43

Zuhruf

Zuhruf

89 ayet

Sure profili · 25. cüz · Mekke

43

Zuhruf

Az-Zukhruf · Zuhruf

Zuhruf suresi (Az-Zukhruf). Mekke döneminde inmiştir; 89 ayettir. Mushaf yolunda 43. sure olarak okunur.

Mekke89 ayetMeal

89 ayet · Türkçe okunuş + meal

Bağlı Defter serileri

Tüm Defter

Bu sureye bağlı yayınlanmış seri yok. Sen bağla

Ayetler

Ayetlerde yalnızca beğenme vardır; takip sure profiline aittir.

Zuhruf · 1. ayet

Hâ mîm

Hâ Mîm.

Zuhruf · 2. ayet

Vel kitâbil mubîni

(2-3) Apaçık Kitab'a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur'an yaptık.

Zuhruf · 3. ayet

İnnâ cealnâhu kur’ânen arabiyyen leallekum ta’kılûn

(2-3) Apaçık Kitab'a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur'an yaptık.

Zuhruf · 4. ayet

Ve innehu fî ummil kitâbi ledeynâ le aliyyun hakîm

Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz'da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.

Zuhruf · 5. ayet

E fe nadribu ankumuz zikre safhan en kuntum kavmen musrifîn

Haddi aşan bir topluluk oldunuz diye vazgeçip Zikir'le (Kur'an'la) sizi uyarmaktan geri mi duralım?

Zuhruf · 6. ayet

Ve kem erselnâ min nebîyin fîl evvelîn

Halbuki daha önceki toplumlara da nice peygamberler göndermiştik.

Zuhruf · 7. ayet

Ve mâ yetîhim min nebîyin illâ kânû bihî yestehziûn

(Onlar da) kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.

Zuhruf · 8. ayet

Fe ehleknâ eşedde minhum batşen ve medâ meselul evvelîn

Biz, onlardan daha çetinlerini de helak ettik. Öncekilerin örneği geçti!

Zuhruf · 9. ayet

Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunne halakahunnel azîzul alîm

Andolsun, onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka, "Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen (Allah) yarattı" diyeceklerdir.

Zuhruf · 10. ayet

Ellezî cealekumul arda mehden ve ceale lekum fîhâ subulen leallekum tehtedûn

O, yeryüzünü size beşik yapan ve gideceğiniz yere ulaşasınız diye sizin için orada yollar var edendir.

Zuhruf · 11. ayet

Vellezî nezzele mines semâi mâenbi kader, fe enşernâ bihî beldetenmeyten, kezâlike tuhrecûn

O gökten bir ölçüye göre yağmur indirendir. Biz onunla ölü araziyi canlandırdık. İşte siz de, böyle diriltileceksiniz.

Zuhruf · 12. ayet

Vellezî halakal ezvâce kullehâ ve ceale lekum minel fulki vel enâmi mâ terkebûn

(12-14) O bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.

Zuhruf · 13. ayet

Li testevû alâ zuhûrihî summe tezkurû ni’mete rabbikum izesteveytum aleyhi, ve tekûlû subhânellezî sehhare lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehu mukrinîn

(12-14) O bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.

Zuhruf · 14. ayet

Ve innâ ilâ rabbinâ le munkalibûn

(12-14) O bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve "Bunu hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz" diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.

Zuhruf · 15. ayet

Ve cealû lehu min ibâdihî cuz’â, innel insâne le kefûrun mubîn

Böyle iken ("melekler Allah'ın kızlarıdır" demek suretiyle) kullarından bir kısmını O'nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.

Zuhruf · 16. ayet

Emittehaze mimmâ yahluku benâtin ve asfâkum bil benîn

Yoksa, Allah, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de, oğulları size mi seçip ayırdı?

Zuhruf · 17. ayet

Ve izâ buşşire ehaduhum bi mâ darabe lir rahmâni meselen zalle vechuhu musvedden ve huve kezîm

Onlardan biri, Rahmân'a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.

Zuhruf · 18. ayet

E ve men yuneşşeu fîl hılyeti ve huve fîl hısâmi gayru mubîn

Süs içerisinde (narin bir biçimde) yetiştirilen ve tartışmada (delilini erkekler gibi) açıklayamayanı mı Allah'a isnad ediyorlar?

Zuhruf · 19. ayet

Ve cealûl melâiketellezîne hum ibâdur rahmâni inâsâ, e şehidû halkahum, setuktebu şehâdetuhum ve yus’elûn

Onlar, Rahmân'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır.

Zuhruf · 20. ayet

Ve kâlû lev şâer rahmânu mâ abednâhum, mâ lehum bi zâlike min ilmin in hum illâ yahrusûn

"Eğer Rahmân dileseydi biz onlara kulluk etmezdik" dediler. Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.

Zuhruf · 21. ayet

Em âteynâhum kitâben min kablihî fe hum bihî mustemsikûn

Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?

Zuhruf · 22. ayet

Bel kâlû innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muhtedûn

Hayır! Onlar sadece, "Şüphesiz biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, ve biz onların izlerinden gitmekteyiz" dediler.

Zuhruf · 23. ayet

Ve kezâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min nezîrin illâ kâle mutrefûhâ innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muktedûn

İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, "Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz" demiş olmasınlar.

Zuhruf · 24. ayet

Kâle e ve lev ci’tukum bi ehdâ mimmâ vecedtum aleyhi âbâekum, kâlû innâ bi mâ ursıltum bihî kâfirûn

(Gönderilen uyarıcı "Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?" dedi. Onlar, "Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.

Zuhruf · 25. ayet

Fentekamnâ minhum fanzur keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn

. Biz de onlardan intikam aldık. Yalanlayanların sonu, bak nasıl oldu!

Zuhruf · 26. ayet

Ve iz kâle ibrâhîmu li ebîhi ve kavmihî innenî berâun mimmâ ta’budûn

Hani İbrahim babasına ve kavmine şöyle demişti: "Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım."

Zuhruf · 27. ayet

İllellezî fataranî fe innehu se yehdîn

"Ben ancak O, beni yaratana taparım. Şüphesiz O beni doğru yola iletecektir."

Zuhruf · 28. ayet

Ve cealehâ kelimeten bâkıyeten fî akıbihî leallehum yerciûn

İbrahim bunu, belki dönerler diye, ardından gelecekler arasında kalıcı bir söz yaptı.

Zuhruf · 29. ayet

Bel metta’tu hâulâi ve âbâehum hattâ câehumul hakku ve resûlun mubîn

Doğrusu onları (Mekke müşriklerini) ve atalarını kendilerine hak olan Kur'an ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırırım.

Zuhruf · 30. ayet

Ve lemmâ câe humul hakku kâlû hâzâ sihrun ve innâ bihî kâfirûn

Fakat kendilerine Hak gelince, "Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkar ediyoruz" dediler.

Zuhruf · 31. ayet

Ve kâlû lev lâ nuzzile hâzel kur’ânu alâ raculin minel karyeteyni azîm

"Bu Kur'an iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!" dediler.

Zuhruf · 32. ayet

E hum yaksimûne rahmete rabbik, nahnu kasemnâ beynehum maîşetehum fîl hayâtid dunyâ ve refa’nâ ba’dahum fevka ba’dın derecâtin li yettehıze ba’duhum ba’dan suhriyyâ, ve rahmetu rabbike hayrun mimmâ yecmaûn

Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.

Zuhruf · 33. ayet

Ve lev lâ en yekûnen nâsu ummeten vâhıdeten le cealnâ limen yekfuru bir rahmâni li buyûtihim sukufen min fıddatin ve meârice aleyhâ yazherûne

Eğer bütün insanlar (kafirlere verdiğimiz nimetlere bakıp küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasalardı, Rahmân'ı inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.

Zuhruf · 34. ayet

Ve li buyûtihim ebvâben ve sururen aleyhâ yettekiûn

(34-35) Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar ve altın süslemeler yapardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Rabbinin katında ahiret ise, O'na karşı gelmekten sakınanlarındır.

Zuhruf · 35. ayet

Ve zuhrufâ, ve in kullu zâlike lemmâ metâul hayâtid dunyâ, vel âhiretu inde rabbike lil muttekîn

(34-35) Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar ve altın süslemeler yapardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Rabbinin katında ahiret ise, O'na karşı gelmekten sakınanlarındır.

Zuhruf · 36. ayet

Ve men ya’şu an zikrir rahmâni nukayyıd lehu şeytânen fe huve lehu karîn

Kim, Rahmân'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.

Zuhruf · 37. ayet

Ve innehum le yasuddûnehum anis sebîli ve yahsebûne ennehum muhtedûn

Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.

Zuhruf · 38. ayet

Hattâ izâ câenâ kâle yâ leyte beynî ve beyneke bu’del meşrikayni fe bi’sel karîn

Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!" der.

Zuhruf · 39. ayet

Ve len yenfeakumul yevme iz zalemtum ennekum fîl azâbi muşterikûn

Onlara, "(Bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız" denir.

Zuhruf · 40. ayet

E fe ente tusmius summe ev tehdîl umye ve men kâne fî dalâlin mubîn

Sağırlara sen mi duyuracaksın; yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?

Zuhruf · 41. ayet

Fe immâ nezhebenne bike fe innâ minhum muntekımûn

Ya biz seni (bu dünyadan) alır götürürüz de, onlardan intikam alırız.

Zuhruf · 42. ayet

Ev nuriyennekellezî vaadnâhum fe innâ aleyhim muktedirûn

Yahut da, onlara yaptığımız tehdidi sana gösteririz ki, bizim onlara gücümüz yeter.

Zuhruf · 43. ayet

Festemsik billezî ûhıye ileyk, inneke alâ sırâtın mustekîm

Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzeresin.

Zuhruf · 44. ayet

Ve innehu le zikrun leke ve li kavmik, ve sevfe tus’elûn

Şüphesiz bu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.

Zuhruf · 45. ayet

Ves’el men erselnâ min kablike min rusulinâ e cealnâ min dûnir rahmâni âliheten yu’bedûn

Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahmân'dan başka kulluk edilecek ilahlar var etmiş miyiz?

Zuhruf · 46. ayet

Ve lekad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ ilâ fir’avne ve melâihî fe kâle innî resûlu rabbil âlemîn

Andolsun, biz Mûsâ'yı mucizelerimizle Firavun'a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, "Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.

Zuhruf · 47. ayet

Fe lemmâ câehum bi âyâtinâ izâ hum minhâ yadhakûn

(Mûsâ) mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar!

Zuhruf · 48. ayet

Ve mâ nurîhim min âyetin illâ hiye ekberu min uhtihâ ve ehaznâhum bil azâbi leallehum yerciûn

Onlara gösterdiğimiz her bir mucize önceki benzerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye, onları azaba uğrattık.

Zuhruf · 49. ayet

Ve kâlû yâ eyyuhes sâhırud’u lenâ rabbeke bimâ ahide ındeke innenâ le muhtedûn

(Onlar azabı görünce) "Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz" dediler.

Zuhruf · 50. ayet

Fe lemmâ keşefnâ an humul azâbe izâ hum yenkusûn

Fakat biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakmışsın sözlerinden dönüyorlar.

Zuhruf · 51. ayet

Ve nâdâ fir’avnu fî kavmihî kâle yâ kavmi e leyse lî mulku mısra ve hâzihil enhâru tecrî min tahtî, e fe lâ tubsirûn

Firavun kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hâlâ görmüyor musunuz?"

Zuhruf · 52. ayet

Em ene hayrun min hâzellezî huve mehînun ve lâ yekâdu yubîn

"Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adamdan daha hayırlı değil miyim?"

Zuhruf · 53. ayet

Fe lev lâ ulkıye aleyhi esviretun min zehebin ev câe meahul melâiketu mukterinîn

"(Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?"

Zuhruf · 54. ayet

Festehaffe kavmehu fe atâûh, innehum kânû kavmen fâsikîn

Firavun kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.

Zuhruf · 55. ayet

Fe lemmâ âsefûnentekamnâ minhum fe agraknâhum ecmaîn

Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.

Zuhruf · 56. ayet

Fe cealnâhum selefen ve meselen lil âhırîn

Onları, sonradan gelecek inkârcılara, geçmiş bir ibret ve bir örnek kıldık.

Zuhruf · 57. ayet

Ve lemmâ duribebnu meryeme meselen izâ kavmuke minhu yasıddûn

Meryem oğlu İsa bir örnek olarak anlatılınca bir de ne göresin senin kavmin (seni susturacak bir delil buldukları zannıyla) hemen şamata etmeye başlar.

Zuhruf · 58. ayet

Ve kâlû e âlihetunâ hayrun em huve, mâ darebûhu leke illâ cedelâ, bel hum kavmun hasımûn

"Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa İsa mı?" dediler. Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. Şüphesiz onlar kavgacı bir toplumdur.

Zuhruf · 59. ayet

İn huve illâ abdun en’amnâ aleyhi ve cealnâhu meselen li benî isrâîl

İsa, sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları'na örnek kıldığımız bir kuldur.

Zuhruf · 60. ayet

Ve lev neşâu le cealnâ minkum melâiketen fîl ardı yahlufûn

Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık.

Zuhruf · 61. ayet

Ve innehu le ilmun lis sâati, fe lâ temterunne bihâ vettebiûni, hâzâ sırâtun mustekîm

Şüphesiz o Kıyametin (kopacağının) bir bilgisidir. Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin, bana uyun, bu doğru bir yoldur.

Zuhruf · 62. ayet

Ve lâ yasuddennekumuş şeytân, innehu lekum aduvvun mubîn

Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır.

Zuhruf · 63. ayet

Ve lemmâ câe îsâ bil beyyinâti kâle kad ci’tukum bil hikmeti ve li ubeyyine lekum ba’dellezî tahtelifûne fîh, fettekûllâhe ve etîûni

İsa, apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: "Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

Zuhruf · 64. ayet

İnnellâhe huve rabbî ve rabbukum fa’budûh, hâzâ sırâtun mustekîm

Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin, işte bu doğru bir yoldur.

Zuhruf · 65. ayet

Fahtelefel ahzâbu min beynihim, fe veylun lillezîne zalemû min azâbi yevmin elîm

Ama aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azâbından vay o zulmedenlerin haline!

Zuhruf · 66. ayet

Hel yenzurûne illes sâate en te’tiyehum bagteten ve hum lâ yeş’urûn

Onlar (bu tavırlarıyla) ancak, kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini beklemektedirler, halbuki bunun farkında değillerdir.

Zuhruf · 67. ayet

El ehillâu yevme izin ba’duhum li ba’dîn aduvvun illel muttekîn

O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.

Zuhruf · 68. ayet

Yâ ibâdi lâ havfun aleykumul yevme ve lâ entum tahzenûn

(68-69) (Allah şöyle der:) "Ey ayetlerimize inanan ve müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de."

Zuhruf · 69. ayet

Ellezîne âmenû bi âyâtinâ ve kânû muslimîn

(68-69) (Allah şöyle der:) "Ey ayetlerimize inanan ve müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de."

Zuhruf · 70. ayet

Udhulûl cennete entum ve ezvâcukum tuhberûn

"Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içinde cennete giriniz."

Zuhruf · 71. ayet

Yutâfu aleyhim bi sıhâfin min zehebin ve ekvâb, ve fîhâ mâ teştehîhil enfusu ve telezzul a’yun, ve entum fîhâ hâlidûn

Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedî olarak kalacaksınız.

Zuhruf · 72. ayet

Ve tilkel cennetulletî ûristumûhâ bi mâ kuntum ta’melûn

İşte, bu yapmakta olduklarınıza karşılık size mîras verilen cennettir.

Zuhruf · 73. ayet

Lekum fîhâ fâkihetun kesîretun minhâ te’kulûn

Orada sizin için bol bol meyve var, onlardan yersiniz.

Zuhruf · 74. ayet

İnnel mucrimîne fî azâbi cehenneme hâlidûn

Şüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklardır.

Zuhruf · 75. ayet

Lâ yufetteru anhum ve hum fîhi mublisûn

Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde ümitsizdirler.

Zuhruf · 76. ayet

Ve mâ zalemnâhum ve lâkin kânû humuz zâlimîn

Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zâlim idiler.

Zuhruf · 77. ayet

Ve nâdev yâ mâliku li yakdi aleynâ rabbuk, kâle innekum mâkisûn

(Görevli meleğe şöyle seslenirler:) "Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin." O da, "Siz hep böyle kalacaksınız" der.

Zuhruf · 78. ayet

Lekad ci’nâkum bil hakkı ve lâkinne ekserekum lil hakkı kârihûn

Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız.

Zuhruf · 79. ayet

Em ebremû emren fe innâ mubrimûn

Yoksa (gerçeği kabul etmeme konusunda) bir işe kesin karar mı verdiler? Şüphesiz biz de (onları cezalandırmakta) kararlıyız.

Zuhruf · 80. ayet

Em yahsebûne ennâ lâ nesmeu sırrehum ve necvâhum, belâ ve rusulunâ ledeyhim yektubûn

Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır öyle değil, yanlarındaki elçilerimiz (melekler) yazmaktadırlar.

Zuhruf · 81. ayet

Kul in kâne lir rahmâni veledun fe enâ evvelul âbidîn

(Ey Muhammed!) De ki: "Eğer Rahmân'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum."

Zuhruf · 82. ayet

Subhâne rabbis semâvâti vel ardı rabbil arşi ammâ yasıfûn

Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah, onların nitelendirmelerinden uzaktır.

Zuhruf · 83. ayet

Fe zerhum yahûdû ve yel’abû hattâ yulâkû yevme humullezî yû’adûn

Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.

Zuhruf · 84. ayet

Ve huvellezî fîs semâi ilâhun ve fîl ardı ilâh, ve huvel hakîmul alîm

O, gökte de ilâh olandır, yerde de ilah olandır. O hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

Zuhruf · 85. ayet

Ve tebârekellezî lehu mulkus semâvâti vel’ardı ve mâ beynehumâ, ve indehu ilmus sâah, ve ileyhi turceûn

Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah yücedir! Kıyametin bilgisi de yalnız O'nun katındadır ve yalnızca O'na döndürüleceksiniz.

Zuhruf · 86. ayet

Ve lâ yemlikullezîne yed’ûne min dûnihiş şefâte illâ men şehide bil hakkı ve hum ya’lemûn

Onu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler şefaat edebilirler.

Zuhruf · 87. ayet

Ve le in se’eltehum men halakahum le yekûlunnallahu fe ennâ yu’fekûn

Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, "Allah" derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar?

Zuhruf · 88. ayet

Ve kîlihi yâ rabbi inne hâulâi kavmun lâ yu’minûn

Onun (Muhammed'in), "Ya Rabbi!" demesine andolsun ki, şüphesiz bunlar iman etmeyen bir kavimdir.

Zuhruf · 89. ayet

Fasfah anhum ve kul selâm, fe sevfe ya’lemûn

Şimdilik sen onları hoş gör ve "size selam olsun" de. Yakında bilecekler.