyle dedik: "Korkma (ey Mûsâ!). Çünkü, sensin en üstün olan."

Tâhâ · 69. ayet

Ve elkı mâ fî yemînike telkaf mâ sanaû, innemâ sanaû keydu sâhır, ve lâ yuflihus sâhıru haysu etâ

"Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez."

Tâhâ · 70. ayet

Fe ulkıyes seharatu succeden kâlû âmennâ bi rabbi hârûne ve mûsâ

(Mûsâ'nın değneği, sihirbazların ipleriyle değneklerini yutunca) sihirbazlar hemen secdeye kapandılar ve, "Hârûn ve Mûsâ'nın Rabbine inandık" dediler.

Tâhâ · 71. ayet

Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sihr, fe le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilâfin ve le usallibennekum fî cuzûın nahli ve le ta’lemunne eyyunâ eşeddu azâben ve ebkâ

Firavun, "Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ'ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz."

Tâhâ · 72. ayet

Kâlû len nu’sireke alâ mâ câenâ minel beyyinâti vellezî fataranâ fakdi mâ ente kâd, innemâ takdî hâzihil hayâted dunyâ

Sihirbazlar şöyle dediler: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin."

Tâhâ · 73. ayet

İnnâ âmennâ bi rabbinâ li yagfire lenâ hatâyânâ ve mâ ekrehtenâ aleyhi mines sihr, vallâhu hayrun ve ebkâ

"Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah'ın vereceği mükafat daha hayırlı ve daha kalıcıdır."

Tâhâ · 74. ayet

İnnehu men ye’ti rabbehu mucrimen fe inne lehu cehennem, lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ

Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar.

Tâhâ · 75. ayet

Ve men ye’tihî mu’minen kad amiles sâlihâti fe ulâike lehumud derecâtul ulâ

(75-76) Her kim de O'na salih ameller işlemiş bir mü'min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu günahlardan temizlenenlerin mükafatıdır.

Tâhâ · 76. ayet

Cennâtu adnin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlike cezâu men tezekkâ

(75-76) Her kim de O'na salih ameller işlemiş bir mü'min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu günahlardan temizlenenlerin mükafatıdır.

Tâhâ · 77. ayet

Ve lekad evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi ibâdî fadrib lehum tarîkan fîl bahri yebesâ, lâ tehâfu dereken ve lâ tahşâ

(Firavun'un imana yanaşmaması üzerine) Mûsâ'ya, "Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır'dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç" diye vahyettik.

Tâhâ · 78. ayet

Fe etbeahum fir’avnu bi cunûdihî fe gaşiyehum minel yemmi mâ gaşiyehum

Bunun üzerine Firavun askerleriyle birlikte onların peşine düştü de, deniz onları görülmedik bir şekilde kuşatıp yuttu.

Tâhâ · 79. ayet

Ve edalle fir’avnu kavmehu ve mâ hedâ

Firavun halkını saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.

Tâhâ · 80. ayet

Yâ benî isrâîle kad enceynâkum min aduvvikum ve vâadnâkum cânibet tûril eymene ve nezzelnâ aleykumul menne ves selvâ

(Allah şöyle dedi:) "Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr'un sağ yanını vadettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik."

Tâhâ · 81. ayet

Kulû min tayyibâti mâ rezaknâkum ve lâ tatgav fîhi fe yahılle aleykum gadabî ve men yahlil aleyhi gadabî fe kad hevâ

"Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helal olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse o muhakkak helak olmuş demektir."

Tâhâ · 82. ayet

Ve innî le gaffârun li men tâbe ve âmene ve amile sâlihan summehtedâ

"Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimse için son derece affediciyim."

Tâhâ · 83. ayet

Ve mâ a’celeke an kavmike yâ mûsâ

(Mûsâ Tûr'a varınca): "Seni, acele ile kavminden uzaklaştıran nedir, ey Mûsâ?" (dedik.)

Tâhâ · 84. ayet

Kâle hum ulâi alâ eserî ve aciltu ileyke rabbi li terdâ

Mûsâ şöyle dedi: "Onlar, işte onlar hemen arkamdalar. Rabbim! Sen hoşnut olasın diye, acele ederek sana geldim."

Tâhâ · 85. ayet

Kâle fe innâ kad fetennâ kavmeke min ba’dike ve edallehumus sâmiriyy

Allah, "Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Sâmirî onları saptırdı" dedi.

Tâhâ · 86. ayet

Fe recea mûsâ ilâ kavmihî gadbâne esifâ, kâle yâ kavmi e lem yaıdkum rabbukum va’den hasenâ, e fe tâle aleykumul ahdu em eredtum en yahılle aleykum gadabun min rabbikum fe ahleftum mev’ıdî

Bunun üzerine Mûsâ öfke dolu ve üzgün bir halde halkına döndü. "Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız (ve buzağıya taptınız)?" dedi.

Tâhâ · 87. ayet

Kâlû mâ ahlefnâ mev’ıdeke bi melkinâ ve lâkinnâ hummilnâ evzâren min zînetil kavmi fe kazefnâhâ fe kezâlike elkâs sâmiriyy

Şöyle dediler: "Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Samirî de aynı şekilde attı."

Tâhâ · 88. ayet

Fe ahrece lehum ıclen ceseden lehu huvârun fe kâlû hâzâ ilâhukum ve ilâhu mûsâ fe nesiy

Böylece (Samirî) onlar için böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. (Samirî ve adamları) "Bu sizin de ilahınızdır, Mûsâ'nın da ilahıdır. Öyle iken Mûsâ, (İlahını burada) unuttu (da onu Tûr'da aramaya gitti)" dediler.

Tâhâ · 89. ayet

E fe lâ yerevne ellâ yerciu ileyhim kavlen ve lâ yemliku lehum darren ve lâ nef’â

Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?

Tâhâ · 90. ayet

Ve lekad kâle lehum hârûnu min kablu yâ kavmi innemâ futintum bih ve inne rabbekumur rahmânu fettebiûnî ve etîû emrî

Andolsun, Hârûn onlara daha önce şöyle demişti: "Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahmân'dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin."

Tâhâ · 91. ayet

Kâlû len nebreha aleyhi âkifîne hattâ yercia ileynâ mûsâ

Onlar da, "Mûsâ bize dönünceye kadar buzağıya ibadet etmeye devam edeceğiz" dediler.

Tâhâ · 92. ayet

Kâle yâ hârûnu mâ meneake iz reeytehum dallû

(92-93) Mûsâ: (Tûr'dan dönünce) şöyle dedi: "Ey Hârûn! Saptıklarını gördüğün zaman bana uymana ne engel oldu? Yoksa emrime karşı mı geldin?"

Tâhâ · 93. ayet

Ellâ tettebian, e fe asayte emrî

(92-93) Mûsâ: (Tûr'dan dönünce) şöyle dedi: "Ey Hârûn! Saptıklarını gördüğün zaman bana uymana ne engel oldu? Yoksa emrime karşı mı geldin?"

Tâhâ · 94. ayet

Kâle yebneumme lâ te’huz bi lıhyetî ve lâ bi re’sî, innî haşîtu en tekûle ferrakte beyne benî isrâîle ve lem terkub kavlî

Hârûn: "Ey anam oğlu! Saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben, İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme uymadın demenden korktum" dedi.

Tâhâ · 95. ayet

Kâle fe mâ hatbuke yâ sâmiriyy

Mûsâ, "Ya senin derdin neydi ey Samirî?" dedi.

Tâhâ · 96. ayet

Kâle basurtu bi mâ lem yabsurû bihî fe kabadtu kabdaten min eserir resûli fe nebeztuhâ ve kezâlike sevvelet lî nefsî

Samirî şöyle dedi: "Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi."

Tâhâ · 97. ayet

Kâle fezheb fe inne leke fîl hayâti en tekûle lâ misâse ve inne leke mev’ıden len tuhlefeh, vanzur ilâ ilâhikellezî zalte aleyhi âkifâ, le nuharrikannehu summe le nensifennehu fîl yemmi nesfâ

Mûsâ, "Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) "Bana dokunmak yok!" diyeceksin. Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Hele şu ibadet edip durduğun ilahına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız.

Tâhâ · 98. ayet

İnnemâ ilâhukumullâhullezî lâ ilâhe illâ huve, vesia kulle şey’in ilmâ

Sizin ilahınız ancak kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'tır. O ilmiyle her şeyi kuşatmıştır

Tâhâ · 99. ayet

Kezâlike nakussu aleyke min enbâi mâ kad sebak, ve kad âteynâke min ledunnâ zikrâ

(Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir (Kur'an) verdik.

Tâhâ · 100. ayet

Men a’rada anhu fe innehu yahmilu yevmel kıyâmeti vizrâ

Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir.

Tâhâ · 101. ayet

Hâlidîne fîh, ve sâe lehum yevmel kıyâmeti hımlâ

Onlar o günahın cezası içinde ebediyen kalacaklardır. Sûra üfürüleceği gün bu ağır yük onlar için ne kötü bir yüktür!

Tâhâ · 102. ayet

Yevme yunfehu fîs sûri ve nahşurul mucrimîne yevme izin zurkâ

O gün günahkârları, (gözleri korkudan donup) gömgök kesilmiş olarak haşredeceğiz.

Tâhâ · 103. ayet

Yetehâfetûne beynehum in lebistum illâ aşrâ

(103-104) Aralarında birbirlerine "(Dünya'da) sadece on (gün) kaldınız" diye gizli gizli konuşacaklar. –Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, "Siz sadece bir gün kaldınız" diyecektir.

Tâhâ · 104. ayet

Nahnu a’lemu bimâ yekûlûne iz yekûlu emseluhum tarîkaten in lebistum illâ yevmâ

(103-104) Aralarında birbirlerine "(Dünya'da) sadece on (gün) kaldınız" diye gizli gizli konuşacaklar. –Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, "Siz sadece bir gün kaldınız" diyecektir.

Tâhâ · 105. ayet

Ve yes’elûneke anil cibâli fe kul yensifuhâ rabbî nesfâ

(Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) halini soruyorlar. De ki: "Rabbim onları toz edip savuracak."

Tâhâ · 106. ayet

Fe yezeruhâ kâan safsafâ

"Onların yerlerini dümdüz, boş bir alan halinde bırakacaktır."

Tâhâ · 107. ayet

Lâ terâ fîhâ ivecen ve lâ emtâ

"Orada hiçbir çukur, hiçbir tümsek göremeyeceksin."

Tâhâ · 108. ayet

Yevme izin yettebiûned dâıye lâ ivece leh, ve haşeatil asvâtu lir rahmâni fe lâ tesmeu illâ hemsâ

O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrâfil'e) uyarlar. Sesler, Rahmân'ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin.

Tâhâ · 109. ayet

Yevme izin lâ tenfauş şefâatu illâ men ezine lehur rahmânu ve radıye lehu kavlâ

O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.

Tâhâ · 110. ayet

Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ yuhîtûne bihî ılmâ

O, önlerindekini ve arkalarındakini (dünyadaki ve ahiretteki durumlarını) bilir. Onların bilgisi ise Rahmân'ı kuşatamaz.

Tâhâ · 111. ayet

Ve anetil vucûhu lil hayyil kayyûm, ve kad hâbe men hamele zulmâ

Bütün yüzler; diri, yaratıklarına hakim ve onları koruyup gözeten Allah'a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen mutlaka hüsrana uğramıştır.

Tâhâ · 112. ayet

Ve men ya’mel mines sâlihâti ve huve mu’minun fe lâ yehâfu zulmen ve lâ hadmâ

Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun bırakılmaktan.

Tâhâ · 113. ayet

Ve kezâlike enzelnâhu kur’ânen arabiyyen ve sarrafnâ fîhi minel vaîdi leallehum yettekûne ev yuhdisu lehum zikrâ

İşte böylece biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar, yahut onlara bir uyarı versin diye onda tehditleri teker teker sıraladık.

Tâhâ · 114. ayet

Fe teâlallâhul melikul hak, ve lâ ta’cel bil kur’âni min kabli en yukdâ ileyke vahyuhu ve kul rabbi zidnî ılmâ

Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumakta acele etme. "Rabbim! İlmimi arttır" de.

Tâhâ · 115. ayet

Ve lekad ahidnâ ilâ âdeme min kablu fe nesiye ve lem necid lehu azmâ

Andolsun, bundan önce biz Adem'e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.

Tâhâ · 116. ayet

Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs, ebâ

Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de, İblis'ten başka melekler hemen saygı ile eğilmişler; İblis bundan kaçınmıştı.

Tâhâ · 117. ayet

Fe kulnâ yâ âdemu inne hâzâ aduvvun leke ve li zevcike fe lâ yuhricennekumâ minel cenneti fe teşkâ

Biz de şöyle dedik: "Ey Adem! Şüphesiz bu (İblis) sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun."

Tâhâ · 118. ayet

İnne leke ellâ tecûa fîhâ ve lâ ta’râ

"Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur."

Tâhâ · 119. ayet

Ve enneke lâ tazmeu fîhâ ve lâ tadhâ

"Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneş altında kalırsın."

Tâhâ · 120. ayet

Fe vesvese ileyhiş şeytânu kâle yâ âdemu hel edulluke alâ şeceretil huldi ve mulkin lâ yeblâ

Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: "Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"

Tâhâ · 121. ayet

Fe ekelâ minhâ fe bedet lehumâ sev’âtuhumâ ve tafıkâ yahsıfâni aleyhimâ min varakıl cenneti ve asâ âdemu rabbehu fe gavâ

Bunun üzerine onlar (Adem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Adem Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.

Tâhâ · 122. ayet

Summectebâhu rabbuhu fe tâbe aleyhi ve hedâ

Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.

Tâhâ · 123. ayet

Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv, fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ

Allah şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker."

Tâhâ · 124. ayet

Ve men a’rada an zikrî fe inne lehu maîşeten danken ve nahşuruhu yevmel kıyâmeti a’mâ

"Her kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz."

Tâhâ · 125. ayet

Kâle rabbi lime haşertenî a’mâ ve kad kuntu basîrâ

O da şöyle der: "Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum halde, niçin beni kör olarak haşrettin?"

Tâhâ · 126. ayet

Kâle kezâlike etetke âyâtunâ fe nesîtehâ, ve kezâlikel yevme tunsâ

Allah "Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun" der.

Tâhâ · 127. ayet

Ve kezâlike neczî men esrefe ve lem yu’min bi âyâti rabbih, ve le azâbul âhıreti eşeddu ve ebkâ

Haddi aşan ve Rabbi'nin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

Tâhâ · 128. ayet

E fe lem yehdi lehum kem ehleknâ kablehum minel kurûni yemşûne fî mesâkinihim, inne fî zâlike le âyâtin li ulîn nuhâ

Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.

Tâhâ · 129. ayet

Ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike le kâne lizâmen ve ecelun musemmâ

Rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir hüküm ve belirlenmiş bir süre olmasaydı onlar da hemen cezalandırılırlardı.

Tâhâ · 130. ayet

Fasbir alâ mâ yekûlûne ve sebbih bi hamdi rabbike kable tulûış şemsi ve kable gurûbihâ, ve min ânâil leyli fe sebbih ve etrâfen nehâri lealleke terdâ

O halde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın

Tâhâ · 131. ayet

Ve lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen minhum zehretel hayâtid dunyâ li neftinehum fîh, ve rızku rabbike hayrun ve ebkâ

Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

Tâhâ · 132. ayet

Ve’mur ehleke bis salâti vastabir aleyhâ, lâ nes’eluke rızkâ, nahnu nerzukuk, vel âkıbetu lit takvâ

Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır.

Tâhâ · 133. ayet

Ve kâlû lev lâ ye’tînâ bi âyetin min rabbih, e ve lem te’tihim beyyinetu mâ fîs suhufil ûlâ

İnanmayanlar, "Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil (bir mucize) getirse ya!" dediler. Önceki kitaplarda olanların apaçık delili (olan Kur'an) onlara gelmedi mi?

Tâhâ · 134. ayet

Ve lev ennâ ehleknâhum bi azâbin min kablihî le kâlû rabbenâ lev lâ erselte ileynâ resûlen fe nettebia âyâtike min kabli en nezille ve nahzâ

Eğer biz onları o Kur'an'dan önce bir azap ile helâk etseydik mutlaka, "Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce âyetlerine uysaydık" derlerdi.

Tâhâ · 135. ayet

Kul kullun muterebbisun fe terabbesû, fe se ta’lemûne men ashâbus sırâtıs seviyyi ve menihtedâ

Ey Muhammed, de ki: "Herkes beklemektedir, siz de bekleyin. Yakında kimin düz yolun sahipleri olduğunu, kimin doğru yolu bulduğunu bileceksiniz!"