51

Zâriyât

Zâriyât

60 ayet

Sure profili · 26. cüz · Mekke

51

Zâriyât

Adh-Dhariyat · Zâriyât

Zâriyât suresi (Adh-Dhariyat). Mekke döneminde inmiştir; 60 ayettir. Mushaf yolunda 51. sure olarak okunur.

Mekke60 ayetMeal

60 ayet · Türkçe okunuş + meal

Bağlı Defter serileri

Tüm Defter

Bu sureye bağlı yayınlanmış seri yok. Sen bağla

Ayetler

Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.

Zâriyât · 1. ayet

Vez zâriyâti zerven

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

Zâriyât · 2. ayet

Fel hâmilâti vıkrâ

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

Zâriyât · 3. ayet

Fel câriyâti yusren

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

Zâriyât · 4. ayet

Fel mukassimâti emrâ

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

Zâriyât · 5. ayet

İnnemâ tûadûne le sâdikûn

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

Zâriyât · 6. ayet

Ve inned dîne le vâkıu

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

Zâriyât · 7. ayet

Ves semâi zâtil hubuki

(7-8) Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.

Zâriyât · 8. ayet

İnnekum le fî kavlin muhtelifin

(7-8) Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.

Zâriyât · 9. ayet

Yû’feku anhu men ufik

Ondan (Peygamber'den) çevrilen çevrilir.

Zâriyât · 10. ayet

Kutilel harrâsûne

(10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve "Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun!

Zâriyât · 11. ayet

Ellezîne hum fî gamretin sâhûne

(10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve "Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun!

Zâriyât · 12. ayet

Yes’elûne eyyâne yevmud dîn

"Ceza günü ne zaman?" diye sorarlar.

Zâriyât · 13. ayet

Yevme hum alen nâri yuftenûne

(13-14) Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): "Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur."

Zâriyât · 14. ayet

Zûkû fitnetekum, hâzellezî kuntum bihî testa’cilûn

(13-14) Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): "Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur."

Zâriyât · 15. ayet

İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûnin

(15-16) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.

Zâriyât · 16. ayet

Âhizîne mâ âtâhum rabbuhum, innehum kânû kable zâlike muhsinîn

(15-16) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.

Zâriyât · 17. ayet

Kânû kalîlen minel leyli mâ yehceûn

Geceleri pek az uyurlardı.

Zâriyât · 18. ayet

Ve bil eshâri hum yestağfirûne

Seherlerde bağışlama dilerlerdi.

Zâriyât · 19. ayet

Ve fî emvâlihim hakkun lis sâili vel mahrûmi

Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.

Zâriyât · 20. ayet

Ve fîl ardı âyâtun lil mûkınîne

(20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?

Zâriyât · 21. ayet

Ve fî enfusikum, e fe lâ tubsirûn

(20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?

Zâriyât · 22. ayet

Ve fîs semâi rızkukum ve mâ tûadûn

Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.

Zâriyât · 23. ayet

Fe ve rabbis semâi vel ardı innehu le hakkun misle mâ ennekum tentıkûn

Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size vadolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir.

Zâriyât · 24. ayet

Hel etâke hadîsu dayfi ibrâhîmel mukremîn

(Ey Muhammed!) İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?

Zâriyât · 25. ayet

İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ, kâle selâm, kavmun munkerûn

Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selâm olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selâm olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).

Zâriyât · 26. ayet

Fe râga ilâ ehlihî fe câe bi iclin semînin

Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi.

Zâriyât · 27. ayet

Fe karrebehû ileyhim kâle e lâ te’kulûn

Onu önlerine koydu. "Yemez misiniz?" dedi.

Zâriyât · 28. ayet

Fe evcese minhum hîfeh, kâlû lâ tehaf, ve beşşerûhu bi gulâmin alîm

(Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim'in içine bir korku düştü. Onlar, "korkma" dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.

Zâriyât · 29. ayet

Fe akbeletimreetuhu fî sarretin fe sakket vechehâ ve kâlet acûzun akîmun

Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. "Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)" dedi.

Zâriyât · 30. ayet

Kâlû kezâliki kâle rabbuk, innehu huvel hakîmul alîmu

Onlar dediler ki: "Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir."

Zâriyât · 31. ayet

Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel murselûn

İbrahim onlara: "O halde asıl işiniz nedir ey elçiler?" dedi.

Zâriyât · 32. ayet

Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîne

(32-34) Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lût'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."

Zâriyât · 33. ayet

Li nursile aleyhim hıcâreten min tînin

(32-34) Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lût'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."

Zâriyât · 34. ayet

Musevvemeten inde rabbike lil musrifîn

(32-34) Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lût'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."

Zâriyât · 35. ayet

Fe ahrecnâ men kâne fîhâ minel mû’minîn

Orada (Lût'un yöresinde) bulunan mü'minleri çıkardık.

Zâriyât · 36. ayet

Fe mâ vecednâ fîhâ gayre beytin minel muslimîn

Zâten orada bir ev halkından başka müslüman bulamadık.

Zâriyât · 37. ayet

Ve tereknâ fîhâ âyeten lillezîne yahâfûnel azâbel elîm

Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.

Zâriyât · 38. ayet

Ve fî mûsâ iz erselnâhu ilâ fir’avne bi sultânin mubînin

Mûsâ kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

Zâriyât · 39. ayet

Fe tevellâ bi ruknihî ve kâle sâhırun ev mecnûnun

O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve "Bu bir büyücü veya delidir" dedi.

Zâriyât · 40. ayet

Fe ehaznâhu ve cunûdehu fe nebeznâhum fîl yemmi ve huve mulîm

Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.

Zâriyât · 41. ayet

Ve fî âdin iz erselnâ aleyhimur rîhal akîm

Ad kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.

Zâriyât · 42. ayet

Mâ tezeru min şey’in etet aleyhi illâ cealethu ker remîm

Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.

Zâriyât · 43. ayet

Ve fî semûde iz kîle lehum temetteû hattâ hînin

Semûd kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, "Bir süreye kadar faydalanın bakalım" denmişti

Zâriyât · 44. ayet

Fe atev an emri rabbihim fe ehazethumus sâikatu ve hum yanzurûn

Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti.

Zâriyât · 45. ayet

Fe mestetâû min kıyâmin ve mâ kânû muntesirîne

Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti ne de başkasından yardım görebildiler.

Zâriyât · 46. ayet

Ve kavme nûhın min kabl, inne hum kânû kavmen fâsıkîn

Bunlardan önce de Nûh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar fâsık bir toplum idiler.

Zâriyât · 47. ayet

Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn

Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.

Zâriyât · 48. ayet

Vel arda fereşnâhâ fe ni’mel mâhidûn

Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.

Zâriyât · 49. ayet

Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn

Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.

Zâriyât · 50. ayet

Fe firrû ilâllâh, innî lekum minhu nezîrun mubîn

O halde Allah'a koşun. Şüphesiz ben, size O'nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

Zâriyât · 51. ayet

Ve lâ tec’alû meallâhi ilâhen âhar, innî lekum minhu nezîrun mubîn

Allah ile beraber başka bir ilah edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

Zâriyât · 52. ayet

Kezâlike mâ etellezîne min kablihim min resûlin illâ kâlû sâhırun ev mecnûn

İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir peygamber gelmemişti kiO bir büyücüdür" yahut "bir delidir" demiş olmasınlar.

Zâriyât · 53. ayet

E tevâsav bih, bel hum kavmun tâgûn

Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyleri söylüyorlar)? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.

Zâriyât · 54. ayet

Fe tevelle anhum fe mâ ente bi melûm

Onun için, onlardan yüz çevir. Artık kınanacak değilsin.

Zâriyât · 55. ayet

Ve zekkir fe innez zikrâ tenfeul mû’minîn

Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt mü'minlere fayda verir.

Zâriyât · 56. ayet

Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya’budûn

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

Zâriyât · 57. ayet

Mâ urîdu minhum min rızkın ve mâ urîdu en yut’imûni

Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum.

Zâriyât · 58. ayet

İnnallâhe huver rezzâku zul kuvvetil metîn

Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.

Zâriyât · 59. ayet

Fe inne lillezîne zalemû zenûben misle zenûbi ashâbihim fe lâ yesta’cilûni

Şüphesiz zulmedenler için (önceki müşrik) arkadaşlarının azap payı gibi payları vardır. Artık azabımı acele istemesinler.

Zâriyât · 60. ayet

Fe veylun lillezîne keferû min yevmihimullezî yûadûn

Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o inkar edenlerin haline!